KCK nedir, ne değildir?

KCK nedir, ne değildir?
Terör uzmanı Ercan Çitlioğlu son dönemde çok tartışılan KCK operasyonlarının siyasetçilerin susturulmasına yönelik bir operasyon olarak basitleştirilmemesini istiyor ve şöyle diyor: 'KCK PKK'nın şehir yapılanması d
Bahçeşehir Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Ercan Çitlioğlu, terör ve strateji uzmanlığı ile pek çok kişinin yakından tanıdığı bir isim. Geçen hafta 'İnsanı, dünyayı ve terörizmi anlamak' adlı yeni bir kitap çıkartan Çitlioğlu, teröre biraz da toplumbilim ve felsefi açıdan ışık tutmaya çalışıyor.

Türkiye'de gündemimiz sürekli değişse de, terörün tuttuğu yer ne yazık ki giderek artıyor. PKK'nın şehir yapılanması olarak lanse edilen KCK' ya yönelik son operasyonlarda Prof. Büşra Ersanlı ile Ragıp Zarakolu'nun tutuklanması oldukça tartışılan konulardan biri haline geldi.

Akşam'dan Şenay Yıldız, Ercan Çitlioğlu ile terör, PKK ve son günlerdeki tutuklamalar nedeniyle tepki çeken KCK yapılanmasını konuştu. Yıldız'ın haberi şöyle: 


Terör uzmanı Ercan Çitlioğlu son dönemde çok tartışılan KCK operasyonlarının siyasetçilerin susturulmasına yönelik bir operasyon olarak basitleştirilmemesini istiyor ve şöyle diyor: 'KCK PKK'nın şehir yapılanması değil, özeklik hedefleyen bir devlet yapılanması. PKK ise KCK'nın silahlı propaganda örgütü'

Ercan Çitlioğlu ile Bahçeşehir Üniversitesi'nin Beşiktaş'taki kampusunde cuma günü bir araya geldik. Kendisinin PKK, KCK ve terörle mücadele konusunda AKŞAM'a yaptığı ilginç tespitleri şöyle:   

- PKK ile müzakerelerin kesintiye uğramasının ardından örgüt eylemlerine hız verdi. PKK ile nasıl baş edeceğiz?
Bugün Türkiye'deki siyasi iktidar ve siyasi iktidarı temsil eden Sayın Başbakan Erdoğan gücünün zirvesinde. Öte taraftan örgüte baktığımız zaman son operasyonlarla bir hayli hırpalanmış olmakla birlikte bölgedeki gelişmeler ve konjonktürün de etkisiyle örgütte kendisini çok güçlü hissediyor. İki tarafın da kendisini çok güçlü hissettiği noktada bir anlaşma zeminin ortaya çıkması çok zordur. O zaman taraflardan birisinin -ki bu elbette devlet değil- zayıflaması lazım. Zaten şu anda öyle bir sürecin başladığını görüyoruz.

- KCK operasyonlarını mı kast ediyorsunuz?
PKK'nın askeri kanadına yönelik son operasyonlarda örgüt üst yönetim kadrosunda yer alan Hakkari bölge sorumlusu gibi çok önemli isimleri kaybetti. Bunların örgütte yarattığı ciddi moral ve motivasyon kaybı yadsınamaz. Öte taraftan KCK operasyonlarıÖ Terörizmi son 30 yıldır günlük yaşamının en önemli sorunu olarak gören Türk toplumunun ve medyanın bu konudaki bilgisizliğine hayret ediyorum. KCK 'PKK'nın şehir yapılanması' değildir! 

SİYASİ PROPAGANDA BİRLİĞİ
- Bu çok önemli. KCK yapılanması nedir?
KCK bir devlet yapılanması. Yayınladıkları manifestolara bakarsanız, orada 'devlet olmayan bir devletin' yapısını görürsünüz. KCK, PKK'nın şehir yapılanması değil; PKK, KCK'nın silahlı propaganda örgütü! PKK, KCK'nın altında. Bugün mecliste temsil edilen ve geçmişte de temsil hakkına sahip olan siyasi kurum ve kuruluşlar KCK'nın örgütsel şeması içerisinde siyasi propaganda birliği sağlıyor. KCK'nın yürütme kurulu başkanı aynı zamanda HPG'nin başkanı olan Murat Karayılan. KCK'nın yürütme konseyi üyeleri kamuoyunun isimlerini neredeyse ezberlediği Duran Kalkan, Cemil Bayık, Fehman Hüseyin gibi isimler. PJAK ile PKK ilişkisini hep reddetmiştir bugüne kadar. Açın, örgüt yapılanmasına bakın PEJAK 'KCK'nın İran'daki silahlı örgütü' olarak yerini buluyor. O zaman KCK'ya karşı yürütülen operasyonları bu alanda siyaset yapanların susturulmasına yönelik basit bir operasyon olarak görmek ve nitelemek doğru değil. Bunu çok basite indirgemiş oluyorsunuz. Çünkü baktığınız zaman kendi yargı sistemlerini kurmuşlar, şehir meclislerini kurmuşlar... Halkın doğrudan yönetime katılmasını öngören bir örgütlenme modelini geliştirmişler ve bunları ilçelere köylere mahallelere kadar indirgemişler... Yani bir devlet yapılanmasını görüyorsunuz.

- Sadece Türkiye sınırları içerisinde de kalmayan, tarihteki Büyük Kürdistan ideali gibi bir tablo bu galiba. Öyle mi?
Tabii bir anlamda öyle. Bakın ben biraz önce kendilerini çok güçlü hissediyorlar derken Suriye'deki olaylar ve korkarım yakın bir gelecekte İran'da yaşanacaklar nedeniyle kendilerini çok güçlü hissediyorlar demek istedim. Yani, Türkiye sınırları dışına çıkabilen bir gücün odağında görüyorlar kendilerini ve bu güçle dayattıkları her şeyi elde edebilecekleri gibi bir yanılgı içindeler.

- BDP'nin KCK ile ilişkisini nasıl görüyorsunuz? 
BDP ve KCK arasında doğrudan organik bir ilişki var mı? Bunun maddi delillerine sahip olmadığım için bir şey söyleyemiyorum ama BDP Meclis'te temsil edilen ve siyasi partiler yasasına tabi olan bir parti olmakla birlikte bu yasaya aykırı olarak etnik temelli siyaset yapmaktadır. Bu da BDP'nin KCK ve PKK ile özdeşleştirilmesine ciddi anlamda olanak sağlıyor. 

TÜRKİYE ÖZERKLİĞİ TARTIŞMALI
- KCK'nın tam olarak hedefi ne? Demokratik özerklik gerçekçi bir söylem mi?
Temel hedef demokratik özerklik diyorlar ama ben siyaset bilimi içerisinde bugüne kadar demokratik özerklik diye bir tanımı duymadım ve de görmedim. Çünkü özerklik ancak demokratik bir sistem içerisinde olabilir. Dolayısıyla onun başına demokratik sözcüğünü getirmek özerkliği daha da demokratik kılmıyor. Kısaca, özerklik istiyorlar. İstedikleri bir tür otonomi. Bu verilebilir mi? Verilip verilmeyeceğinin tartışılması lazım. Çünkü kategorik olarak karşı çıkarsanız haksızlığa uğramışlık ve mağduriyet algısını daha da güçlendirirsiniz. 

- Özerkliği tartışmalı yani Türkiye?
Bakın ben bu verilebilir anlamında söylemiyorum, tartışılabilir. Korkmamak lazım. Bu tartışmanın sonucunda Türk kamuoyunun çok büyük bir bölümü 'Ben özerkliğe karşıyım' tarzında bir iradeyi ortaya koyarsa, o zaman azınlığın çoğunluğun iradesine tabi olması gerekir. Demokrasi budur. Bu iradenin ortaya konulmasına rağmen silahla ve güç kullanarak bir dayatma içerisine girerlerse, o takdirde de bir devletin kendi varlığını korumak için başvuracağı yöntemlerin bedeli ne ise bunu da ödemek durumundadırlar. Tartışalım, konuşalım. Nelerin olmayacağını görmek için de nelerin olabileceğini görmemiz lazım. 

- Son operasyonlarında Ersanlı ve  Zarakolu'nun tutuklanması tepki çekti. Başbakan Erdoğan'ın 'KCK'ya sahip çıkılıyor' tepkisine katılıyorsunuz anladığım kadarıyla, değil mi?
Sayın Başbakan'ın eline istihbarat raporları gidiyor. Ben bu bilgilere sahipsem, Sayın Başbakan demek ki bunun çok daha fazlasına sahip. 'KCK'ya destek olanlar düşünmeli' derken doğru ve haklı bir yaklaşım içinde olduğunu düşünüyorum. Ama tutuklananların tümünün KCK ile organik bağı var mı, yok mu onu bilemem. Bunu tespit edecek olan yargı. Ama KCK budur. KCK, PKK'nın üstündedir ve bir anlamda PKK'yı yöneten yönlendiren güç KCK'dır.

- Dolayısıyla KCK'ya darbe vurmazsanız PKK'yla mücadele mümkün değil...
Gayet tabii. Bakın Çukurca eyleminden sonraki operasyonlarla PKK çok ağır bir darbe aldı. Bugüne kadar çatışmalarda hayatını kaybeden militanların cenazeleri ya da bir militanın hayatını kaybettiğinin açıklanmasından sonra bölgede olan olayları düşünelim. Vitrinler kapanır, kalabalıklar sokağa dökülür, polis taşlanır... Bu olayların hangisi var şimdi? Çünkü toplumu harekete geçiren kanaat önderleri ve toplum liderleri şu anda yok. Demek ki bu operasyonlar şu anda yerini buluyor.

Örgüt zayıflatılıp müzakerelere dönülecek
- Hükümetin PKK ile gizli görüşmeler yaptığının açığa çıktığı bir ortamda KCK operasyonlarının hız kazanmasını siyaseten ne kadar tutarlı görüyorsunuz?
Biraz önce müzakere eden veya anlaşma zemini arayan taraflar şu anda güçlerinin zirvesinde dedim. Bunlardan bir tanesinin gücünün budanması ve zayıflaması lazım. Bu tür müzakerelerde taraflar masaya alabileceğinin en fazlasını almak ve verebileceğinin en azını vermek için otururlar. Müzakerelerin temel kuralı budur. Ama siz masaya eliniz çok güçlü bir şekilde oturamazsınız, talep ettiklerinizden geri adım atmak zorunda kalırsınız. Bence şu anda yapılan bu. Yapılması gerekli mi? Bence gerekli. 

PKK TAKTİK DEĞİŞTİREBİLİR
- Eli güçlü bir şekilde masaya oturmak istediği için mi Türkiye bunu yapıyor?
Bir yerde öyle tabii. Ama görüşmeler tekrar başladığında görüşmelerin kesildiği 6-7 ay öncesine oranla örgüt çok daha zayıf bir şekilde başlayacaktır. Öte yandan, örgüt yeni taktik uygulamaları içine girer mi, girebilir. Ama bu yapının da kendi içerisinde çok ciddi zafiyetleri var. Örgütün Avrupa kanadı ile dağ kadrosu arasında tam bir uyum ve görüş işbirliği olduğundan söz edebilmek mümkün değil. Örgütün silahlı kanadı içerisinde de bu yok. PKK büyüklüğünden dolayı kendi içinde zaafiyetler yaşamaya başladı. Çünkü örgüt büyüdükçe hantallaşır, denetim ve hiyerarşik yapı zafiyete uğramaya başlar. Dolayısıyla şu anda zafiyet noktalarının biraz ortaya çıkarılması için gösterilen çabayı ben doğru bir taktik olarak nitelendiriyorum.

Barzani kültüründe güç paylaşımı yok
- Kuzey Irak'ta özerk Kürdistan yapılanması zaten var. KCK'nın onlarla ilişkisi nasıl?
Barzani ile bu yapılanmanın bir uyum içerisinde olduğunu söyleyebilmek mümkün değil. Çünkü Barzani feodal bir kökenden gelen ve feodal alışkanlıklara ve kültüre sahip olan birisi. Bu kültürde güç paylaşımı yoktur. Dolayısıyla Barzani'nin K. Irak'ta sağladığı otorite ve gücü adı ister KCK olsun ister PKK olsun bir başka örgütle paylaşmak isteyebileceğini beklemek ve ummak ham bir hayalden ibaret. Barzani şu anda PKK'ya karşı çok güçlü bir duruş sergilemiyor olabilir. Ama 31 Aralık'ta son Amerikan askeri Irak topraklarını terk ettikten sonra Barzani'nin Türkiye'ye olan ihtiyaç ve destek arayışı çok daha fazlalaşacaktır.

Kürt sorunu demeyelim
Kürtlere pozitif ayrımcılık yapılmasına 'diğer grupları ötekileştirir' endişesiyle karşı çıkan Ercan Çitlioğlu, 'Kürt sorunu diyerek tüm Kürtleri tekil bir kimliğe indirgemek bilinen sosyolojik gerçeklere aykırı. Buna insani sorun demek gerek'

- İnsanı, Dünyayı ve Terörizmi Anlamak adıyla yeni bir kitap çıkardınız. Meseleye böyle bir başlıkla yaklaşma nedeniniz nedir?
Terörizmi irdelediğimiz zaman her aşamasında ve cephesinde insan faktörü var. Her aşamasında insanın yer aldığı bir olguyu çözümleyebilmek için öncelikle insanın çözümlenmesi gerek.  Haksızlıkların, dayatmaların, şiddetin, mağduriyetlerin egemenliğinde yaşanan bir dünyada kimi insanların kendilerini ifade biçimi olarak şiddeti tek yöntem olarak görmeye başlamaları dünyanın da irdelenmesi zorunluluğunu doğurdu. Ve bu iki temel olgunun ışığında terörizmi irdelemeye çalıştım. 

- Mağduriyete uğramış insanların bir kısmının çözüm şiddet gibi algılayarak, teröre başvurma süreci nasıl işliyor?
Bu haksızlık ve mağduriyet hafızalarda yer eder ve kuşaktan kuşağa aktarılarak daha da kalıcı hale gelir. Bunun şiddet olarak ortaya çıkması için haksızlığa maruz kalanlar üzerinde ciddi bir travma yaratmış olması ve haksızlığı doğuran etkenlerin de süreklilik içerisinde olması lazım. Türkiye'de yaşayan ve etnik kimliklerini Kürt olarak tanımlayan yurttaşlarımızın son yüz yıl içerisinde yaşadıklarına baktığımızda bu travmatik etkileri görüyoruz. 

ZİHİNSEL DÖNÜŞÜM
- Türkiye'de yıllar içinde pek çok pozitif gelişme olduğu halde bugün şiddet neden tırmanıyor dersiniz?
Şiddetin bir ifade biçimine dönüşmüş olması veya bazı hakların şiddete başvurularak elde edebileceği yanılgısına düşülmüş olması yeni travmalara kaynaklık etmenin ötesinde başkaca hiçbir işe yaramıyor. Bugün Türkiye zihinsel bir değişim ve dönüşüm geçiriyor. Bu değişim ve  dönüşüm çok kısa süre içerisinde gerçekleşmez. Çünkü sosyolojik gelişmeler  kendi evrimsel süreci içerisinde ortaya çıkıp sonuçlanan değişim ve dönüşümlerdir. Şiddet eylemleriyle sanki bu sürenin kısaltılması gerektiği Türkiye'ye empoze edilmeye çalışılıyor. Bu, fevkalade yanlış olur. Sosyolojik bir olayı kendi doğal sürecinin dışına çıkararak dijital hale getirirseniz yeni sorunların başlangıcına  kaynaklık edersiniz.

- Biraz daha somut söyleyebilir misiniz ne kastettiğinizi?
Etnik aidiyetlerini ve kimliklerini Kürt olarak tanımlayan yurttaşlarımızın tümünü aynı sorunların paydaşı olarak görüp, aynı sorunlardan yakınıyor olarak nitelemek fevkalade yanlış. 'Kürt sorunu' dediğiniz zaman aslında değişik alanlarda değişik sorunları olan kişileri etnik temelde tekil bir kimliğe indirgiyorsunuz. Bir sorun olduğunu elbette kabul ediyorum ama Kürt sorunu tanımlamasına katılmıyorum. Bütün sosyolojik gerçekliklere aykırıdır bu. 

- Siz sorunu nasıl tarif ediyorsunuz?
Ben buna insani sorun diyorum. Türkiye'de haksızlıklardan yakınan, kendi kültürlerini kimliklerini yaşama konusunda önünde kimi kısıtlamalar olduğunu ileri süren sadece Kürt kökenli yurttaşlarımız değil ki! Mesela 'Kürtlere pozitif ayrımcılık yapalım' gibi bir tartışma yapılıyor. Türkiye'de bir etnik gruba pozitif ayrımcılık yaparsanız o etnik grup dışında kalan gruplar kendilerini negatif ayırımcılığa tabi tutulmuş hissederler. Yani kendilerini bugüne kadar 'biz' olarak hissedenler kendilerini 'öteki' olarak hissetmeye başlarlar. Böyle olursa, sorunu bütünlüklü ve kalıcı biçimde çözmek yerine yeni sorunların temelini atmış, yeni sorunlara kaynaklık etmiş oluruz.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.