"ABİ" işi saldırı
Kürt sorunuyla ilgili siyaset endeksli devam eden gündemin ortasında Diyarbakır’da çatışma çıkması ve 13 şehit verilmesi kafaları karıştırdı. Şüphesiz tesadüfi sebeplere bağlanarak izah edilebilecek bir durum değil. Bu tip olayların ardından hep dile getirilen “Karanlık güçler yine iş başında!” ifadesi yine seslendirilse de aslında altının hiç de boş olmadığını anlamak mümkün. Çünkü son saldırının meydana geldiği Diyarbakır’da uzun süredir bir hareketlilik vardı. Hatta emniyet yetkilileri ve askerî yetkililer böyle bir saldırıyı PKK’nın tek başına yapamayacağını vurguluyor. Onlara göre, istihbaratın ve teknolojinin bu kadar geliştiği dönemde kalabalık PKK’lı bir grubun yerel veya derin güçlerden yardım almadan saldırı düzenlemesi, hatta bölgede barınması imkânsız. Diyarbakır ve civarındaki arazilerde alınan istihbarat bilgileri ışığında yoğun bir hareketlilik yaşandığı resmî raporlara girmiş olmasına rağmen önlem alınmaması şüphe uyandırıyor. Geçen haftaki sayımızda istihbarat raporlarına yansıyan tehlikeli durumu şöyle aktarmıştık: “Diyarbakır, Tunceli, Hakkâri, Şırnak, Van kırsalında ‘telsiz kestirme’ uygulamasına geçildi. Bu şu anlama geliyor: Bu dağlarda daha önce olmadık şekilde terör hareketliliği var. Ergenekon yanlısı bazı askerlerin yürüyen davaları ve tutuklamaları protesto etmek için gönülsüz görev yaptıkları ileri sürülüyor. Aynı şekilde korucular arasında örgüte yardım ve destek sağlayanların varlığına dikkat çekiliyor. JİTEM’e çalışan kişilerin de yaz sıcağı ile birlikte kırsal ve şehir arasında mekik dokudukları üzerinde duruluyor.”
Saldırının türü PKK’nın klasik yöntemine benzemiyor ve arkasında soru işaretleri bırakacak bir vakayı andırıyor. Çünkü ‘el bombası atılması sonucu yangın çıktı’ açıklaması pek tatmin edici bulunmuyor. El bombaları sadece yerde 5-10 santimlik bir çukur açar ve parça tesirli olduğu için etrafa dağılır. Oysa olay yerinde yarım metreyi aşan bir çukur açılmış. Bu saldırının aktarıldığı gibi el bombası ile yapılmadığını gösteriyor. Rutin arazi taramasının ise o bölgede yapılmadığı ve resmî bir operasyon dâhilinde olmadığı belirtiliyor. Bu durumda ‘Bu askerin arazide ne işi vardı?’ sorusu ehemmiyet kazanıyor. Çünkü Silvan’dan çok Lice ve Kulp kırsalının taranması gerekiyordu. Saldırı şekline bakıldığında, PKK’nın bir grup askeri ablukaya alıp 13’ünü şehit ettikten sonra hareket kabiliyetlerini ortadan kaldırması mümkün gözükmüyor. Terör uzmanlarına göre, bu işi ancak Özal Harp eğitimi almış ARA-BUL-İMHA ET (ABİ) nizamını bilenler yapabilir. Bu stratejide düşman kuvvetleri aranıp bulunur. Alınan istihbaratlar doğrultusunda istenilen noktaya çeşitli izler bırakılarak düşman çekilir, ardından kaçış imkânı tanımaksızın tamamen imhaya yönelik saldırı düzenlenir. Sorulacak sorulardan biri de şu: “PKK’lılar Özel Harp taktiğini nereden biliyor?” PKK’lılar özel birileri tarafından korunuyor ve saldırı stratejisi eğitiminden geçiriliyor. (Aksiyon, JİTEM mensuplarının başka görevlerle bölgeye geçtiklerini ve özel eğitim almış 100 kadar itirafçının da dağ kadrosuna dâhil olduğunu daha önce yazmıştı.) Saldırıların bundan sonra giderek yayılacağı da KCK Yürütme Konseyi tarafından duyuruldu. İşin tehlikeli yanı, sözde ‘Demokratik Özerklik’ ilanı sürecinin başlaması ile şehir saldırılarının KCK/PKK mensupları tarafından tırmandırılacak olması. Arazide verilen kayıplar büyük; ancak şehrin göbeğinde gerçekleştirilecek saldırıların oluşturacağı psikolojik etkinin daha kalıcı izler bırakacağını söylemek mümkün. Zira Yüksekova’daki iki uzman çavuşun şehit edilmesi, Siirt’te devriye görevi yapan araçta bir komiserin şehit edilmesi, Siirt’te KCK/PKK’nın yol kesip kimlik kontrolü yapması (1990’lı yılarda yapılıyordu) ve Van Çatak ilçesinde yüksek bir tepeden polis panzerine silahlı saldırıda bulunulması örgütün dağ ile şehir arasında rahatça dolaştığının göstergesi. Örgüt ve ‘karanlık güçler’ ‘her yerde varız’ mesajı vererek güvenlik güçlerini ve Türkiye’yi zor durumda bırakmak, halkı sindirip istediği gibi yönetmek istiyor. Yani özerklik şartlarını kabul ettirmeye zorluyor.
Olayın siyasi boyutu ise çok farklı. Çünkü ‘Genç PKK’lılar’ veya ‘Derin PKK’ denilen yapı Ergenekon yapılanmasının bir uzantısı olarak asla barış istemiyor ve örgütün KCK adı altında daha mobilize olmasını talep ediyor. Bütün hamle ve stratejilerini bu yönde geliştiriyor. Örneğin, İmralı’da bulunan Abdullah Öcalan avukat görüşmesi sonucunda yaptığı açıklamada (8 Temmuz) ‘uzlaşma için mutabakat sağlandı’ mesajı verirken aynı gün derin kanattan olan Mustafa Karasu, artık tahammülleri kalmadığını ve sonuna kadar savaşacaklarını söyledi. Bu bir meydan okuma hatta daha önemlisi Öcalan’a rağmen yeni bir örgütün ortaya çıkışının tescili oldu. Muhatabın Öcalan’dan önce kendileri, yani Kandil olduğu mesajını içeren açıklamadan iki gün sonra Lice’de iki asker ve bir sağlık görevlisi PKK tarafından kaçırıldı. Olayın meydana geldiği yer ise manidardı. Ziyaret bölgesi olarak geçen alanda meydana gelen kaçırma hadisesi aslında Öcalan’a mesaj niteliğindeydi. Çünkü Ziyaret Köyü ve civarı, eski adıyla Fis bölgesi Öcalan’ın PKK’yı resmî olarak ilan ettiği ve toplantılar (1978) düzenlediği bölge. Derin kadro, ‘Öcalan’a işi başlattığın yerden devam etmek zorundasın’ mesajı vermiş oldu.
PKK’lı sayısı 4 bin 500
Peki, çeşitli saldırılar düzenleyen ve son günlerde şiddeti tırmandıran KCK/PKK’nın kadrosu ne kadar? Bu kadronun ne kadarı Türkiye sınırında ve nerelerde terör faaliyeti yürütüyor? Kandil kadrosunda toplam 4 bin 500 militan bulunuyor. Bunların 2 bin 500’ü Türkiye sınırlarına geçmiş durumda. Yoğunlaştıkları alanların başında Hakkâri, Şırnak, Diyarbakır, Van kırsalı geliyor. Bu rakamlara KCK’nın Öz Savunma Birlikleri olarak nitelediği militanların önemli bölümü dâhil değil. Bunlar daha çok şehirlerde faaliyet yürütüyor ancak gerek görüldüğünde dağ kadrosuna katılıyor. Örgütün ‘Özerklik’ için bazı illere yoğun şekilde silah ve mühimmat yığınağı yaptığı aktarılıyor. Bir çatışma hâlinde bu silahlar şehirdeki milislere veya ‘Cepheciler’ olarak tabir edilen kişilere verilecek.
Terör yeni stratejisi gereği Türkiye’yi 4 ana bölgeye ayırmış durumda. Dersim Eyaleti, Hakkâri Saha Komutanlığı,
Amed (Diyarbakır) Eyaleti ve Batı Türkiye. Bölgelerin alanları hayli geniş. Mesela Dersim Eyaleti içine Karadeniz Bölgesi’nin tamamı, Tunceli, Elazığ, Bingöl, Malatya ve civarındaki alanlar ile İç Anadolu’nun tamamı giriyor. Bu bölgeyi Rüstem kod adlı eski JİTEM mensubu ile KCK/PKK adına Sabri Başkale kod adlı Fethi Şarlatan koordine ediyor. Şarlatan, öteden beri derin ilişkilerinden dolayı PKK’nın Ankara Grubu’na bağlı biri olarak biliniyor. KCK’nın A Takımı’nda yer alıyor. ‘Özel Harp’ eğitimi alan 1971 doğumlu bu teröristin askerî yönü kuvvetli. 2003 yılından beri Dersim eyalet komutanlığı yapıyor. Kırmızı bültenle aranıyor. Ayrıca HPG (Halkın Savunma Güçleri) Meclis üyesi konumunda.
Hakkâri alanı Van bölgesini de içine alan ve Diyarbakır’ın bir kısmına kadar uzanan coğrafyayı kapsıyor. Burası JİTEM’den ayrılan itirafçıların yoğunlaştığı alanlardan biri. KCK-PKK adına burayı Suriye kökenli ancak derin bağlantıları olan Şahin kod adlı Ferhat Abdi Şahin yönetiyor. Örgüt içinde Öcalan’ın manevi oğlu olarak biliniyor. Amed Eyalet Koordinatörü, Sofi Nurettin adlı Suriyeli biri. En önemli özelliği istihbarat örgütleri ve JİTEM’in karanlık kolu ile arasının çok iyi olması. HPG’nin önemli isimlerinden biri olan Nurettin’in Türkçe, Kürtçe, Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca biliyor olması onu ‘derin’ bir kişilik konumuna getiriyor. Batı Türkiye olarak tanımlanan yer ise Ankara’dan sonraki bölge ile birlikte Akdeniz’i de içine alan geniş coğrafyayı kapsıyor. Burayı Kasım Engin kod adlı İsmail Nazlıkulu yönetiyor. Yurtdışında yaşayan Nazlıkulu, örgütün yeni Sabri Ok’u olarak lanse ediliyor.
aksiyon
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.