Cevat Hoca şampiyonluk hikayesini anlattı

Cevat Hoca şampiyonluk hikayesini anlattı
Galatasaray Profesyonel Futbol Takımı Teknik Sorumlusu Cevat Güler, Galatasaray'ın şampiyonluğa giden yolda yaşadıkları olayları anlatırken, futbolculara da büyük övgüler yağdırdı.

Sarı - kırmızılı kulübün resmi internet sitesine yansıyan Cevat Güler'in konuşmasının ayrıntıları şöyle;

34 haftalık maratonun sonunda Galatasaray en yakın üç rakibine 6'şar puan fark atarak mutlu sona ulaştı. İlk haftadan son haftaya kadar nasıl oldu? Siz zaten bu kulübün içinde uzun yıllardır emek harcayan kişilerin başında geliyorsunuz. Bu sezona da teknik kadro içinde başladınız, sonrasındaki değişikliklerle sorumluluk tamamen size geçti. İsviçre, Almanya kampından kısa başlıklarla bu sezonu konuşmaya başlayalım.

Sondan başlayayım. Sorumluluk bana geçmedi. Biz üç arkadaş birlikte sorumluluğu üstlendik, birlikte devam ettik. Sezon başında biliyorsunuz Sayın Kalli, Ahmet Akcan ve bizler teknik ekibi oluşturduk. Burada başladığımız çalışmalar İsviçre ve Almanya'da devam etti. O dönemleri birlikte yaşadık. Yoğun sıcak havaların olduğu dönemde başladık, İsviçre ve Almanya'da daha soğuk hava olması dolayısıyla oraya gittik. Yeni bir takımımız vardı, geniş bir kadroyla kampa gittik, kamp sonunda bir kısım arkadaşlarımız, futbolcu kardeşlerimiz bizden ayrıldı. Yolumuza devam ettik. çalışmalarımız yoğun olarak devam etti, günde bazen iki antrenman bazen üç antrenmanla devam etti. Yoğun günlerdi. Kışın yılbaşında ligin erken bitmesi, daha sonra hazırlık kampının burada olması, aradaki zamanın az olması, kampa gidemeyişimiz… Kendi tesislerimizde kamp yapmaya devam ettik. Son 6 haftaya kadar tüm hocalar birlikteydik; 5 hoca birlikteydik. Kalli Hoca'nın ayrılmasıyla ve arkasından Ahmet Hoca'nın da ayrılmasıyla birlikte sorumluluk ve görev bize düştü. Biz elimizden gelen gayreti gösterip mutlu sona ulaştık.

50 yıllık lig tarihinde ilk defa teknik adam değişikliği yaşayan bir takım şampiyon oldu. Feldkamp, Ahmet Akcan ve sizler bir ekiptiniz ama yoldan ayrılan iki kişiden sonra 5'e bölünen pay 3'e bölünmüş oldu.

Değişiklik değil eksilme diyelim biz ona. çünkü Burak Hoca'nın dediği gibi sezon başında Kalli Hoca'nın bizden istediği, 5 hocanın sorumlulukları vardı, yetkileri vardı antrenman içinde antrenman dışında yetkileri vardı. O yetkiler ve sorumluluklar 3'e indi. Yine biz aynı şekilde 3 hoca yine rakiplerin analizini, sahaya çıkılacak taktiklerin ne olacağını daha yoğun çalıştık. Daha önce tabiî ki en son kararı hocaya bıraktığımız için -Hoca olduğu için bıraktığımız için- biz son aşamada daha rahattık belki. Hafta içinde biz daha yoğun çalışıyorduk, şimdi hafta sonunu da biz yüklenmiş olduk. Ben öyle bir istatistik tutulduğunu bilmiyordum. Bu da ilk olmuş bize nasip oldu.

Rakamları da vereceğim. Mesela bu yıl da bütün Süper Lig takımları 6 tanesi dışında teknik adam değiştirdi. 34 antrenör görev yaptı bu sene,18 takımla birlikte. Tabi bu her yıl yaşanıyor. Her yıl buna benzer rakamlar görüyoruz. Bu konuda görüşlerinizi alacağım ama şu da önemli, siz sezon başında çoğu deplasmana gitmediniz, İstanbul'daki maçlarda tribünlerde oturduğuz maçlar oldu. Orada otururken kafanızdan geçti mi günün birinde bu koltukta oturacağım ve farklı bir yerde maç seyredeceğim. Daha değişik görev ve sorumluluk bilincinde olacağım diye. Biraz o konulara değinelim.

çok samimi olarak bir şey söyleyeyim, hiçbir zaman düşünmedim. Hatta Hocalarımız ayrıldıktan sonra Ankara'ya giderken uçakta bile şey diyordum; herhalde tahtaya oyuncuları yazarız hadi çıkın oynayın. Orada da ne olacağı konusunda hiç kafa yormadım. Ama böyle bir değişiklik oldu, böyle bir durum oldu. Niye bu şekilde devam ettik sorusunun cevabı bizde değil. Onu bilmiyoruz. Yönetim Kurulu üyelerimiz ve Başkanımızın bize verdiği bir görevdi ama o ana kadar ben hiç düşünmedim. Deplasmanlara gitmemeye gelince ben Fatih Hoca'nın zamanında buraya başladım. Gerek sakatlık sonrası, gerek sahaya girecek oyuncuların performansının yükseltilmesi, (gerekse sezon içinde çeşitli sürekli oynayan oyuncu da olsa düşüşler yaşar) form özellikleri ve kondüsyonel özellikler yönünden değişikliler gösterir. Ben onların antrenmanlarına devam ediyordum. Testler ve her türlü oyuncuların kaç metreyi kaç saniyede koşar, hangi hızda koşar, hangi nabızla koşar bunların hepsini biliyorum. Deplasmana gitmeyip burada kalmamın sebebi de deplasmana 18 kişilik kadro oluyor, bizim en az 25 kişilik kadromuz oluyor. 1 ya da 2 sakat oluyor. Diğer oyuncularla antrenman yapılması lazım. Ben o oyuncularla bir sonraki haftada ya da daha sonraki haftalarda görev alabilmeleri, görev aldıklarında herhangi bir handikabın yaşanmaması için çalışmalar yapıyordum. Deplasmanlara da gittim ama gitmiyor olmam beni takımın dışında bırakmadı. 5 Kişilik bir ekibimiz vardı bu 5 kişiye görev dağılımlarımız vardı. Görevlerimden birisi de buydu.

Sezon başında İsviçre'ye gitmeden önce siz değerli hocalarımla beraber bir program yapmıştık. Sezon başı ve temennileri konuşmuştuk. O günden bu güne aradan 11 ay geçti. Hedefe ulaşmanın mutluluğu, keyfi, sevinci. O günlerden bu güne çok uzun bir yol katettik.

Yaptığımız o program sezona yeni başladığımız günkü heyecanla çalışmaya başladığımız bir programdı. Orada da ben Kalli Hoca'ya şöyle bir teşekkür etmiştim; Almanya'dan yurtdışında gelip Türkiye'deki yardımcı hocaları yanına kabul ettiği için Almanya'dan birilerini getirmediği için, bizi çalışma arkadaşı olarak kabul ettiği için teşekkür etmişim. Bugün de teşekkür ediyorum çünkü hocamın bizim üzerimizde emeği çoktur, takım üzerinde emeği çoktur. Emeğe saygısızlık anlamında herhangi bir şey olacaksa da biz onun karşısındayız. Ciddi olarak mesai verdi. Yoğun sağlığını da bozacak şekilde mesai verdi. Bizimle birlikte mesaisini verdi. O gün de teşekkür ediyordum bugün de teşekkür ediyorum Ahmet Hoca'ya da Kalli Hoca'ya da. Bizim yanımızda birlikte emek harcadığımız için teşekkür ediyorum.

Cevat Güler olarak o günden bu güne neler değişti kişisel yaşantınızda. Değişen bir şey var mı, varsa neler değişti?

O günden bugüne değil, 6 Nisan itibariyle değişti. Onun öncesinde değişmedi. En azından daha rahat dışarıda gezebiliyordum, şimdi o biraz zorlaştı. "Sen Galatasaray Teknik Direktörü'ne benziyorsun" diyorlar. "çok benzetiyorlar" diyorum ben de. "Aslında ben benzemiyorum bu beyaz saçlar herkese benziyor" diye takılıyorum. Bu yönüyle hayatım çok değişti. Bir başka yerde de gazeteciler tanımaz etmezken onları yöneten TV'den "bir şeyler söyler misin?" diye arıyorlar. Ankara'dan itibaren basın toplantısı ve bizim GS TV'ye artı Lig Tv'ye verdiğimiz röportajın dışında herhangi bir şekilde maçla ilgili, geçmiş ya da gelecek maçla ilgili herhangi bir şekilde herhangi bir konuda hiçbir açıklama yapmadık. 3 arkadaşla birlikte yapmadım. 3 arkadaş her yere birlikte gittik birlikte görüşlerimizi söyledik. Söylediğimiz görüşler de hafta arasında gazetelerde, TV'lerde çıktı. Başka bir şey söylenmiş, yazılmışsa, bir şey olmuşsa bilmiyorum izlemiyorum çünkü. 6 Nisan'dan Pazar akşamına kadar ben gazete ve televizyonu hiç takip etmedim. Etkilenmemek adına, düşüncelerimizi sahaya yansıtmak adına ya da negatif yönde etkilenmemek adına izlemedim. O arada üçümüz hakkında çıkan bir haber olmuşsa biz maçlarla ilgili geçmiş ya da gelecek maçlarla ilgili hiçbir röportaj, yayın ya da herhangi bir şekilde negatif bir şey söylemiş değiliz. Benim tabiî ki yaşamım biraz değişti. Ekranda daha fazla görünür olduk ,üniversitede işlerimiz biraz daha değişti. Benim derslerim açısından herhangi bir şekilde etkilemedi, sınavlarıma derslerime. Benim derslerim zaten dolu dolu geçer. Benim dersim bizim okulun önemli derslerinden birisi. Orada antrenör yetişiriyoruz. Dolayısıyla antrenman bilgisi, kondisyon teknikleri dediğimiz ders o meslek dalı için çok önemli. Benim derslerimle ilgili beni herhangi bir şekilde etkilemedi. Daha önce ne oluyorsa aynı şey oldu. Tabi öğrenciler daha değişik bakmaya başladı. Sevinerek baktılar bize. Burada bu dersleri anlatan kişi teori ve pratiğin bir arada olduğu, harmanlandığı bir kişiden ders almak onlar için daha farklı. Daha önce de biliyorlardı. O anlamda herhangi bir değişiklik olmadı ama yoğunlaştı.

Tribünlerden size çok yoğun bir sevgi gösterisi oluyor. Siz bu konuya nasıl yaklaşıyorsunuz seyirciyle aranızdaki köprü nasıl şu anda?

Seyirciyle aramızdaki köprü diye ben herhangi bir şekilde özel çaba sarfetmedim. Basına ve seyirciye açık antrenmanlarımızda başladı bu iş. Belki de seyirciler daha yakından görme fırsatı buldukları için öyle bir değişikliğe gidildi. Tabi onlar, onlara koşarak gitmemi istedi onu yapmadım, kusura bakmasınlar alışık olduğumuz tarz değil bunlar. çünkü işimizi yaptık sonuçta. Bu işin şov kısmı. Belki o da gerekliydi ama biz o işten biraz uzak durduk.

Oftaş maçında devre arasında oyundan alınabilir miydi Servet, kendisinin böyle bir talebi oldu mu olmadı mı? Orada daha fazla oynamak mı onu sakat hale getirdi, Servet'in tedavilerle bu formayı giydiğini de biliyoruz?

Servet'in öyle bir isteği olmadı. Burak Hoca maç sabahı Servet'le özel bir görüşme yaptı. O görüşmenin sonucunda da Servet'in oynamasına karar verdik. Biz Servet'i oyunun son bölümünde oyundan almak istiyorduk alkışlatmak için. Hatta biz Rigo'yu ısınmaya göndermiştik. Servet'i 2 ya da 3 dakikayla ıskaladık. Bu bir şans. Yani oyunda 90 dakika oynuyor bir şey olmayabilirdi, sonuçta daha önce yaşadığı rahatsızlıktan ayak bileğinde bir şey oldu. Milli Takım Doktoru Cengiz Dinç'le görüştüm, tedavilerin devam ettiğini söyledi. Servet'in sakatlık sonrası tedaviye de cevabı oldukça iyiydi. Tedaviye ne kadar cevap verecek onu da zaman gösterir. Servet'in sakatlanmasına en az onun kadar üzgünüz. çünkü bizim bu sene 51 ya da 52 tane resmi maçımızda oynadı, Milli Takı maçları hariç. 60'ın üzerinde maç yapar. Bütün benliğiyle maç oynayan bir oyuncudan bahsediyoruz. Bizim kaldırdığımız bu kupada emeği çok fazla olan oyunculardan bir tanesi. Hem sayı olarak hem de yürek olarak.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.