Kim ne dedi?
Hasan KARAKAYA \ YENİ AKİT
ABD’nin şımarık çocuğu İsrail!.. Ki, böyle bir savaş, yıllardır öngörülmektedir!.. Öngörülen savaşın adı “Armageddon Savaşı”dır ve bu savaşın olmasını isteyen de, ABD’deki “Evanjelistler”dir!..
İşte Evanjelistlerin gayret içinde oldukları konu bu... Şimdi şu aklınıza gelebilir; İyi de; bu anlatılanlarla “ABD-İsrail sevgisi”nin bağlantısı ne olabilir ki? Bunun cevabı da Evanjelistlerin dört gözle beklediği İsa’nın yeryüzüne inme şartlarından birinin gerçekleşmesi gerekliliğidir. Bu şart da, Büyük İsrail devletinin kurulmuş olmasıdır. Yani büyük İsrail devletinin kurulması; Evanjelistlerin özlemle beklediği İsa’nın yeryüzüne inmesi için en önemli ve gerekli şarttır. Yani büyük İsrail devleti kurulacak ki, İsa yeryüzüne insin ve iyiler kazansın, kötüler yok olsun. İşte bunun için Evanjelistler durup beklemek yerine büyük İsrail devletinin kurulması için ellerinden geleni yapıyorlar. Yani, Tanrı’yı kıyamete zorluyorlar(!) Ancak, İsrail şunu bilmiyor: Eğer “Armageddon Savaşı” çıkarsa, bu savaşta “9 milyon Yahudi ölecek” ve vadilerden oluk oluk Yahudi kanı akacaktır!.. AKDENİZ KARARI, BİR İLK! İsrail, “kendi sonunu getirecek” böyle bir savaşı istemiyorsa; “suçlu” olduğunu bir an önce kabul etmeli ve acilen “özür” dileyip, “tazminat” ödemelidir!.. Unutmamalıdır ki; Karşısında “eski Türkiye” yok!.. Eskiden olsa; “diplomatik ilişkilerde kriz” yaşansa bile, “askerî anlaşmalar” aynen devam ederdi... Hatta, bu uğurda “post modern darbe”lerle, “hükümetler bile düşürülür”dü!.. Ama, bugünkü Türkiye “askerî anlaşma”ları da askıya aldı! Hatta, dahasını da yaptı!.. Türkiye, hem de “ilk defa” açıkladığı bir kararla; “Akdeniz’de ben de varım” dedi
Fatih ALTAYLI\ HABERTÜRK
Eğer gerçekten Davutoğlu tarafından yapılan açıklamalar ciddi bir şekilde uygulamaya çalışılırsa, İsrail tarihin en ciddi yarasını alır.
Başbakan Erdoğan Davos’ta “One Minute” çıkışını yaparken ekrandaydım. Konuğum ise Türkiye Yahudi Cemaati’nin başkanıydı. “En AK Partili yorumcular bile “Başbakan hata yaptı” der, kıvırmaya çalışırken, papyonlu monşerler ekranlara hücum edip “İsrail bunun bedelini ödetir” diye bağırırken, ben ekrandan, “Başbakan Erdoğan’ın yaptığını sonuna kadar destekliyorum. Ağzına sağlık. İsrail’den korkanlara da şunu söylemek istiyorum. Ortadoğu’da bizim İsrail’e ihtiyacımız var diyorsunuz ama İsrail’in beze, bizim ona olduğumuzdan on kat daha fazla ihtiyacı var. Düşman bir ortamın göbeğinde, tek güvenebileceği ülkeyi kaybediyor” demiştim.
O saatten sonra ilişkiler giderek geriledi. İlişkilerin gerilemesindeki temel neden “İsrail’in küstah” tavrıydı. Zannedildiğinin aksine, AK Parti iktidarının ilk yıllarında Türkiye ile İsrail son derece samimi ve iyi ilişkiler içindeydi. Çok eleştirilen Halid Meşal’in Türkiye ziyareti bile İsrail’in bilgi ve hatta isteği doğrultusunda gerçekleşmiş “ İsrail ile Hamas bir şekilde uzlaştırılabilir mi ?” arayışı dâhilinde, İsrail’in arzusuyla Türkiye’ye davet edilmişti. Dönemin İsrail Büyükelçisi’nin bu ziyareti eleştirmesi üzerine, Türkiye İsrail’i en üst düzeyde arayarak “ Bu şapşal ne diyor?” bozuğu atmıştı.
Abdurrahman DİLİPAK \ YENİ AKİT
Anlamıyorlar, ya da anlamak istemiyorlardı. Sonunda Davudoğlu’ndan anladıkları dilden bir cevap geldi.
Artık AB var, NATO üyesi bir Rusya var, Sosyal Kapitalizme geçen bir Çin var. Yükselen bir İslam dünyası var.. Yeni dünyayı açıklayan kavramlar değişti. Şimdi sıra kurumlarda.. İsrail diye bir devlet hiçbir zaman varolmadı aslına.. İsrail, ABD ve İngiltere’nin birlikte İslam coğrafyasının kalbine sapladıkları bir hançerdi.. Batının çıkarlarını korumak adına örgütlenen bir Truva atı idi. Bir ileri karakol, bir sıçrama tahtası, siyasi bir üs’tü adeta.. Bu işin kotarılması için Siyonistler taşeronluk yaptılar.. Hitler Siyonistlerin, Yahudileri Filistin’e sürmek için kullandıkları kanlı bir sopa idi sanki.. Kudüs, Yahudi din adamlarının dilinde cennete açılan bir kapı idi, faşizmin cehennemi karşısında.. Berlin “ölüm”ün adresi idi, Kudüs ise “hayat”ın.. Osmanlı İmparatorluğu yıkılırken, bu plan hazırdı zaten.. Yeni Laik Türkiye Cumhuriyeti, Yeni İsrail’in koruyucusu olacaktı.. Ama artık ne eski ABD eski ABD, ne AB eski parlak günlerini yaşıyor.. Yeni Rusya, eski SSCB değil. İsrail bugüne kadar rüzgar ekti, şimdi fırtına biçecek..
Ali KARAHASANOĞLU \ Yeni AKİT
Birleşmiş Milletler’in Mavi Marmara gemisinde yönelik İsrail katliamı ile ilgili raporu yayınlandı. Aslında ABD gazetesine sızdırılarak, tepkilerin kontrollü açıklanmasının planlaması yapıldı.
Ahlaksızlığa bakın.. İsrail teröristlik yapacak.. Uluslararası sularda bile, isteği gibi silah kullanacak.. Bunu ima eden, saldırı öncesinde açıklamalar yapacak..Tehditler savuracak.. Türkiye ise, “Aman bu İsrail’le uğraşılmaz. Size saldırabilirler.. Uluslararası sularda da olsa, İsrail’in istediklerine boyun eğin.. Oralara gitmeyin” diyecekmiş! Dahası, “Mavi Marmara gemisinin çıkışına engel olacak”mış! Leş değil de, nedir bunu söyleyenler! Kuruluş amaçlarını unutmuşlar; Gazzeli sivillerin avukatlığına soyunacaklarına, kalkmışlar teröristlerin avukatlığına soyunuyorlar.. Hadi Gazzelilerin haklarını savunmaya soyunmuyorsunuz.. Oraya insani yardım götürmek isteyen, Mavi Marmara gemisindeki masum insanların haklarını savunun bari.. Yok.. Cibilliyetlerini, mutlaka ispatlayacaklar.. Hem Gazze’deki masumları “militan teröristler” diye suçlayacaklar.. Hem de Mavi Marmara gemisindeki sivil insanları, “sorumsuzlukla” suçlayacaklar.. İsrail’le ilişkiler açısından, Türkiye’nin açıklamasındaki net tepki, yerden göğe kadar haklı.. Ama yetmez. Benzer tepki, Bir Leş Miş Milletler’e de gösterilmelidir! İnşaallah gösterilecektir..
Fehmi KORU \ STAR
Şimdi ne olacağı belli: Bir süredir zaten askıya alınmış ortak askeri tatbikatlar resmen sona erdirilecek; iki ülkenin silâhlı kuvvetleri arasındaki işbirliği dondurulacak; ticari ilişkiler de kesilecek...
“Ne ticari ilişkisi?” demeyin. Bütün ihtilâflara rağmen İsrail’in bölgedeki en büyük (ABD’den sonra dünyada da ikinci büyük) ticari partneri Türkiye olmaya devam ediyordu. 2001 yılının ilk üç ayında, Türkiye İsrail’e 579.3 milyon dolarlık ihracat yaparken 397.3 milyon dolarlık mal ithal etti.
Savunma sanayiinde bunca deneyimli ve nitelikli Türk firması varken, onların zorlanmadan yerine getirebileceği pek çok hizmet, nedense, İsrail firmalarından alınmaktaydı. Geçtiğimiz dönemlerde, Türkiye’de de yapılabileceği uzmanlarca belirtilmesine rağmen yüklü miktarda tankın elden geçirilmesi ihalesi, bu siparişi alamasa kapılarını kapatacak bir İsrail firmasına verilmiş, firma işi zamanında teslim edemediği halde skandal örtbas edilmişti.
Kötü komşu insanı ev sahibi eder ya, İsrail’le şekerrenk duruma gelen ilişkiler de Türkiye’yi daha güçlü bir savunma sanayiine sahip hale getirebilir. İptal edilmesi mümkün bütün savunma sanayii ihalelerinin yerli adreslere yönlendirilmesiyle meydana gelecek hareketlilik ekonomiyi de canlandıracaktır. Düne kadar Türkiye’nin kaygı zamanıydı; şimdiden sonra İsrail kaygılansın...
Haşmet BABAOĞLU \ SABAH
BM'nin alabildiğine sinik ve silik Mavi Marmara Raporu'nun satır aralarını okuduğunuzda kafanız ister istemez bazı noktalara takılıyor.
BM'nin alabildiğine sinik ve silik Mavi Marmara Raporu'nun satır aralarını okuduğunuzda kafanız ister istemez bazı noktalara takılıyor. Mesela İsrail'in Mavi Marmara'ya müdahalesinin eleştirilen tek yanının sadece silah kullanımında "aşırılık" olarak tanımlanması ama buna da askerlere "kötü davranılması" gibi mazeretler uydurulmasına...
BM'nin insan öldürülmesinde böyle bir "aşırılık" kriteri mi var?
Bir silahsız protesto eylemine ağır silahlarla müdahale etmek suç sayılmıyor da... Sadece adli tıp raporunda protestocuların birkaç kez ve sırtlarından ya da yakından vurulmuş olduğunun ortaya çıkması mı yanlış sayılıyor? Pes doğrusu! BM, dünya barışı ve güvenliğini korumak ve kültürel, toplumsal, ekonomik alanlarda uluslararası işbirliğini sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgüt. Peki 1945'ten bu yana baktığımızda ne görüyoruz?
Birleşmiş Milletler...
Dünyanın değil, güçlü Kuzey ülkeleri ve onların müttefiklerinin barış içinde yaşamasını sağlayabilmiş. Ekonomik ve kültürel işbirliğini merkezçevre ayrımı üzerine inşa etmiş... Küresel politikaların bazı coğrafyaların insanlarını açlık ve kıtlığa mahkûm edişine uzun süre seyirci kalmış...Şimdi dünya değişiyorsa... Barış ve refahın yaygınlaşması için; doğanın kurtarılması için dünya değişmeye mecbursa... BM de değişmeli! Gerekirse yıkılıp yeniden kurulmalı!
Yener DÖNMEZ \ Yeni AKİT
Mavi Marmara gemisinde 9 vatandaşımızın katledilmesiyle yeni bir boyut kazanmıştı. Sonrasında alçak koltuk krizi, İsrail’in kaypak girişimleri ve Yahudi lobisinin eseri BM Kararları derken bu günlere geldik. Uzun vadede Türkiye, “Ne kazanır, ne kaybeder?” derseniz...
Öncelikle belirtmem gerekir ki; Türkiye, dünyada en fazla dış destek gören bir terör örgütüyle mücadele veriyor. Şimdi buna bir de “terör devleti” eklenmiş oldu... Daha önce İsrail’in, terör örgütü PKK ile ilişki halinde olduğu, gizli servisi MOSSAD ajanlarının, PKK teröristlerinin eğitimine yardım ettiği ortaya çıkmıştı. Terörle mücadelede İsrail yapımı Heronlar’ı kullanıyoruz. İsrail’le anlaşmamız gereği pilot eğitimlerini teminat altına almışız. Ama Heronlar’ın her 600 saatte bir bakımlarının yapılması gerekiyor. Maalesef bakım işini teminat altına almamışız. PKK’nın taşeronluğunu üstlenen İsrail burada kıvıracak... Ancak her işte bir hayır vardır. Şu an bizim yerli insansız hava araçlarımız İHA’lar test uçuşlarını gerçekleştiriyor. PKK ile mücadelede kullanılmasına henüz izin verilmedi. Şimdi kullanılmaya başlanması için büyük bir fırsat. Ayrıca Predatörler’in Kandil’de ne denli büyük işler yaptığına şahit olduk. Bir Predatör 10 Heron’un yaptığı işe yakın iş çıkartabiliyor. Bu vesileyle yeni Predatörler alabiliriz... Özetin özeti: Bu mücadeleden Türkiye kazançlı çıkacak... Zulüm ile abad olunmaz. Bu gidişle PKK’nın da İsrail vahşetinin de sonu gelecek. Katillerin kaçacak yeri yok artık.
İbrahim KARAGÜL \ YENİŞAFAK
Birleşmiş Milletler'in raporu, Gazze'ye yönelik saldırı, koltuk krizi, İsrail'in özür dilememesi, tazminat ödemesi gibi, her biri derin krizler olan gelişmelerin ötesinde bir gerçekliğe işaret ediyor. Bütün bunlar olmasaydı bile, ilişkiler eski seyrindeki, özellikle de 28 Şubat dönemindeki gibi asla olmayacaktı.
İskenderun'da deniz üssünün şüpheli biçimde saldırıya uğradığı gece, Gazze'ye yönelik insanlık dışı ambargoya dikkat çekmek için Akdeniz'e ulaşan bir sivil gemi, içindeki siviller, "uluslararası sularda", İsrail'in hiçbir şekilde egemenlik alanı olmayan bölgede saldırıya uğradı. Bu ülkeye dokuz şehid geldi. Türkiye-İsrail'i ilk tanıyan Müslüman ülkelerdendi. Ve o tarihten bu yana ilk kez böyle bir saldırı gerçekleşti. Araya "kan" girdi. Bu ülkenin vatandaşları İsrail tarafından ilk kez bu şekilde öldürüldü.
Bir devlet, kendi insanlarını korumayacaksa saygıya layık değildir. Kaçırılan bir İsrail askeri için savaş çıkıyorsa, şehid edilen dokuz Türkiye vatandaşının haklarını, onurunu korumak bu ülkenin namus borcudur. Bir zamanlar bazılarımızın tekmil verdiği o ülke, her zaman olduğu gibi, onursuzca, yılışıkça, karaktersizce tavır gösterileceğini, bu ülkenin bir şekilde susturulacağını, insanlarının hassasiyetlerinin üstesinden gelineceğini düşündü. Onlar hep öldürürdü, bizler, bu bölgenin insanları hep alttan alır, yalvarır, kendi insanlarımızın kanının hesabını sormazdık.
Bu alışkanlık, gelenek, kişiliksizlik artık bozuldu. O devir artık geride kaldı. Yeni Türkiye'nin bu halini kavrayamayanlar, "Eyvah İsrail'i kızdırdık, ABD'yi kızdırdık, mahvolacağız" korkularını pazarlamaya devam ediyor. Etsinler, kendi korkuları içinde yuvarlanıp gitsinler. Ama bu korku pazarlama işi artık tutmuyor, Türkiye sokaklarında yankı bulmuyor.
Mustafa KARAALİOĞLU/ STAR
Tel Aviv’deki kötünün kötüsü hükümet hem Türkiye gibi bir ülkeyi kaybetti, hem de giderek sert esmeye başlayan Arap Baharı rüzgarının ortasında kendi halkının başını belaya soktu.
Ankara’nın sade suya tirit Birleşmiş Milletler Mavi Marmara raporuna gösterdiği tepki ve İsrail’e çıkardığı fatura diplomasi tarihimizde bir benzeri olmayan sertliktedir. Tutarlıdır da... Yapanın yanına kar kalacağı bir durumu kabullenmek bölge üzerinde söz söyleme ve gerektiğinde arabuluculuk yapma imkanını tümden kaybettirirdi. Şimdi ise kaybeden İsrail’dir.
İmek ilmek ördüğü ve hem bölge güvenliği hem de dünyaya karşı örnek olarak sunduğu Türkiye ile ilişkiler şimdi bitkisel hayata girmiştir. Üstelik daha kötüsü olabilme seçeneği de masadadır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.