30 yıl sonra dikkat çeken ayrıntı
Tarihi tekerrürler ve ibret alınacak hadiseler üzerine yaptığı araştırmalarla bilinen Araştırmacı-Yazar Mustafa Yakutcan, hazırlığını yaptığı kitabındaki bu ilginç tarihi konuyu Habervaktim’le paylaştı. Yakutcan, o olayı şöyle anlattı:
“Firavunlarıyla da meşhur Mısır’ı bir dönem demir yumrukla yöneten Enver Sedat’ın suikast sonucu öldürülmesinin üzerinden bugün tam 30 yıl geçti.
Mısır'ın başına 1970 yılında geçen ve 11 yıl iktidarda kalan Devlet Başkanı Enver Sedat (1918 – 1981) belki de orduya güvendiği kadar hiç kimseye güvenmemişti. 1981’de muhalefete ve özellikle Müslümanlara karşı askerlerin de desteğiyle geniş bir tutuklama hareketine girişmişti.
Şahsi güvenliği için de ABD desteği ile yaklaşık 25 milyon dolara patlayan bir harcama yapılmıştı.
Amerikalı yetkililer, “Sedat’ın korumalarıyla ilgili bu harcamaların, onun bölgede Amerika’yı destekleyen tek önemli Arap ülkesi lideri olmasından ötürü yapıldığını, öteki dost ülkelerin de isteyebileceğinden çekindikleri için bu harcamaların gizli tutulduğunu” açıklamışlardı. (12.10.1981-Milliyet)
Ama sonuçta ‘olacak oldu’ ve bütün bu güvenlik masrafları ve destek çıkmalar hiç bir işe yaramadı.
6 Ekim 1981’de Enver Sedat, Mısır’da karısı Cihan ve torunlarıyla birlikte Kahire yakınlarındaki Nasır City kasabasında 1973 savaşı yıldönümü kutlama törenleri sebebiyle askeri geçit törenindeydi. Yanı başında, zulmü bıraktığı yerden devam ettirecek Başkan Yardımcısı Hüsnü Mübarek ve Savunma Bakanı General Abdulhalim Ebu Gazala vardı. Askeri törene davet edilen yüzlerce yerli ve yabancı misafir tribünlerde yerlerini almıştı. Bunlardan birisi de Türkiye’nin Dışişleri Bakanlığı görevlisi İsmail Berdük Olgaçay’dı.
Törende hem kara hem hava ordusu gösteriler yapıyordu.
BAŞINA GELECEKLERİN HABERCİSİ GİBİ BİR OLAY
Olgaçay, söz konusu tören sırasında dikkatini çeken ilginç bir hatırasını “Tasmalı Çekirge” isimli kitabında şöyle anlatmaktadır:
“Resmî geçit başlarken karşımızdaki ehramın arkasında, göremediğimiz bir yerden havaî fişek atılır gibi havaya sekiz adet füze fırlatıldı, bunlar havada dağıldı. Dördünden Mısır bayrağı, dördünden de üzerinde Enver Sedat’ın yüzü bulunan renk ağırlığı yeşil olan bayraklar çıktı.
Bunlar uçlarına kurşun bağlanmış ipler sayesinde, havada muntazam şekilde dalgalanmaya ve halktan alkış toplamaya başladılar.
Ehramın bize bakan cephesinin iki yanında dörder bayrak direği vardı. Bunların ehrama yakın olan ikisine Mısır bayrağı, diğerlerine silahlı kuvvetler bayrakları çekilmişti.
Havada uçan Sedat bayraklarından biri döndü dolaştı, ehramın bize göre sol yanında, resmî geçidin geliş yönündeki direkte dalgalanan Mısır bayrağına sarıldı. Sarkan ipler iyice dolanınca iki bayrak birlikte dalgalanır hale geldi.
Bu beklenmeyecek bir şeydi, bir yüzyıl boyu her saat başı, bu şekilde bayrak fırlatılsa, tek atışta gerçekleşen bu kucaklaşma herhalde tekrarlanamazdı. Bu manzara halk arasında coşku yarattı.
Zaman ilerledikçe Sedat’ın resmini taşıyan bayrağın orada durması zorlaşıyor, bayrak yavaş yavaş aşağı kayıyordu. Uzun süre buna kimse aldırmadı. Fakat bayrak orta noktayı geçip toprağa yaklaşınca görüntü tatsızlaştı. Kimse de gidip bunu oradan almayı akıl etmiyordu. Bir çok kişi gibi, Sedat’ın kendisi de artık onu görmez olmuştu. Toprağa dokunur hale geldiğinde bayrak birden, tam Sedat’ın boğazına isabet eden orta yerden ikiye ayrıldı.”
Sedat’ın resminin bulunduğu bayrağın tam da Başkanın boğazına gelecek yerden yırtılması 15 dakika sonra başına gelecek kötü gelişmelerin habercisi gibidir.
Saat tam 12.30 sularında, 72 kamyon tören alanında ağır ağır ilerlemektedir. Aynı anda Fransız yapımı Mirage savaş uçakları gökyüzünü adeta mavi, kırmızı, turuncu ve yeşil dumanlara boğarken jetlerin akrobasi gösterilerinin artık sonuna geliniyordu.
Töreni canlı yayınlayan Mısır televizyonu spikeri, görülen manzarayı gerçekleştiren insanın Sedat olduğunu, Nasır dönemindeki tutuklamalarının bitip Mısır’ı demokrasiye kavuşturanın da yine Sedat olduğunu anlatıyordu.
Heyecan içinde cümlesini şöyle tamamlamıştı.“Binlerce Mısırlının bugün istediği tek bir şey var, o da Sedat’ın ölümsüzlüğü…”
Herkes jetlere bakarken, kamyonlardan birinin sıradan çıkıp tam Sedat’ın bulunduğu tribünün önünde durduğu fark edilmez. Kamyondan inen teğmen Halid İslamboli koşarak tribünlere yaklaşır. Sedat ve yakınındakiler bu teğmeni kendilerine özel olarak selamlamaya geliyor diye biraz da tebessümle izlemektedirler. Teğmen tribündeki misafirlerin şaşkın bakışları arasında cebinden çıkardığı el bombalarının pimini çekerek düşman olarak gördüğü devlet başkanına doğru fırlatır. Aynı anda da kamyondan inen üç asker de otomatik silahlarla tribünü tarar.
Enver Sedat, bayrağın yırtıldığı yerden, yani boğazından ağır yara almış, ayağı parçalanmış ve çoktan yere yıkılmıştır. Onun dışında başkaları da kanlar içinde yere yuvarlanmıştır. Hüsnü Mübarek ise elinden yaralanmıştır. (Yakın zamanda ortaya çıkan video görüntülerinde Hüsnü Mübarek’in yere yıkılmış vaziyette bulunan cumhurbaşkanına yardım etmek yerin, üzerine sandalye attığı, kendisiyle işbirliği yapan bir başka şahsın Enver Sedat’ın üzerine sinir gazı sıktığı. Cumhurbaşkanı henüz hayatını kaybetmemiş olmasına raeğmen hiç kimsenin ilk yardımda bulunmaması da gözlerden kaçmadığı ortaya çıkmıştı..) Ağır yaralı Sedat kan kusarken, hemen hastaneye götürülmek üzere otomobile bindirilir. Kahire’nin güneyindeki Şah Rıza Pehlevi’nin de ameliyat edilip daha sonra öldüğü Maadi Askeri Hastanesine varılır. Boğazı delinip suni teneffüs cihazına bağlanır. Ancak, özellikle boğazından ve vücudunun değişik yerlerinden aldığı beş kurşun ve sayısız şarapnel yarasıyla yaşaması mümkün değildir. Başkan Nixon’un Sedat’a hibe ettiği alet-edevatta hiçbir işe yaramaz.
Kaddafi: Sedat’ın izinden gidenlerin sonu aynı olacaktır…
Suikast esnasında Sedat’ın etrafında 11 kişinin öldüğü, 45 kişinin yaralandığı açıklanır.
Olay dünyada “şok” meydana getirmiş. Dünya liderlerin bir çoğu hadiseyi şiddetle kınarken, Libya lideri Kaddafi suikastçileri tebrik ederken ajansları da; “Sedat’ın izinden gidenlerin sonu aynı olacaktır” diyordu.
Şam ve Trablugarb sokaklarında ise halkın sevinç içerisinde “hain öldü” diye sevinç içerisinde dans ediyorlardı.
Enver Sedat’ın cenazesi için bir halk töreni bile yapılmaz. Hatta güvenlik güçlerinin, cenazeye katılmaktan başka hiçbir amacı olmayan kalabalığa ateş açması sonucu onlarca Mısırlı hayatını kaybeder ve bir çok kişi de yaralanır.
Mısır halkı, Firavun karakterli idarecileri gördüğü gibi Boutros Ghali (1910), Ahmed Maher Paşa (1945) ve Mahmud Nukrashy Paşa (1948) gibi görevi başında iken suikasta uğrayan devlet başkanlarını da görmüştür.
Mısır’ın Müslüman halkı tepelerinde Enver Sedat olmadan 2 gün sonraki Kurban Bayramını idrak ederken, bir dönem daha böylece kan dökülerek kapanır.”
Araştırmacı Mustafa Yakutcan / Habervaktim.com
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.