Kürt'ün Kürt'e zulmünü izliyoruz

Kürt'ün Kürt'e zulmünü izliyoruz
"PKK, Kürtleri şiddet sarmalıyla kendisine bağlı hale getirmeye çalışıyor. Kürt’ün Kürt’e zulmünü izliyoruz yıllardır."

Güneydoğu’da Nevruz gösterileri sonrasında ‘sivil itaatsizlik’ eylemleri yapılmaya başladı. BDP’nin 12 Haziran seçimlerinden önce tansiyonu yükselteceği ve sert açıklamalarla gerilimi artıracağı düşünülüyordu. Nitekim BDP’nin başını çektiği eylemler, birçok ilde devam ediyor.

Şehir merkezlerine kurulan çadırlar, yol keserek yapılan oturma eylemleri, yürüyüşler vs... BDP’nin kendi kitlesini motive ve mobilize etmek için eylemsellik içine girmek yanında AK Parti’ye karşı tepki oluşturmak için de daha tahrik edici çıkışlarda bulunması bekleniyordu. Her seçim öncesinde olduğu gibi şu günlerde de aynı taktikleri, aynı hamleleri izliyoruz.

BDP’nin kutuplaştıran, geren, tedirgin eden bu siyaset tarzının ülkenin selameti için yararlı olmadığı şeklinde yaygın bir kanaat var. Özellikle ülkenin dört bir yanında yaşayan insanlar, Güneydoğu’dan yansıyan görüntülerden hoşnut değiller. Kutuplaşmanın ve gerilimin artması, Kürt meselesinin çözümü için gerekli olan toplumsal desteği azaltıyor. PKK’nın terör eylemlerini şantaj aracı olarak kullanması gibi, BDP de sokak gösterilerini hükümeti köşeye sıkıştırmak için kullanıyor. BDP de, herkes de biliyor ki, ortaya konulan söylemlerin bu zaman zarfında karşılık bulması mümkün değil. Ortada çok ucuzcu bir siyasi nemalanma hesabı var. BDP’nin seçimlere yönelik yaptığı yatırım, Kürt meselesinin çözümüne katkı yapmak yerine, süreci zehirleyen bir etki yapıyor.

Tüm bunlara rağmen şunu da vurgulamak gerekir:

Siyasi partilerin kitlesini harekete geçirmek için sosyal görünümlü eylemlerden medet umması belli bir noktaya kadar normaldir, demokratik siyasetin bir parçasıdır. İtici, tahrik edici, kutuplaştırıcı, hatta tahrip edici söylem ve eylemler siyaseten eleştirilebilir, kınanabilir, ancak bir partinin (diğerlerine göre) yanlış yapması da işin doğası gereğidir. Bugüne kadar CHP kriz ve gerilim siyaseti gütmüş, ülkeye ve demokrasiye zarar vermiştir, ama bunun faturasını da seçimlerde ödemiştir. BDP’nin de (başkalarına göre) yanlış da olsa, yaptıkları siyaset alanının içinde görülebilir. Anayasal ve yasal düzene uygun olduğu sürece herkesin yanlış yapma hakkı vardır. Ayrıca birilerinin elinde silahla karakol basmak yerine sokakta kitlesel gösteri yapması daha farklı değerlendirilmelidir.

Sivil itaatsizlik ve yıkıcılık

Amerikalı yazar Henry David Thoreau, sivil itaatsizlik kavramını geliştiren kişi olarak kabul ediliyor. “Yönetim siyasetinin ya da yasaların değişmesini isteyen, aleni, şiddetsiz, vicdani, fakat aynı zamanda siyasi olan, yasa dışı bir eylem” şeklinde tanımlanan sivil itaatsizliğe özellikle Mahatma Gandhi’nin yaptıkları örnek olarak gösteriliyor.

Gandhi, ‘büyük ruh’ yani Mahatma olarak niteleniyor, pasif direnişin, şiddete bulaşmadan gerçekleşen siyasi eylemliliğin lideri olarak görülüyordu. Gandhi devrimciydi ama yıkıcı değildi, pasif direnişçiydi ama teslimiyetçi değildi, tam aksine mücadeleciydi. Gandhi manevi güce inanıyordu, en sessiz eylemlerle en büyük yankıyı yaptı, en yumuşak eylemlerle en sarsıcı sonuçlara ulaştı. Gandhi, silaha, şiddete, kaba kuvvete, çatışmaya karşıydı, ama en sessiz başkaldırıyı ortaya koydu. Onun eylemleri gerçekten sivildi. Ne emir komuta zincirine tabiydi, ne de örgütlü bir güce ve çatışmacı bir kuvvete dayanıyordu.

DP’nin Güneydoğu’da sürdürdüğü eylemlerin birkaç açıdan ‘sivil itaatsizlik’ olarak değerlendirilemeyeceğini düşünüyorum.

Öncelikle bir partinin veya örgütün talimatıyla gerçekleşen bu tür eylemlerin ‘sivillik’ niteliği zaafa uğramaktadır. Örneğin AK Parti teşkilatları böyle bir eylem yapsa kimse bunu sivil itaatsizlik olarak nitelendirme eğiliminde olmaz. Burada sözkonusu olan bir terör örgütü ve onun talimatlarıyla gerçekleşen bir eylemlilik durumu... Birkaç aydır Öcalan İmralı’dan talimatlar veriyor, kalabalıkların meydanlara dökülmesini, çadır kurmasını, oturma eylemi yapmasını istiyor. Burada sivilliği zedeleyen faktör bir örgütün talimatı olmak yanında, bir terör örgütünün talimatı olmasıdır. Çünkü sivil itaatsizlik, şiddeti, terörü, çatışmayı karşısına alır. Aydınlık ile karanlık gibi bunların olduğu yerde sivil itaatsizlik yoktur. Terör örgütü elebaşısının talimatıyla gerçekleşen bir eylemi bu kapsamda tanımlamak yanlışın ötesinde komiktir, milletle dalga geçmek gibidir. Bir yanda eline silah almayan, çatışma ve şiddete tepki gösteren, sessiz devrim yapmaya çalışan Gandhi, diğer yanda 40 bin kişinin ölümüne sebep olan bir terör yapılanmasının başındaki Öcalan... Gandhi sadece mevcut yönetime sessiz bir başkaldırı yapmamıştır, terör örgütlerinin verdikleri mücadeleye ve anlayışa karşı da başkaldırmıştır.

PKK’nın Kürtlere zulmü

PKK gibi bir örgütün ‘sivil itaatsizlik’ eylemlerinden medet umması, kendi varlığını inkardır. PKK, bir kısım sorunların şiddete başvurmadan çözüleceğine inanan insanların aksine eline silahı alıp dağa çıkmış ve binlerce insanı katletmiştir. Böyle bir ölüm makinesinin hak, hukuk, adalet, sivillik, demokrasi gibi kavramlarla yan yana gelmesi en büyük paradoks olur.

Son dönemde biliyoruz ki, Öcalan bölgedeki tüm sivil toplum örgütlerinin DTK bünyesinde bir araya gelmesini, kendi amaçlarına hizmet etmesini istiyor. PKK’nın sivil toplumdan anladığı kendine bağlı olan, kendisinden talimat alan sivil görünümlü örgütler... PKK’nın sivil eylem diye nitelendirdiği eylemlerin hepsi, içinde baskı ve şiddet barındıran eylemler. PKK, Kürtleri şiddet sarmalıyla kendisine bağlı hale getirmeye çalışıyor. Kürt’ün Kürt’e zulmünü izliyoruz yıllardır. Zorla kepenk kapattırılan esnaf Kürt, zorla okula gönderilmeyen çocuk Kürt, zorla haraç alınan iş adamı Kürt, zorla eyleme davet edilen vatandaş Kürt, zorla sandığa gönderilmeyen seçmen Kürt... Marksist Leninist bir örgüt olan PKK, Ortadoğu Baasçılığı yapıyor. Zor, kaba güç, şiddet, tahakküm, despotizm...

Öcalan, onlarca yıldır dibinde ot bitirmeyen, etrafındaki her türlü farklı sesi susturan, eleştirel Kürtleri tehdit eden, biraz popüler olan Kürtleri aşağılayan bir figür...

Öcalan’ın küfürlerinden Osman Baydemir de, Ahmet Türk de, Leyla Zana da, Şivan Perver de, Kemal Burkay da, Mehmet Metiner de, Barzani de nasibini alıyor. Kendisinden olan olmayan, destek veren vermeyen, eleştiren eleştirmeyen herkes bir şekilde Öcalan’ın tehditlerine maruz kalıyor.

Taşlı sopalı ‘sivillikler’

Sivil itaatsizlik eylemi şiddet içermemelidir, kendisine şiddet kullanılmasını gerektirecek şekilde şiddete tevessül etmemelidir. Oysa bakıyoruz, milletvekilinin biri taş atıyor, biri tokat atıyor, diğer göstericiler tehditle yol kesiyor, araçları taşlıyor. Eyleme katılmamak bir nevi hainlik olarak görülüyor. Kepenk kapatmayan, gösteriye katılmayan, sivil itaatsizliğe destek vermeyen bir şekilde tehdit ediliyor, cezalandırılıyor. Oysa Gandhi’nin eylemlerinin birinci kuralı, ‘insanların sivil itaatsizliğe zorlanamayacağı’dır.

Sivil itaatsizlik eylemleri, üçüncü şahıslara zarar vermez, onların günlük yaşamlarını olumsuz etkilemez. Güneydoğu’nun birçok şehrinde en işlek caddeye kurulan çadırlar, kapatılan yollar, yapılan gösterilen halkın günlük yaşamını derinden etkiliyor, esnafa ve sade vatandaşa zarar veriyor.

Sivil itaatsizlik eylemleri ‘barışçıl amaçlı protestolar’dır. BDP’li milletvekili gibi yoldan geçen araçlar tekmelenmez, etrafa baskı yapılmaz. Bunlar, Gandhi’nin eylemlerin arkasında yatan ahlaki derinliği ıskalamış görünüyorlar.

Netice olarak terör ve şiddet yöntemine karşı sivil ve demokratik yöntemler öne çıkarılmalıdır. Tüm partilerin bu çizgide mücadele vermeleri gerekir. Sivil itaatsizlik bir yöntemdir ama terör örgütünün talimatıyla yapılan, zorlamaya dayanan, etrafına zarar veren, günlük yaşamı olumsuz etkileyen bir eylem sivil itaatsizlik kapsamında görülemez...

Doç. Dr. Yalçın Akdoğan- Siyaset Bilimci/ Star

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.