Murat Çelik tipi gazetecilik
Artık modası geçen “nasıl olsa kimse yalanlamaz” mantığı üzerine kurulu Murat Çelik tipi gazetecilik yine gündeme geldi.
Postmedya, Murat Çelik'le ilgili bu kez de şu analizi yaptı: "Bu kez Vatan Gazetesi’nin yazı işlerinin bayram rehaveti fırsatını kullanmış olmalı. Yine karşımıza içine birkaç teknolojik ifadeyle süslenmiş PKK yazısıyla çıktı.
Özetle diyor ki; PKK artık yola döşenen cep telefonu-telsiz-kablo düzenekli el yapımı patlayıcı döşeme sisteminden vazgeçti. PKK artık sensorlu patlayıcı döşüyor. Bu sensorler de harekete duyarlı, apartman koridorları ışığını yakan ucuzlarından. Yoldan geçen ilk araç sensoru harekete geçiriyor ve patlayıcı infilak ediyor. PKK bunları daha çok sivillerin kullanmayıp askerlerin kullandığı yerlere döşüyormuş. Bu tip patlayıcıları ABD’ye karşı Afganistan’daki militanların kullandığını söylüyor.
NERDE 5N 1K
Murat Çelik’in bu yazdıklarını kim çıkıp yalanlayacak. Konunun iki tarafı var: Genelkurmay’ın bu haberi yalanlamasının bir mantığı yok, PKK niye yalanlama derdine girsin.
İki taraf da yalanlamayınca haber doğru mu oluyor peki?
Vatan Gazetesi Yazı İşleri şu basit soruyu sormalıydı:
İlk harekette (sivil ya da asker) patlayıcı infilak edecekse, PKK niye sensor gibi teknolojik bir revizyon yapsın ki? 90’lı yıllardaki gibi devreyi tamamlayan iki ucun üst üste konduğu ve geçen ilk araçta devrenin tamamlandığı, basit mayın mantığıyla çalışan sistemine niye dönmüyorlar?
Bu soru Çelik’in bütün yazısındaki mantığı çökertir…
Çünkü Çelik diyor ki; Bu sensorü etkisiz hale getirmenin yolu “yüksek frekans dalgası” yaymak. Ama eski tip ilk gelende patlayıcı mantığında kullanılan devre tamamlamalı sistemde frekans dalgası da işe yaramaz.
PKK neden cep telefonlu patlayıcı sistemine geçti hatırlayalım: Bu sistem sayesinde sadece belirlenen hedef (asker/polis) geçtiğinde patlayıcı infilak ettiriliyordu.
PKK neden kablolu sisteme geçti hatırlayalım: Jammer yüzünden cep telefonu dalgaları kesilince 400 metreye yakın kablo döşeyerek jammer by-pass edildi. Yine belirlenen hedefin vurulması sağlandı.
Şimdi PKK belirlenen hedefi vurma sisteminden vazgeçip, Çelik’in yazdığı gibi “gözü dönmüş şekilde” sivil asker ayrımı yapmadan ilk geçeni patlatıyorsa bunun en temel ve engellenemez yolu kullanılır. Devre tamamlamalı sistem… Bunun üstüne neden sensor gibi gereksizlik monte edilsin.
Diyeceksiniz ki, Afganlılar niye devre tamamlama değil de sensor kullandı o zaman?
Cevabı basit: Afganlılar birçok yerde devre tamamlama kullandı. Sensorü sadece köprü ve kanyonlarda kullandılar. Sensorun zamanlama düzeneğini uzun tutup, köprüye bütün Amerikan konvoyu çıktığında yani konvoy köprüyü ortaladığında patlama gerçekleşiyordu. Ya da kanyonu ABD konvoyu ortaladığında üstüne kayaların yıkılacağı biçimde geciktirmeli sensor ayarlanıyordu.
Bu Afganistan coğrafyası için geçerli. Güneydoğu’da öyle derin/uzun köprüler de yok, patlayıcıyla yıkılacak kadar gevşek kayalı kanyonlar da yok. Üstelik TSK, ABD ordu güçleri gibi her göreve hurra 20 araçla gitmiyor.
Özetle Murat Çelik yine 28 Şubat’ın güvenlik alanındaki “hayalet yaz, kimse yalanlamaz, yeter ki asker rahatsız olmasın” gazeteciliğini yaptı ve çaktı.
Zaten yazısında gazeteciliğin temel sorularına yanıt da yok. PKK bu tip sensorlü patlayıcı kullanıyorsa: Neredeki patlamada bunu kullandı? Ne zaman gerçekleşti bu patlama? Bunların cevabı yazısında olmalıydı. Bu somut ve açık örnekle ve patlama sonrası düzenlenen Cumhuriyet Savcılığı raporuyla desteklenen yazıya lafımız olmazdı.
Ama şimdi lafımız var. Çünkü yukarıda yazdığımız uzman bilgileri, mantık ve gazetecilik ilkeleri ışığında Çelik’in delilsiz, belirsiz yazısı sadece laftan ibaret kalıyor…
Daha önce de dedik: Gazetecilik zor iş, özel haber baskısını kaldıramazsın, böyle hatalar yaparsın, gel televizyonculuğa geri dön...
Postmedya
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.