Dinler arası diyalog mu? Müslümanlar arası diyalog mu?
PROF DR. MUHAMMED ACCÂC EL-HATÎB KİMDİR?
1932’de Şam’da doğdu. 1959 yılında Şam Üniversitesi Şeriat Fakültesinden birincilik ve Alimiyet derecesiyle mezun oldu. 1962 yılında “es-Sunnetu Kable’t-Tedvin” adlı teziyle master yaptı.
1966 yılında Kahire Üniversitesi Daru’l-Ulum fakültesinde “Neş’etu’ Ulumi’l-Hadis ve Musatalahihi” adlı teziyle ve er-Ramehurmuzi’nin “El-MUhaddisu’l-Fasıl Beyne’r-Ravi Ve’l-Vai” adlı eserini tahkikiyle doktor oldu.
Yüksek öğrenimdeki ilmi unvanlarından önüce Şam’da muhtelif liselerde öğretmenlik yaptı. Bundan sonra 1966 yılından 1980 yılına kadar Üniversitede dersler verdi. 1973 yılına kadar Riyad’daki İmam Muhammed İbn SUud İslam Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olanak dersler verdi.
1973 yılından 1979 yılına kadar Mekke Umu’l Kura Üniversitesinde dersler verdi. 1976 yılında profesör oldu. 1980 yılından 1997 yılına kadar Birleşik Arap Emirlikleri Üniversitesinde misafir öğretim görevlisi olarak dersler verdi. 1997 yılından 2002 yılına kadar eş-Şarika Üniversitesi’nde İslam Şeriatı ve İslami Araştırmalar Fakültesi’nde Hadis ve İlimleriyle İslami Araştırmaları Yönetmede profesör aynı zamanda fakülte dekanı olarak görev yaptı.
İşte Prof. El-Hatib’le söyleşimizin ilk bölümü
-Türkiye-Suriye ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Müslümanlar arasında olması gereken ilişki; sevgi, kardeşlik ilişkisidir. Bu ikisi üzerinde kurulmalı her şey. Sevgi ve yardımlaşma. İnsanlar arasındaki bu ilişkiler önemli olunca devletler yani Müslüman ülkeler arasında da önemli olması gerekir. Çünkü Müslümanların hepsi Allah’a itaatle kardeştirler ve Allah’a itaatle amel ederler. Yani Müslümanlar, Allah’ın indirdikleriyle hükmeden insanlardır. Kur’an’da ve sünnette Resulullah’ın beyan ettiği ile amel ederler. Benim ülkem olan Suriye ile Türkiye arasında ilişki olması, aynı anlayış ve aynı çerçeve içinde değerlendirilmesi ve bir bakış açısı ile çözümlenmesi tabiidir. Çünkü hepimiz Allah’ın kullarıyız. Allah’a itaatle amel etmeyi, Allah’a Müslüman’ca kul olmayı seviyoruz. Kur’an’da şöyle diyor Allah: ‘Ey insanlar, biz sizi, bütün insanları kadın, erkek şube şube yarattık ki bir birinizle tanışasınız. Allah katında en hayırlınız Allah’tan en sakınanızdır.’ Resulullah (S.A.V) da şöyle der: “Bütün insanlar Allah’ın yarattıklarıdır ve onların rızklarını, hayatlarını Allah teşekkül etmiştir.”
MÜSLÜMAN HÜKÜMETLER YARDIMLAŞMALI
Allah’a en sevgili olan, insanlara en faydalı olan, çocuklarına yardımcı olan değil midir? İnsanlar iman, güzel amel, doğruluk üzerine yardımlaştıklarında, doğruluk ve samimiyet üzerine yarıştıklarında bunun karşılığını Allah katında birebir alırlar. Herkesin kabul ettiği bir şey ki Müslüman hükümetlerin bir biri ile yardımlaşması, doğru olanı ayakta tutmak için, zulmü defetmek için, ilmi yaymak, muhtelif kötülüklerden uzak kalmak, insana, hayvanlara, bitkilere zarar veren kötülüklerden uzak durması gerekir. Bu çok yüce bir insani çabadır. İnsanlar bundan ecir alır, bunun için çalışan her insanın bir ecri vardır.
ALLAH RIZASINI GÖZETMEK
Bu sözleriniz tüm insanlık için geçerli mi? Mesela Dinler Arası Diyalog denen bir organizasyondan söz ediliyor. Diğer dinlerin mensupları da bu söylediklerinize dahil mi?
Müslümanlar Allah rızasını kazanmak için bunları yapar. Merhamet emriyle yaklaşır ama diğerlerinin böyle bir hakkı yoktur, çünkü Allah’ın rızasını gözetmeden amel ederler. Hangisi olursa olsun, işin aslı Allah için yapılmış olmasıdır. Asır suresi örneği mesela. Allah’ın emrine uymak için amel etmeyenler ise işledikleri ameller hayır da olsa, bu amel kendinde hayırlı olsa dahi bununla amel eden çok insan, belki şöhret için ya da başka bir amaçla yapmaktadır. Allah şöyle buyurur onlar için: ‘Onların yaptıklarının hepsini bir gün önlerine koyacağız ve amellerinin bir şeye yaramadığını göreceklerdir.’ Allah için yaparlarsa mutlaka bundan bir ecirleri olur.
MUZ AĞACI EBU CEHİL KAVUNU VERİR Mİ?
Arapça’da bir misal vardır. ‘Her küp, çanak içindekini açığa vurur.’ Kötü olan bir kaynaktan, bir bataklıktan arı su sağlayabilir miyiz? Allah’a, Ahret Günü’ne iman eden insanların bir birleriyle ilişkiye girmelerini neden garip görelim ki. Bu çok tabiidir. Portakal ağacında portakal görülmesini garip karşılayamayız. Muz ağacında muz görünce de öyle. Ama, muz ağacının badem vermesini normal göremeyiz. Ya da Ebu Cehil Kavunu verse insan kabul edebilir mi? O halde yardımlaşmamız, Suriye ile Türkiye’nin iman ederek, mümin birer topluluk olarak, hayırlı konularda, iki ülkeyi ilgilendiren meselelerde bir birine destek vermeleri istediğimiz, sevdiğimiz bir şeydir. Bunun da aslı, ‘iman ve doğruluk üzere yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın’ ayeti kerimesidir. Müslüman kim olursa olsun, şahıs, devlet ya da kişi, başkalarına zarar verme noktasında kimse ile yardımlaşamaz. Bunun için, Allah, ‘Sizden öyle bir topluluk bulunsun ki, iyiliğe davet etsinler’ der. İyilikle emredip iyilik yapsınlar. Kötülük işlenmesinden alıkoysunlar. İşte felaha eren o insanlardır.
HELAK OLMUŞ KAVİMLER İBRET OLMALI
-Halklar için söylenebilen şeyleri yöneticiler için de söylemek mümkün mü? Yani halklar inançlarını yaşamak isterler ama yöneticiler bunu adaletle uygulayabilirler mi? Büyük bir sorun değil mi bu İslam ülkeleri için?
Hitap bütün insanlara yöneliktir. Yöneticiler olsun, halkın tamamı olsun. Bunun için Resulullah her insanın ailesi üzerinde sorumluluğu bulunduğunu buyurur. ‘Biz inanıyoruz ki, kimi Allah yönetme sorumluluğu ile görevlendirir ve kim hıyanet ederse bunlar cennetin kokusunu asla duymayacaklar’ buyurmuştur. Kur’an’da bunun cevabı vardır. Bizden önceki topluluklarda Allah’ın hükmü ile hükmetmeyenlerin sonunu görmez misiniz. Ad kavmini, Semud kavmini, Lut kavmini. Bunda görmemiz gereken ibret var. Allah adil olan yöneticiyi övmüştür. Allah 7 kişiyi gölgesinde barındıracak, bunlardan biri adil yöneticidir. Yönetici, yönettiklerinin hepsine karşı bir ölçüyle davranmalı. Sorumluluğu herkesten aynı şekilde istemeli. Yönettiklerinin hepsini Allah’ın emrettiği gibi koruması ve gözetmesi gerekir. Onların ödülü Allah’ın sağında seçkin bir topluluk olarak yer almalarıdır. Bu insanlar kendi ailelerinde olduğu gibi yönettikleri üzerinde de adil olmalıdırlar. Allah insanlara adaletle yönetmeyi emretmiştir. Rahman suresinde de Allah bunu beyan etmiştir. Allah ayetlerinde adaletli olmamızı ve ölçüde asla zulmetmemizi emretmiştir. Allah adaletle ve ihsanla hükmetmeyi, yakına vermeyi, fuhuştan ve kötülüklerden Müslümanları alıkoymuştur. Allah adalet ile emretmiştir, adaletle hükmetmeyenler kim olursa olsun hesaba çekileceklerdir.
İSLAM ÜLKELERİ VE LAİKLİK
-İslam ülkelerinde laiklik yönetim biçimi olarak uygulanıyor. Batıya yönelişin beraberinde getirdiği sorunlar var. Bunu nasıl görüyorsunuz?
Allah bizim yaratıcımızdır ve bizim tabiatımızı en iyi bilendir. İmkânlarımızı da en iyi bilendir. Maddi ve manevi imkânlarımızı yine en iyi bilen odur. Allah insanlara bir kanun gönderdi. İnsanların ahvalini ıslah eden bir şeriat gönderdi. Kişisel olsun, sosyal, iktisadi, eğitimle veya siyasetle ilgili olsun, insana dair olan her şey, rahatlıkta ve zorlukta, hayatının bütününde varlık alemini düzene sokmak için insana en yararlı en güzel olan bir düzen ve nizam gönderdi. Yarattıklarını en iyi bilen o değil midir? Kendi nefislerinden daha iyi bilen bir rabdir o.
ALLAH ZULMÜ HARAM KILMIŞTIR
Bunun için insan öldürmeyi yasaklarken, ‘kim bir kişiyi katlederse sanki bütün insanlığı öldürmüş gibidir’ der. Zulümden men ettiği gibi, Resulullah’ın Hadisi Kudsi’de Allah’tan haber verdiğine göre, “Ey kullarım ben zumlu kendime haram kıldım, sizin aranızda da zulmetmeyi haram kıldım. Sakın bir birinize zulmetmeyin.” Kullar bir birine zulmetmekten vazgeçtikleri zaman onun emirlerine itaat ederler, onun hududunu aşmazlar, haddi aşmakla başkalarının hakkını alır aynı zamanda. Zalim öyle zanneder ki, başkasının mülküne el koyan bir zalim, bunu haksız yere yapınca zengin olduğunu düşünür. Bu varlık nedir ki? Diğer insanları aç bırakma pahasına varlık sahibi olmanın manası nedir? Onlar için, sağlıklarını helak etmek için elde edilen varlığın adı ne olabilir. Asıl şudur ki, bizim asıl yapmamız gereken, insan ve hükümetler olsun, medeniyet inşa etmek, sağlıklı bir toplum inşa etmek, insanları yıkıma uğratmamak onlara zarar vermemektir. İnsanlar arasındaki kardeşliği yıkıcı faaliyette bulunmamalıyız.
ALLAH ADİL DAVRANANLARI SEVER
Allah sizinle dinde savaşmayanlara karşı, beldelerinizden sizi çıkarmayanlara iyilikle muamele etmenizi yasaklamadı. Onlara elinizi açarak adaletli davranmanızı istedi. Gerçek o ki Allah adil davrananları sever. Müslüman, gayrimüslim de olsa, kendisine kötülük yapılmadığı sürece ona iyilikle davranmanızın manası, bütün iyiliklerin asıl kapısı olan adaletle ve merhametle onlara davranmaktır. Müslüman olmayanlar bizim zararımız için çalışmadığı sürece Müslümanlara yaptığımız iyiliklerden onları da yararlandırmakta beis yoktur. Bundan daha ilerisi, adaletin en seçkin biçimidir. Bunun manası da kendi özel mallarınızdan onlara, gayrimüslim de olsa veriniz.
ALLAH’IN ŞERİATINA KARŞI HİÇ BİR GÖREVLE AMEL ETMEMELİYİZ
-İnsanlara yönelik davranışlarda bir engel yok. Yöneticiler için durum nedir?
Allah’ın bu emirlerini gözeterek insanlara yaklaşan bir yönetim var mı ki? Bundan nasıl söz edebiliriz? İnsanın insanlara yardım etmekteki amacında Allah rızası ile ona ibadet etmekle ilgili ameli ile bundan ayrı davranan insanların davranışları bir tutulabilir mi? Bunun için bazı İslam devletleri, bu devletlerin bazı kanunları İslam’a muhalif olmamakla beraber, muhtelif bazı İslam ülkelerinde Allahın şeriatına muhalif olarak konulmuş olan yasalar, bu ülkelerin birçoğunun yasalarında İslam’a karşı olan yasalar da vardır. Fakat bizim görevimiz şudur, Allah’ın şeriatına karşı olan hiçbir görevle amel etmemek. Ona uymamaktır. Allah’ın resulünün sünnetindeki yasa şudur. Allah’a isyanda kula itaat yoktur.
İSLAM ÂLİMLERİNİN YAPMASI GEREKENLER
Bir misal: Bir ‘bir genç kızın annesi ve babasının rızası olmadan evlenme hakkı vardır’ denmiş olsa, biz bunun aksine, şahitlerin ve anne babanın rızasına dayanan bir nikâh yaparız aralarında. Allah’ı razı etmek için, Allah’ın indirdiği hükümle amel etmek için. Onların yasalarına göre evliliği yaptığımızı beyan ederiz. Sosyal hakların belirlenmesi ve korunması için bunu yaparız. Bu durumda da her iki yasa arasında fazla bir muhalefet gözükmemektedir. Bunun için, Müslümanlara bu yönetimler Allah’ın indirdikleri ile hükmetme hakkı vermeseler dahi, Müslümanların özel hayatlarındaki bütün haklarını vermelidirler. Bu konuda yapılabilecek en yakın davranış, İslam âlemindeki âlimlerin hükümetlerini bu konuda uyarması, anayasaları ele alıp incelemeleri, İslam’a aykırı olan hususları ayıklamalarını onlardan talep etmeleridir.
YÖNETENLERE KARŞI DOĞRUYU VE HAKKI SÖYLEMELİYİZ
Bunu yaptığımız gün, ilim ehli tarafından yaptığımız gün, yapıcı bir diyalog ile, böyle bir çaba sarf edersek muhakkak bir gün Allah’ın razı olduğu şeye ulaşacağımıza inanalım. O halde diyalogun olması gereklidir. Allah’ın kulları arasında Allahın hükmünün ikame edilmesi hepimizden istenen bir şeydir. Hepimizin iyiliği vardır. Tüm ümmet için bunda hayır vardır. O halde şu noktayı çok iyi bilmeliyiz; Meşru olan her şey, meşru olan bir şeyi elde edebilmenin de hak ve meşru vesilelerini kullanarak bunu yapmalıyız. Yolun başlangıcı, Allah a hikmetle davettir. Yola böyle başlamalıyız. O halde kargaşa çıkarmaya, bunalımlar yaratmaya, bu yolu kapatmaya gerek yoktur. Ümmetin evlatlarını, yönetimde olan insanların kargaşalara sürüklemeye hakkı yoktur. Şer’an bu bizden istenmektedir. Çok geniş bir kalple yönetimlere karşı doğruyu ve hakkı söylemeye çalışmalıyız.
Yarın: Rahipler rahibelerin örtüsüne karışıyor mu?
Engin Kaşdaş-habervaktim.com
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.