Adaletin bu mu Avrupa?

Adaletin bu mu Avrupa?
Adalet Divanı’nın Türkler lehine verdiği kararları AB ülkeleri neden dikkate almıyor? Avrupa yolunda Türkler “hak verilmez, alınır” ilkesini nasıl hayata geçirebilir?

Avrupa merkezlerinden gelen haberlerden en çok ‘Vizesiz Avrupa’ başlıklı haberler ilgi çeker. Avrupa Topluluğu Adalet Divanı (ATAD) nezdinde açılan davaların sonuçlarına dayandırılarak verilen haberlerde kimi zaman “Almanya’ya vizesiz gidişin önü açıldı.” ifadeleri yer alırken; emeklilik, aile birleşimi, iş kurma gibi konularda da çıkan olumlu kararlardan bahsedilir. Bu kararlar sonrası akla gelen ilk soru, bir ülkede çıkan bir kararın diğer bir Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkede uygulanabilir olup olmadığıdır. Bu noktada, dava açma konusundaki mali yükümlülüklerin fazlalığı ve sürecin uzun olmasından dolayı vatandaşların çoğu dava açmıyor ve mağduriyetler yıllarca devam ediyor.

Türk işçilerin Almanya’ya göçünün 50. yılını kutladığımız 2011 itibariyle gelinen son noktada, başta Almanya olmak üzere birçok AB ülkesi Türkiye ile ilgili ATAD kararlarını ya uygulamıyor ya da farklı manevralarla doğrudan uygulamayı engelliyor. Türk vatandaşlarının bugüne kadar ATAD nezdinde açtığı ve kazandığı 40’a yakın dava var. Türkiye’ye yapılan haksız uygulamalara en son dikkat çeken ise yine bir ATAD hâkimi olan eski Avusturya Adalet Bakanı Maria Berger oldu. Avusturya basınına konuşan Berger, mevcut durumu, “Türk işçilere ciddi anlamda ihtiyaç duyulduğunda onlara birtakım sözler verildi. Bu sözler üye ülkelerin çalışanlarının sahip oldukları hakları da kapsıyor. Şimdi bu sözleri yerine getirmeleri gerektiğinde, ülkeler bu hakları görmezden geliyor. Mesela Hollanda bu işçileri malulen emeklilik haklarından mahrum etmek istiyordu.” cümleleriyle özetliyor.

Avrupa-Türkiye Araştırmaları Enstitüsü (ATA) Direktörü Prof. Dr. Harun Gümrükçü’ye göre, AB ülkelerine binlerce dava açmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Gümrükçü, davaların bireysel ya da kitlesel olarak açılabileceğini ifade ediyor. Danimarka ve Avusturya’da Türk gençlerine uygulanan evlenme yaşı ile ilgili de sert açıklamalar yapan Gümrükçü, ‘‘Haksızlıklara sessiz kalındığı için bir sonuç çıkmıyor. Çalıştığınız yerde haksızlığa uğradığınızı düşündüğünüzde mahkemeye gidiyorsunuz. Peki, bu konuda neden binlerce dava açılmadı? Toplum organize olmalı ve basın yayın kuruluşlarıyla da bu konuların üzerine gereği gibi gidilmeli.’’ diyor.

Gümrükçü’ye göre, açılan davaların yanında dava açılmayan birçok konu da mevcut. ‘‘Mesela yaşlı bakım parası ödeniyor. Türkiye’ye dönersen bunu alamazsın deniyor. Kesinlikle yanlış. Bu ve buna benzer birçok konu var. Haklarımızın peşinden koşmadığımız sürece bu haklarımızdan yararlanmamız mümkün değil.’’ ifadelerini kullanan tecrübeli hukuk profesörüne göre, dünyanın her yerinde şu kural geçerlidir; haklar verilmez, alınır. Hakların organize olmadan aranamayacağını belirten Gümrükçü, “Birlikte hareket edilmediği sürece kimse bize haklarımızı vermez. Sonuçta siz burada farklı bir alan oluşturuyorsunuz. Doğal olarak da sistem size tepki veriyor. Sizin bu tepkiye karşı tepki vererek etkisini azaltmanız lazım. Tabii ki kavga dövüşle değil, demokratik haklarla.” diyor.

‘Patronati’ modeli örnek olmalı

Hakların nasıl elde edildiğine dair İtalyanların oluşturduğu ‘Patronati (Koruyucu Melek)’ modelini örnek gösteren Harun Gümrükçü, devlet desteğinin vazgeçilmezliğine dikkat çekiyor: “Bu sistemde hükümet, işveren, sendikalar ve üniversitelerin katılımıyla bir kurul kuruluyor. Üst kurul karar veriyor. Kurulan çalışma ekibine, ‘Gidin Almanya’da, Hollanda’da, Belçika’da davalar açın’ deniyor. Bu bahsettiğimiz haklar, Türklerin dava açarak kazandığı haklar değil aslında. Bunlar İtalyan ‘Patronati’ teşkilatının organize ettiği ve kazandığı davalardır. Biz onların elde ettiği hakları Türkçeleştiriyoruz sadece.” Konunun bir devlet politikası olması gerektiğine dikkat çeken Gümrükçü, “Hükümet demiyorum bakın, İtalyan devleti diyorum. Devlet politikası yapılmıştır bu. Bireysel olarak başarılabilecek konular değil bunlar.” diyor.

Avrupa’yı yakından tanıyan ve akademik çalışmalarının bir bölümünü İngiltere’de gerçekleştiren Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Bülent Çiçekli ise Türklere karşı mevcut tutumu şu cümlelerle özetliyor: “Türklerin Avrupa’da yaşayan göçmenlerden farklı uygulamalarla ve zorluklarla karşılaşması, sayı ve etkinlik bakımından hesaba katılması gerekli bir kesimi oluşturmasından kaynaklanıyor. Özellikle Almanya’da yabancılar ve göç hukukunun, hatta sosyal bazı konuların gelişimi buralarda yaşayan Türk toplumu dikkate alınarak hazırlanmıştır. Ancak bu bütün ülkeler için geçerli değil. Mesela, İngiltere’deki Türk nüfusu dikkate alınacak büyüklükte olmadığı için yukarıda bahsedilen konuların gelişimi Güney Asya’dan ve Karayip Adaları’ndan gelenler ekseninde oluşmuştur.’’

Sorunların çözümünde Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğinin, serbest dolaşım ve çifte vatandaşlık gibi birçok sorunu ortadan kaldıracağını ifade eden Çiçekli, Türkiye’ye yapılan haksızlıkları başkalarına sirayet eden bir hastalık olarak tanımlıyor ve ekliyor: “Mesela, bu entegrasyon ve dil kursu konusu ilk olarak Danimarka’da başladı, sonra Hollanda’ya geçti. Dikkat ederseniz Danimarka çok küçük bir ülke ve nüfuslarının az olması hasebiyle göçmenleri kendilerine bir tehdit olarak algılamaları doğal karşılanabilir. Hollanda için de bu durum aşağı yukarı aynıdır. Avrupa’daki temel sorun, doğum oranlarının düşük, yaşlı nüfusun yüksek olmasıdır. Doğal olarak demografik yapı değişikliğe uğruyor. Ekonominin yürüyebilmesi için de iş gücüne ihtiyaç var. Dolayısıyla böyle bir açmazla karşı karşıyalar.”

Bir ülkede alınan bir kararın her zaman başka bir ülkede uygulanamayacağını kaydeden Çiçekli, ‘‘Bir ülkede karar iç hukuk kapsamında verilmiş olabilir. Avrupa Birliği’ne atıfta bulunmuş olmayabilir.’’ ifadelerini kullanıyor.

Hukuki anlaşmaların geçmişi ve Soysal Kararı

Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu ile 1963’te yaptığı “Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik Antlaşması” (Ankara Antlaşması), 50 yıla yakın bir süreden beri yürürlükte. Antlaşma, 1970’te imzalanan ve 1 Ocak 1973’te yürürlüğe giren Katma Protokol (KP) yoluyla somutlaştırıldı. Bu antlaşma ile AB’nin en yüksek ve son yargı mercii olan Avrupa Toplulukları Adalet Divanı (ATAD) AB-Türkiye Ortaklık Hukuku alanında ortaya çıkabilecek yorum sorunları konusunda yetkili kılındı. Olumlu çıkan birçok dava kararı ile birlikte üçü de TIR şoförü olan Mehmet Soysal, İbrahim Savatlı ve Cengiz Salkım’ın açtığı ve terminolojiye Soysal Kararı olarak geçen Adalet Divanı’nın 19 Şubat 2009’da açıkladığı karar, Katma Protokol’ün yürürlüğe girdiği 1 Mart 1973 tarihinde Türk vatandaşlarına vize uygulamayan ülkelerin, o tarihten sonra vize uygulaması getiremeyeceğine hükmetti. Karar, Türkiye ile AB arasında 23 Kasım 1970’te imzalanan Katma Protokol’ün 41/1. maddesine atıfta bulunarak hizmet sunmak amacıyla AB ülkelerine giden Türk vatandaşlarına yeni kısıtlamalar getirilmesini yasaklamış oldu.

Bu madde, “Akit taraflar, aralarında yerleşme hakkı ve hizmetlerin serbest edinimine yeni kısıtlamalar koymaktan sakınırlar.” ifadesiyle zorlaştırmaların önüne geçmeyi amaçlıyor. Diğer yandan Divan, Schengen Anlaşması’yla tesis edilen Schengen vizesinin ek masraf ve külfetler getirdiği gerekçesiyle, bu anlamda yeni bir kısıtlama olduğunu belirtmiştir. İş adamı, avukat, sporcu, doktor ve akademisyenler ile turizm, öğrenim veya tedavi amacıyla AB ülkelerine giren Türk vatandaşları bu kapsamda değerlendirilebilir.

Açılan davalarda Türk vatandaşlarının lehine atıfta bulunulan diğer maddeler ise 1/80 ve 3/80 sayılı Ortaklık Konseyi kararları. Bu kararlarda, Türk işçilerinin işgücü piyasasına giriş, ikamet etme, emeklilik gibi konularda ayrımcılık yasağı ve yeni sınırlamalar getirilmemesi gibi önemli konulara ilişkin hükümler bulunuyor.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.