Bu cemaatin amacı ne?

Bu cemaatin amacı ne?
Son 4-5 yıldır Türkiye'deki cemaatlerle ehl-i sünnet şemsiyesi altında irtibata geçen bu cemaatten haberiniz var mı?

Siyasetin tam ortasında bir cemaat, hayatın bizzat içinde! Hindistan ve Pakistan'da güçlü siyasi partileri olan, meclise giren ve seçimlerde başka cemaatlerle “işbirliği” yapan bir cemaat!

Osmanlı'nın ayakta kalma mücadelesine, özellikle 1. Dünya Savaşında emperyalist güçlere karşı verdiği mücadeleye, Osmanlı'nın hilafetini tanıyarak ve olanca kuvvetiyle yardım göndererek destek vermiş bir cemaat…



Bu cemaatin amacı ne?

“Diyobendiye” cemaatinden bahsediyorum; İngiliz işgaline karşı Müslüman münevveri yetiştirmek, cahil halkı aydınlatmak, topluma siyasi bilinç vererek onları İngiliz emperyalizmine karşı harekete geçirmek, Müslümanların Hinduizm ve Hıristiyanlığa kaymasını önlemek amacıyla kurulan medreselerin çevresinde oluşan Diyobendiye cemaatinden.

Diyobend medreselerine kimler gider?

Diyobend Daru'l-Ulum'u ilk olarak 1866'da Delhi'nin 150 km kuzeyinde bulunan Diyobend kasabasında Reşid Ahmed Ganguhi ve Muhammed Kasım Nanutevi (Nanevtev) tarafından kurulmuş. Eğitime hâlâ devam etmekte olan bu medreselerin sayısının Hint alt kıtasında 10 bin olduğu söyleniyor. Öğrencileri ise sadece Hindistanlı Müslümanlarla sınırlı değil. Endonezya'dan, Arabistan'dan, Özbekistan'dan ve Asya'nın muhtelif ülkelerinden gelen Müslümanlar da eğitim görüyor. Sayıları çok az olmakla birlikte, Türkiye'den gidip orada ilim tahsil edenler de var. Ancak Türkiye'den gidenler daha çok Nedvetü'l-Ulema medreselerini tercih ediyorlar.



Diyobendilerin fikri temelleri

Diyobendiye medreselerinin temelleri, ehl-i sünnet esasları ve hanefi fıkhına dayanır. Diyobendiye sadece zahiri ilimlerle değil batını ilimlerle de meşguldür. Tasavvufi görüş olarak Nakşibendi tarikatını (Müceddidiyye - İmam Rabbani) benimsemiştir. Bu medreselerde hocalarla talebeler arasında daha çok şeyh - mürid ilişkisi söz konusudur. Fakat Diyobendiler, tarikatı bir taklit anlayışıyla değil, bir eğitim ve yaşama biçimi olarak ele almışlardır. Fıkhı esas alıp buna uymadığını düşündükleri tasavvufi pratikleri -Nakşilik de olsa- reddetmişlerdir. Bu tavır onları, tabiri caizse, ham sofu olmaktan kurtarmaktadır. Nicelerinin sağ çıkamayıp boğulduğu tasavvuf deryasında, müntesiplerine fıkıh gibi bir can simidi takıp bu deryada yüzmeyi öğretmekte, böylece denizler aşmalarını ve boğulmamalarını sağlamaya çalışmaktaktadırlar.

Bir Diyobendîyi nerden tanırsın?

İslamın bütün yabancı unsurlardan arındırılması fikri üzerinde dururlar. Bid’atlerle ve itikadi sapmalarla mücadele ederler.

Diyobendiye, önemli bir şeyin de farkında! İslamı sadece okuyup öğrenilen bir bilgi hazinesi olarak değil, aynı zamanda hayata aktarılıp uygulanan bir model olarak sunma amacındadır. Bu; camilere, kadın-erkek kıyafetlerine kadar yansımıştır. Mesela tipik bir Diyobendi cemaati üyesi sakal bırakır, başına sarık veya takke takar, şalvar ve entari giyer. Elinden tesbih eksik olmaz. Bu özellikleriyle bize Mahmud Efendi cemaatini anımsatmaktadır.

Diyobendilerin Türkiye ile ilişkisi

Mahmud Efendi demişken şunu da hatırlatalım: Diyobendiye cemaatinin Nanutevi adıyla verdikleri prestijli bir ödül var. Bu ödülü Mahmud Ustaosmanoğlu'na vermek için geçtiğimiz yıl Türkiye'ye geldiler. (Bir hatırlatma daha: Yeni Şafak gazetesi, mezkûr cemaatle Diyobendiyenin yaptığı o organizasyonu "Cübbeli Ahmet’ten provakasyon hazırlığı" şeklinde bir manşetle duyurmuştu!) Bununla birlikte Diyobendiye'nin Türkiye'de bir temsilcisinin olup olmadığı bilinmemektedir. Bu nedenle Türkiye'de çok bilinmezler. Son 4-5 yıldır Türkiye'deki cemaatlerle ehl-i sünnet şemsiyesi altında irtibata geçmektedirler. (Ehl-i Sünnet Platformu)



Vakıf her yerde!

Diyobendiye medreseleri vakıf sistemiyle, hayırseverlerden yardım alarak 145 yıldır faaliyetlerine devam etmekte. Bu vakıf sistemi nedeniyle talebelerden ücret alınmaz. Hatta onlara burs verilir. Ancak Hint alt kıtasının fakir bölgelerinde bulunan medreselerinde, öğrenciler bazı dönemlerde bütün bir günü sadece bir tas çorbayla bazen de kuru ekmek ve peynir ile geçirmek zorunda kalıyorlar. Oradaki kardeşlerimiz din-i mübin-i İslam’ı daha iyi öğrenip yaşamak ve yaşatmak için -zor şartlar altında olsalar da- eğitimlerine devam ediyorlar. Ne diyelim, bize de onlara selam etmek düşer!

dunyabizim.com

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.