Askeri yargıda bir skandal daha
Askeri yargıdaki skandallara bir yenisi daha eklendi. 2007’de Tunceli’de jandarma er olarak askerlik görevini yapan Deniz Erdoğan (25), bir asker arkadaşının sorumsuzluğu yüzünden G-3 tüfeğiyle sağ bacağından ağır şekilde yaralanır. Erdoğan’ın bacak bileğindeki kemik dokusu 20 santim boyunda tamamen tahrip olur. 3 yıl süren tedavi süreci sonunda bacağı 7 santim kısalan Erdoğan, kısmi sakat kalır. Bu arada konu askeri mahkemeye intikal eder, ancak yine bildik bir skandal yaşanır. Hem komutanlar, hem de askeri mahkeme olayı örtbas yoluna gider.
ANNE ERDOĞAN’IN FERYADI
Gencecik evladının başına gelenlerle birlikte hayatı kararan anne Huriye Erdoğan, 3 yıl boyunca yaşadıklarını Yeni Akit’e anlattı. Olayı, ancak üç gün sonra oğlundan öğrenebildiğini belirterek Anne Erdoğan, “Askeriyeden kimse bizi aramadı. Üç gün sonra oğlum bilinci yerine geldiğinde bir hemşirenin cep telefonundan arayarak bizi haberdar etti” dedi. Dava sürecinde de skandalların birbirini takip ettiğini kaydeden Anne Erdoğan şöyle konuştu: “Şikâyetçi olmamıza rağmen dava kamu davasına dönüştürüldü. Ardından daha oğlumun tedavisi bitmeden mahkeme sonlandırıldı. Askeri savcı ile görüştüm, ‘Huriye hanım özür dilerim, bu dava bitmemeliydi’ dedi. 3 yıl süren tedavi için 150 bin lira para harcadım. Hastaneye gelirken kimi zaman yol parası bulamadığım oldu. Gazilik maaşı için Jandarmaya, Genelkurmay’a gittim, bana, ‘çatışmada olmadığı için o bizim askerimiz değil’ dediler.”
Askeri yargıdaki skandallar bitmek bilmiyor. 2007’de Tunceli Nazimiye’de jandarma er olarak vatani görevini yapan Deniz Erdoğan (25), 28 Eylül 2007 günü bir asker arkadaşının sorumsuzluğunun sonucu sağ bacağından ağır şekilde yaralanır. Erdoğan’ın bacak bileğinde 20 santim kemik doku tamamen tahrip olmuştur. 3 yıl süren tedavi süreci sonunda bacağı 7 santim kısalan Erdoğan kısmi sakat kalır. Bu arada konu askeri mahkemeye intikal eder, ancak yine bildik bir skandal yaşanır. Hem komutanlar, hem de askeri mahkeme olayı örtbas yoluna gider.
OLAY NASIL OLDU?
Erdoğan, 28 Eylül 2007 günü istirahat saatinde bir arkadaşıyla askeri birliğin eğitim sahasında vakit geçirirken, birlikten diğer bir er; Miraç Kalkan, 7 -8 metre uzaklıktaki nöbet yerinde bekleyen nöbetçi askerin yanına gider. Nöbetçi askerin G – 3 tüfeğini alan Kalkan, silahı kurcalarken seriye alarak kurma kolunu çeker. Kalkan’ın elinden silahını almak isteyen nöbetçiye mukavemet edince, aralarında arbede çıkar ve ateş alan tüfekten bir anda 17 mermi boşalır. İşte o mermilerden üçü, birkaç metre ötedeki Deniz Erdoğan’ın sağ ayak bileğine isabet eder. Gencecik evladının başına gelenlerle birlikte hayatı kararan anne Huriye Erdoğan, 3 yıl boyunca yaşadıklarını Yeni Akit’e anlattı.
“OĞLUM HEMŞİRENİN TELEFONUNDAN ARADI”
Aydın’da ikamet eden anne Huriye Erdoğan, olayı, ancak üç gün sonra oğlundan öğrenebildiğini belirterek, “Deniz’i önce Elazığ askeri hastanesine kaldırmışlar, ardından askeri helikopterle Ankara GATA’ya nakletmişler. Askeriyeden hiçbir yetkili bizi bilgilendirmedi. Üç gün sonra oğlum bilinci yerine geldiğinde bir hemşirenin cep telefonundan arayarak bizi haberdar etti. Ondan sonra ben kendim karargâhı telefonla arayarak alay komutanı Ali Özkara ve bölük komutanı Fuat Aytun’a ulaştım. Fakat bunlar olayı örtbas etmek için ellerinden geleni yaptılar” dedi.
“CEZA DADAVASI, KAMU DAVASINA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ”
Konu mahkemeye intikal ettiğinde, şikâyetçi olduklarını söylemelerine rağmen davanın ceza davası yerine kamu davasına dönüştürüldüğünü kaydeden Huriye Erdoğan, “Öncelikli olarak oğlumun sağlığı ile ilgilenmek durumunda olduğumdan mahkeme sürecini takip edemedik. iki defa avukat tuttuk, ancak avukatlar duruşmalara katılmadı. Kanunen biz şikâyetimizden vazgeçmedikçe dava kamu davasına dönüştürülemez, ancak sonra öğrendik ki, dava kapatılmış, sadece kamu davası olarak görülüyor. Tüfeğin arızalı olduğu, piminin kırık olduğu rapor edildi. Görüştüğüm uzmanlar ‘pimi kırık silah ateş almaz’ diyor. Askeriyede silahların düzenli olarak bakımdan geçtiğini söylüyorlar” diye konuştu.
“TEDAVİ BİTMEDEN DAVAYI BİTİRDİLER”
Kanuna göre tedavi devam ederken davanın sonlandırılmaması gerektiğine dikkat çeken Huriye Erdoğan, “Dava Elazığ askeri mahkemesinde görülüyordu. Mahkemeye gitmek bile bizim için maddi bir külfet oluyordu. Sonra öğrendik ki, kamu davası da sonuçlanmış. Daha oğlumun akıbeti belli olmadan mahkeme kararını vermiş, Miraç Kalkan’a 5 ay 25 gün hapse hükmedilmiş, o da para cezasına çevrilmiş. Bir de 17 mermiyi boş yere harcadığı için 12,69 TL ‘hazine zararı’ parası istenmiş. Ben daha sonra askeri savcı ile görüştüm, telefonda, ‘Huriye hanım özür dilerim, bu dava bitmemeliydi’ dedi. Davaya bakan Askeri Hakim Hüseyin Gedik ile görüştüm, bana olmadık hakaretler etti. Bunların kesinlikle rüşvet aldıklarını düşünüyorum” dedi.
“O BİZİM ASKERİMİZ DEĞİL’ DEDİLER”
Oğlunun 3 yıl süren tedavisi sürecinde 150 bin lira para harcadığını ifade eden Huriye Erdoğan şöyle konuştu: “Hastaneye gelirken kimi zaman yol parası bulamadığım oldu. Birkaç kez Ankara valiliğine ve belediyeye dilekçeyle başvurdum, sağ olsunlar, harçlık verdiler. Ancak askeriyeden tek kuruş yardım alamadık. Jandarmaya, Genelkurmay’a gittim, bana, ‘çatışmada olmadığı için o bizim askerimiz değil’ dediler. Tek isteğimiz, oğluma gazilik unvanı verilmesi ve gazi maaşı bağlanması.”
YENİ AKİT/ ERTUĞRUL CESUR
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.