Ezilen Kürtler mi, Dindarlar mı?

Ezilen Kürtler mi, Dindarlar mı?
Yeni Akit’in hukukçu yazarlarından Ali Karahasanoğlu, bugünkü yazısında Hatip Dicle üzerinden bir bardak suda fırtına koparmak isteyen çevrelere can alıcı sorular yöneltti

…Karahasanoğlu, Hatip Dicle kararı üzerinden “Dindarİnsanlar”ın vurulmak istendiğini belirttiği yazısında, “Bu ülkede Kürtler mi eziliyor, yoksa dindarlar mı? Kürtlere mi savaş açılıyor, dindarlara mı?” diye sordu.

İşte Yeni Akit Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Ali Karahasanoğlu’nun o çok konuşulacak ilginç analizi:

Hadi ordan ahlaksızlar!

Hatip Dicle hakkında YSK’nın aldığı karar üzerine, yine vurulacak yer bulundu:
“Dindar insanlar!”
Nasıl vuruyorlar, dindar insanlara?
Efendim, 2002 yılında da, Tayyip Erdoğan aynı durumda imiş.
Bizler ortalığı vaveylaya vermişiz, “Milli irade seçiyor, yargı kurumları engelliyor” demişiz.
Yargı kararları ile, Tayyip Erdoğan’ın milletvekili seçilmesine engel çıkarılmasına “hukuk cinayeti” tanımlaması yapmışız.
Sonuçta Tayyip Erdoğan için anayasa değiştirilip, milletvekili seçilmesi sağlanmış!
Şimdi ise, işler dönmüş. Hatip Dicle aynı duruma düşmüş. Biz olaya, şimdi başka türlü yaklaşıyormuşuz!
Buyrun birlikte bakalım; acaba Tayyip Erdoğan’ın durumu ile, Hatip Dicle’nin durumu aynı mı? Bakalım ahlaksızlık yapan, ikiyüzlülük sergileyen, çifte standartçılık yapan biz miyiz, yoksa her konuyu dindar insanları ezmek için bahane edenler mi?
Önce 2002 yılında Tayyip Erdoğan’ın başına gelen ne idi, ona bakalım.
Tayyip Erdoğan, 2002 seçimleri öncesinde, şiir okuduğu için aldığı mahkumiyet kararının TCK 312/2’deki kanun değişikliği sebebi ile tekrar gözden geçirilmesini yerel mahkemeden istemiş ve lehine karar almıştı.
Hatip Dicle’de ise, lehine alınmış hiç bir karar yok.
İlaveten söyleyelim; Tayyip Erdoğan olayında, lehe verilen kararın, Başsavcı ve Adalet Bakanı ortak operasyonu ile, iki günde faks yolu ile Diyarbakır’dan getirtilip, bekleyen binlerce dosyanın önüne geçirilerek skandal şekilde iptal edilmesi vardı..
Hatip Dicle’nin dosyasının öne alınması, sırasının beklenmemesi gibi bir durum ise söz konusu değil. Adalet Bakanı ile Başsavcı’nın operasyonu, hiç sözkonusu değil. Dosyasının faksla alınıp, aleyhine neticelendirilmesi şeklinde bir iddia da, kimse tarafından söylenmiyor..
Hadi diyelim ki, işin o kısımları ayrıntı.
Esas noktaya gelelim.
Tayyip Erdoğan için anayasada hangi değişiklik yapıldı? Milletvekili seçilmesi önlenirken gerekçe gösterilen madde somut muydu, yoksa ideolojik bir kararla mı o engelleme yapılmıştı?
Herkesin mutabık kalacağı bir uygulama ile mi Erdoğan’ın önü kesilmişti, yoksa akıllara ziyan bir kararla mı engel çıkartılmıştı?
Buyrun Tayyip Erdoğan’ın milletvekili seçilmesine engel olarak gösterilen ve daha sonra anayasa değişikliği ile düzeltilen maddeyi okuyalım:
Anayasa Madde 76: “En az ilkokul mezunu olmayanlar, ... ideolojik ve anarşik eylemlere katılma, ... milletvekili seçilemezler.”
Bu maddedeki “ideolojik ve anarşik eylemlere katılma” ifadesini, buyursun en baba hukukçu bize tam olarak açıklasın da görelim.
Nereye çekerseniz, oraya gelecek bir ifade. Ben derim ki “Suça tahrik bu kapsama girmez”, bir başkası “Girer” der. Birisi “Yasadışı gösteri bu kapsamdadır” der, diğeri “Ne alakası var” der..
Tayyip Bey, işte bu madde gerekçe gösterilerek milletvekili seçtirilmemişti.
Peki Hatip Dicle’ninki öyle mi?
Bence hiç değil..
Maddenin eski şeklinde de, yeni şeklinde de olan ilgili bölüm şöyle: Anayasa Madde 76: “En az ilkokul mezunu olmayanlar, ... bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar; ... milletvekili seçilemezler.”
Şimdi BDP’nin yarısından fazlası hukukçu olan milletvekilleri, gelsinler söylesinler. Bir yıl 8 ay hapis cezası almış bir adam, bu madde orada iken, nasıl milletvekili seçilecek?
“Hatip Dicle bu kapsamda değildir” diyebilecek bir tek kişi çıkabilecek mi?
Tayyip Erdoğan olayında, biz olayın hukuki izahını tek tek yapıyorduk. Tayyip Bey’in durumunun, anayasadaki “anarşik-ideolojik eyleme girmediği”ni izah ediyorduk. Bunun için sayfalar dolusu gerekçe getiriyorduk.
Şimdi bir tek hukukçu, “Hatip Dicle’nin durumu aslında anayasadaki engel kapsamında değildir” diyebiliyor mu?
Diyemiyor.
O halde, niye Tayyip Bey ile Hatip Dicle’nin durumu karşılaştırılıyor?
Kaldı ki, alınan ceza miktarları açısından da benzerlik yok. Anayasa, eşik olarak “bir yıl hapis cezası”nı esas almış.
Tayyip Bey, bir yıldan az, sadece 10 ay ceza almıştı. Hatip Dicle ise, bir yıl 8 ay hapis cezası almış. Ceza miktarı da tutmuyor.
Ama, bir fırsat daha buldular, dindar insanlara vuruyorlar ha vuruyorlar.
Şimdi, Dicle kararı ile Kürtlere savaş açıldığını, Kürtlerin ezildiğini ileri sürenler çıkıp söylesinler.. Tayyip Erdoğan, bu ülkenin başbakanı olacak insandı. Onu bile engellediler. Ama ülkede bir tane cam kırılmadı. Hukuka uyarak, gerekli değişiklik yapıldı.
Ama Hatip Dicle’nin başbakan falan olacağı yok. Sıradan bir milletvekili olacak. Buna rağmen, neredeyse ülkeyi kan gölüne çevirme tehditleri yapılıyor.
Şimdi tekrar soralım: “Bu ülkede Kürtler mi eziliyor, yoksa dindarlar mı? Kürtlere mi savaş açılıyor, dindarlara mı?”

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.