Abdülhamit'e göre ABD ve Ortadoğu

Abdülhamit'e göre ABD ve Ortadoğu
Sultan Abdülhamit'in ABD ve Ortadoğu teorisi neydi:

"Ortadoğu'da aylardır süren çatışmalarda şimdiye kadar binlerce insan hayatını kaybetti. Bir yandan halklarına on yıllardır zulüm eden eli kanlı diktatörler, diğer yandan bu eli kanlı diktatörlerden usanmış insanlara 'yol gösteren' eli kanlı ABD. Halk, aslında diktatörlerden kurtulunca ABD'nin kendilerini rahat bırakmayacağını biliyor.

Ancak diktatörlerden kurtuluşun bir nebze de olsa ferahlık getireceğini düşünüyor. Böyle olmasa, ABD'nin Irak ve Afganistan'da yaptığı katliamlara en fazla karşı çıkanlardan biri olan Libya Geçici Ulusal Konsey üyesi arkadaşım Guma el Gamaty, Kaddafi'nin bırakması için NATO'nun daha fazla müdahalede bulunmasını isteyebilir miydi?

El Gamaty'nin NATO'yu göreve çağırmasında kendine göre haklı gerekçeleri var. Zira, on yıllardır binlerce muhalifini sorgusuz sualsiz katleden, binlercesinin ülkeyi terk etmesine sebep olan acımasız bir diktatör var Libya'nın başında. Ülkeyi terk edenlerden biri de El Gamaty. Dolayısıyla uzaktan bakıp, Kaddafi ve diğer diktatörlere isyan eden halka 'Amerikan kuklası' demek işin kolayına kaçmak olur ki, zaten diktatörler, yıllarca halklarına karşı yaptıkları zulmü ABD'nin desteğiyle gerçekleştirdiler.

Bu duruma dikkat çektikten sonra Ortadoğu'daki isyan ve çatışmalara 'Abdülhamit Teorisi'nden bakarak, analiz edebiliriz. Rahmetli Erbakan Hocamızın da sık sık anlattığı ve daha önceki makalelerde de yazdığımız bu teori şöyle: Sultan Abdülhamit Han, önemli bir konuda alacağı karar için Rus Büyükelçisi'ni saraya çağırır ve görüşünü sorardı. Rusya o dönemde Osmanlı'nın en büyük rakibi olduğu için doğal olarak Rus Büyükelçisi de ülkesinin menfaatlerine uygun bir görüş sunardı Abdülhamit'e. Sultan ise büyükelçinin görüşünü alır ancak bu görüşün tam tersini uygulardı.

Rus Büyükelçisi'nin isteğinin tam tersini yapan Sultan Abdülhamit'in bu politikasını Ortadoğu'ya uyarlayarak bir analiz yaptığımızda, 'halk devrimi' diye desteklediğimiz isyanlardan ABD ve İsrail'in memnun olduğu, hatta desteklediği ortaya çıkıyor. Ortadoğu'da halkların kendi kaderlerini tayin edeceği gerçek anlamda bir demokratik devrim gerekiyor kuşkusuz. Ancak, öyle görülüyor ki ABD Ortadoğu'daki halk hareketlerinin yönünü de Washington'a yönlendirmiş. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'un, "Ortadoğu'daki değişim İsrail'in menfaatinedir" sözleri, Ortadoğu'daki değişimin amacının İsrail'i korumak olduğu ortaya çıkmıyor mu? Üstelik ABD bunu Ortadoğu'daki İslami hareketleri de yeni modelin içine katarak yapıyor.

Burada şöyle bir soru sorulabilir:  Halihazırdaki diktatörlükler zaten ABD'nin güdümünde, acaba diktatörlüklerin yerine kurulacak demokratik hükümetler ABD güdümünde de olsa daha iyi olmaz mı? Bu soruya bazıları, en kötü demokratik yönetimlerin en iyi diktatörlüklerden daha iyi olduğunu söyleyerek cevaplandırabilir.

Ancak en kötü demokratik ya da en iyi diktatörlük diye bir ayrım yapmak pek bir anlam içermiyor. Zira, günümüzde halkların yönetime alet edilmesi olan 'demokratur' işlediği sürece bir halk egemenliğinden bahsetmek mümkün değil. Sermaye, bilgi ve medyayı elinde bulunduran güçler halkları istedikleri şekilde yönlendirmiyor mu? Savaş ve açlık pençesinde can çekişen milyonlarca insanın isteği seçimlerde oy kullanmak değil, savaşları ve açlığı yok edecek yönetimlerin başta olmasıdır. Dolayısıyla, diktatörlük, monarşi ya da demokrasi olsun, eğer yönetim iyiyse, merhametliyse değer kazanabilir.

"Abdülhamit Teorisi"ne geri gelince; Öyle görülüyor ki, Ortadoğu'daki isyanlar bizim çizgimiz dışında, pek hayra alamet olmayan gelişmeler... İnşallah tersi olur."

Selahattin Toprak / Milli Gazete

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.