Filistin nasıl devletleşir?

Filistin nasıl devletleşir?
193 ülke ‘devlet’ statüsünü kabul etse Filistin bağımsız bir devlet olabilecek mi? Uzmanlarla Filistin’in devletleşme yolundaki engellerini, atması gereken adımları, dost ülkelere düşen ödevleri konuştu

Asırlık Filistin meselesi yeni bir sürece girdi 23 Eylül’de. Filistin yönetimi, başta Türkiye olmak üzere birçok ülkenin desteğiyle Birleşmiş Milletler’e (BM) tam üyelik başvurusunda bulundu. Bizzat Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas tarafından BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’a sunulan mektup, özü itibariyle Filistin’in BM’de devlet olarak tanınmasını talep ediyor. Başvuru, bir devletin örgüte tam üye olup olmayacağının onaylandığı BM Güvenlik Konseyi’ne ulaşmış durumda. 5‘i daimî, 10’u iki yıllık periyotlarla seçilen 15 üye devlet, teamül gereği 35 gün içerisinde konuyla ilgili kararını verecek. Filistin’in devlet olarak BM’ye kabulü için Güvenlik Konseyi’ndeki 15 üyeden 9’unun olumlu oy vermesi gerekiyor. Bunun yanında daimî 5 üyenin (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin) de çıkan kararı veto etmemesi lazım. ABD, başvuru öncesinde Filistin’in tek taraflı girişimini veto edeceğini duyurmuştu. Dolayısıyla Filistin’in Güvenlik Konseyi’nden tam üyelik vizesini alamayacağını söylemek mümkün. Eğer süreç bu yönde sonuçlanırsa, Filistin yönetimi ‘B planı’nı devreye sokup ikinci başvurusunu BM Genel Kurulu’na yapabilir. Genel Kurul’da ‘gözlemci kuruluş’ statüsü ‘gözlemci üye’ye çevrilebilir. Ancak statünün yükseltilmesi Filistin’e ‘devlet’ sıfatını kazandırmaz.

Diğer taraftan, BM’nin alacağı kararla Filistin’in dünya arenasında bağımsız bir devlet olarak tanınma sürecini durdurması söz konusu değil. BM, siyasi bir karara imza atacak ve bu kararın etkileri siyasi alanda yaşanacak. Eğer BM, Filistin devletine ‘evet’ derse, devletlerin Filistin’i tanıma süreci hızlanacak. ‘Hayır’ derse de tanıma süreci sona ermeyecek. Zira siyasi bir otoritenin devlet olup olmayacağını belirleyecek bir otorite yok. Burada kararı, o otoriteye devlet sıfatı verecek olan diğer devletler belirliyor. Haddizatında 122 ülke Filistin’i ‘devlet’ olarak tanımış durumda. BM üyesi olmayan, sayılı ülkenin tanıdığı Kosova ile KKTC örneği göz önüne getirildiğinde Filistin’in devletleşme yolunda katettiği önemli mesafe ortaya çıkıyor. BM kabul etmese de 122 ülkenin tanıdığı bağımsız bir Filistin devleti var ortada.

Peki, Filistin’in devletlerce tanınması, devletleşmesi için yeterli mi? 122 ülkenin sergilediği irade yanıltıcı olabilir. Zira bir bölümü Filistin’i devletleşme yolunda katettiği mesafeye bakmadan salt İsrail karşıtlığı refleksiyle tanıdı. Tanımayan 71 ülkenin bir bölümünde de İsrail ile kurduğu sıkı bağlara zarar vermeme hissiyatı var. ABD, Avustralya, Almanya gibi… Bu ikircikli siyasi yaklaşım, Filistin’in devletleşme yolundaki eksikliklerini örtmemeli. Zira yaklaşık bir asırdır neredeyse tüm enerjisini İsrail’i frenlemeye harcayan Filistin, hâliyle iç reformları hayata geçiremedi. Silahlı mücadele, kurumsallaşmanın, devletleşme sürecinin önünü kesti hep. Cepheye dayanan nüfuzunu siyaset zemininde kaybetmemek için demokratik zemindeki yapısal reformlara ayak sürüyen Filistinli liderler de oldu. Ancak şu an inisiyatif devletleşme taraftarlarının elinde. Son yıllarda kurumsallaşma yönünde önemli mesafeler alındı. Devlet için elzem olan birçok kurumun temeli atıldı. Girişilen inşa süreci BM, IMF raporlarına da yansıdı.

Yeterli mi? Elbette değil. Görüştüğümüz uzmanlar, Filistin yönetiminin önünde katetmesi gereken uzun ve zor bir yol bulunduğunu söylüyor. Kurumsallaşmanın yanında ciddi ekonomik, siyasi sorunları var. Bütçesi çok yetersiz. Batı başkentlerinden gelen maddi yardımlar olmasa -ki devletleşince bu yardımların kesilmesi de söz konusu- kamu çalışanlarına maaş verilemiyor. Devletleşme için olmazsa olmazlardan biri, sınırların belirlenmesi. İsrail, Filistin topraklarındaki işgalini sürdürdüğü için Filistin yönetimi hâlihazırda yüzde 8-9’luk bir alana sıkışmış durumda. Dahası Gazze ve Batı Şeria olarak ikiye ayrılmış hâlde. İsrail, 1967 sonrasında işgal ettiği topraklara karşılık Filistin’e yaklaşık yüzde 22’lik bir toprağı geri verip sınırları netleştirmeye yanaşmazsa, ilan edilecek olan Filistin devleti bitkisel hayatta yaşayacak.

Filistinlilerin devletleşme yolunda çözmeleri gereken bir diğer sorun da iki başlı iktidar yapısı. İsrail işgalinin Batı Şeria’dan kopardığı Gazze’de El Fetih çizgisiyle örtüşmeyen, farklı öncelikleri bulunan bir iktidar mevcut. Gazze’ye hâkim olan Hamas yönetimi, El Fetih’in yürüttüğü barış görüşmelerini, üçüncü ülkelerle imzaladığı anlaşmaları ve iç reforma dönük kararların çoğunu tanımıyor. Hatta içlerinden BM’ye tam üyelik başvurusuna karşı tavır sergileyenler var. Filistinliler bağımsız devletin gereği olan tek iktidar, tek başkent çatısı altında toplanamazsa, iç istikrarı, bütünlüğü sağlayamaz. Devlette yönetim zafiyeti oluşur. Dolayısıyla El Fetih, Hamas’ı Kudüs’e çekmenin yollarını aramalı. İktidarı paylaşma pahasına da olsa!

Beyrut Amerikan Üniversitesi Öğretim Üyesi Timur Göksel, Filistin yönetiminin geçmişte de devlet ilanına gittiğini, buna karşılık devlet için gereken yapısal adımları hayata geçiremediğini hatırlatıyor. Ona göre, ilan edilen devletin yaşaması Filistinlilerin atacağı adımlara bağlı: “Filistin devletleşmeye hazır değil. Ancak bir yerden başlamak gerek. Başbakan Fayyad döneminde devlet çatısının kurulması ve kurumsallaşma yolunda büyük adımlar atıldı. Daha fazlasını yapabilmek için de yeni finansman desteğine ihtiyaçları var. Yeterli kaynakları yok, ekonomisi de İsrail’e bağımlı. Filistin’in devletleşebilmesi için İsrail ile ABD’ye olan bağımlılıktan da kurtulması lazım. Bugün ABD ‘yardımı kesiyoruz’ dese Filistin yönetiminin yapısı çöker, 150 bin devlet görevlisi aç kalır.”

İsrail’de 8 yıl yaşayan gazeteci Kerim Balcı da, Filistin yönetiminin oluşan pozitif atmosferi iyi değerlendirip diasporadaki zengin Filistinlileri ülkeye yatırıma çekmesi gerektiğini belirtiyor. Ekonomisi İsrail’e bağımlı olan, İsrail parasını kullanan muhtemel Filistin devletinin tam bağımsız olamayacağını düşünüyor: “Dünyaya yayılmış bir hayli zengin Filistinli var. Yönetim bu insanları ülkeye yardımdan ziyade yatırıma davet etmeli. Eğer İsrail devletleşecekse kendi parasını basabilmeli, kendi pazarını yönetebilmeli. Ürdün dinarını kullanarak Tel Aviv’e bağımlı olmaktan kurtulamaz.”

Devletleşmenin önündeki ekonomik ve yapısal eksikler işin bir yönü. Bir de daha öncelikli ve derin sorunlar var; İsrail işgali altındaki egemenlik, sınırlarındaki belirsizlik, iki başlı yönetim hâli gibi. Bu engellerin ortadan kaldırılması için sadece Filistinlilerin çabası da yeterli değil. İsrail tarafının da bir şekilde ikna edilmesi gerekiyor. Göksel, devletleşmek isteyen Filistin yönetiminin her şeyden evvel toprak bütünlüğünü sağlaması, sınırlarının kontrolünü eline alması gerektiğini vurguluyor: “Filistin henüz toprak bütünlüğünü, sınırlarının kontrolünü sağlayabilmiş değil. Ortada egemenliği temsil edecek gövde yok. Gazze’de farklı bir yönetim var mesela. Birbirinden kopuk kantonlar birleştirilmezse, kurulacak devletin ne anlamı olur? Filistin topraklarını egemenliği altına almadan devletleşirlerse İsrail bayram eder. Abbas yönetimi, sadece BM’deki çabalara bağlanmadan sorunun uluslararası boyutlarını her gün dile getirmeli. Ancak yönetimin bu stratejik konulara vakit ayırmadığı görülüyor.”

Zirve Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. İsa Afacan da Filistin’in devlet işlerliğini ortaya koyabilmesi için bürokrasinin işlediğini, güvenliğini sağladığını ve halkının ekonomi, eğitim, sağlık ihtiyaçlarını karşıladığını göstermesi gerektiğini belirtiyor: “Ortaya çıkacak yeni ‘Filistin Devleti’nin başat konularından biri de ordusunun olup olmayacağı. İsrail, olası ordu ile beraberinde getireceği yeni ‘güvenlik’ sonuçlarından endişe duyuyor. Karşılıklı savaş ihtimalini artıracağını düşünüyor. Buna karşılık, ordusu olmayan, kendi sınırlarını koruyamayan bir devletin Ortadoğu’da ‘tam’ bağımsızlığını sürdürmesi de zor.” Afacan, Filistin yönetiminin devlet sürecini doğru yürütebilmesi için İsrail’in yanında Hamas ile anlaşması gerektiğini düşünüyor: “Filistinliler için ‘devlet olma’ kadar önemli bir konu, iç ayrışmayı çözüme kavuşturmak. Diplomatik dünyanın karşısına devlet olarak tek ses, tek ajanda ile çıkmalı.”

Peki, İsrail Filistin’in devletleşebilmesi için gerekli olan 1967 sınırlarına çekilir mi? Timur Göksel ile İsa Afacan gibi gazeteci Fikret Ertan da Tel Aviv’in yıllardan beri sürdürdüğü yerleşim ve işgal politikalarından kolayca vazgeçmeyeceğini düşünüyor. Yarım milyondan fazla kişinin Filistin topraklarına yerleştiğini belirten uzmanlar, bu noktada İsrail’in büyük abisi ABD’yi bile dinlemediğini, birçok barış girişiminin süren yerleşimlerden dolayı akim kaldığını hatırlatıyor.

İsrail’in de çıkarına

Tel Aviv ile Washington’un karşı duruşuna rağmen Batı başkentlerinde tanınmış bir Filistin devletini gerek İsrail gerekse Ortadoğu’nun istikrar ve güvenliği için elzem görenler de var. Bu görüşü savunanlar (aralarında İsrailliler de var) Arap Baharı sonrasında bölgedeki diktatörlüklerin yerini demokratik iktidarlara bırakmaya başladığını, İsrail’in imkân tanıması hâlinde Filistin’in de devletleşip demokratikleşerek Tel Aviv’e karşı tehdit olmaktan çıkacağını düşünüyor. Aynı gruba göre, Filistin’le anlaşıp devletleşmesini sağlamak ekonomik ve sosyal sıkıntılar yaşayan İsrail’in de çıkarına.

Bu noktada başta Türkiye olmak üzere Arap dünyasına düşen ödevler de var. Filistin yönetiminin dış destek olmaksızın devletleşme sürecini yürütebilmesi pek mümkün değil zaten. Orta Doğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (OSAM) Direktörü Doç. Dr. Gökhan Bacık, Filistin’in kendine yeten, kendini yönetebilen bir devlete dönüşmesi için dost devletlerin bir taraftan lojistik ve teknik destek sağlarken diğer taraftan da Hamas ile El Fetih arasındaki iktidar ihtilafını gidermeye çalışmaları gerektiğini öne sürüyor. Bacık, özellikle Türkiye’nin sözünün geçtiği Hamas’ı ikna edip bu dönemde Filistin’den İsrail’e yönelik herhangi bir saldırı düzenlenmesine mâni olması gerektiğini ifade ediyor: “Artık silah verme, askerini, polisini eğitme dönemi bitmiştir. Filistin’e demokrasi kültürü aşılama, diplomatlarını, bürokratlarını yetiştirme dönemi geldi. Eğer kolektif politikalarla destek verilemezse Filistinlilerin tek başlarına böylesine köklü ve çetrefil sorunları halledip, otoriteyi devletleştirmeleri pek mümkün görünmüyor.”

Sınır sorununu halletmeden devleti ilan etmek iyi bir tercih değil

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Doç. Dr. Cenap Çakmak, İsrail’in tutumu ne olursa olsun Filistin yönetiminin toprak ve sınır sorunlarını çözmeye çalışması gerektiğini söylüyor. Aksi hâlde yeni devletin de egemenliği, bağımsızlığı ve istikrarı sorunlu olacak: “Filistin otoritesi gerçek bir devlet olacaksa kendi kendini yönetebilmeli. Salt dünyanın Filistin davasına verdiği desteğe dayanıp, acele alınan kararlar kötü sonuçlar doğurabilir. Filistin’in devletleşme yönünde ciddi eksiklikleri olduğu görülüyor. Mesela Gazze ile Batı Şeria üzerinde ortak bir yönetimden söz etmek mümkün değil. Diğer taraftan sınır sorunları sürüyor. Sınırlar netleşmeden Filistin devletini ilan etmek de ayrı bir sorun. Devlet hangi sınırlara göre ilan edilecek? Zaten mevcut yüzde 8-9’luk toprak üzerinde devletleşmesi fiilî açıdan mümkün değil. Ciddi sorunları beraberinde getirir. İsrail nasıl davranırsa davransın, Filistin sınır ve toprak sorunlarını çözmeye çalışmalı. Bu sorunları halletmeden devlet ilanına gitmek iyi bir tercih değil. Diğer taraftan Hamas ile El Fetih arasındaki fiziki ve siyasi ayrılık da pratikte birçok soruna kapı aralar. Filistin devleti hangi hükümet nezdinde tanınacak? Hamas iktidar hevesinden vazgeçecek mi? Ayrışma sürerse yeni devlet iç savaşa sürüklenebilir.”

AKSİYON

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.