Kandil'e neden operasyon yapılmıyor?

Kandil'e neden operasyon yapılmıyor?
PKK’nın “şehir yapılanması” KCK ile ilgili, iki yıldır araştırma yapan Ankara Strateji Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Özcan, “Kandil’e neden operasyon düzenlenemiyor” sorusuna şu çarpıcı c

Ankara Strateji Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Özcan, avukatların gözaltına alındığı son KCK operasyonunun, PKK’yı yöneten Önderlik Komitesi’ne yapılmış bir operasyon olduğunu kaydetti. Özcan bir yandan PKK’yı terörist örgüt olarak kabul eden ABD’nin bir yandan da örgüte destek verdiğini ifade ederek Türkiye’ye karşı ikili davrandığını kaydetti. 

Yeni Akit’ten Ertuğrul Cesur’un sorularını cevaplayan Prof. Dr. Mehmet Özcan terör örgütünün geldiği son durum ve operasyonlar konusunda çarpıcı açıklamalarda bulundu:

“KCK KONFEDERE DEVLET PROJESİ”

• Öncelikle adından başlayalım. KCK ne anlama geliyor?

KCK’nın açılımı, “Kürdistan Halklar Topluluğu” demek. KCK Sözleşmesi’ni okuduğumuzda ne ile karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor. KCK Sözleşmesi’ne göre Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de Kürt halkının yaşadığı topraklarda -sözleşmedeki ifadeyle- “dört parçadan” oluşan bir “konfedere devlet” öngörülüyor. Örneğin 4 ve 5. maddelerde “yurttaşlıktan” söz ediliyor. Vergi toplama var, askerlik hizmeti var. Yasama Yürütme ve Yargı organları var. 14. maddede “önderlik” adı altında Öcalan’ın, “maddi ve ruhani” lider olduğu ifade ediliyor. Buradaki tanıma göre Öcalan sorgulanamaz, dokunulamaz, hiçbir sözüne karşı itiraz olamaz. Bu maddeye göre Öcalan, Yürütme Konseyi Başkanı’nı -yani Karayılan’ı- görevlendirir. Sözleşmede KONGRE-GEL’e görevleri arasında yabancı ülkelerle diplomatik ilişki ve anlaşma yetkisi veriliyor. Bir devlet değil ise başka bir devlet ile nasıl anlaşma imzalar. Bu devlette üç hukuk geçerli: AB, KCK devletinin hukuku ve bir de bölge ülkeleri yani Türkiye, Suriye, İran ve Irak’ın hukuku. Ancak bölge ülkelerinin hukuku, bu ülkeler de KCK hukukunu kabul ederlerse kabul edilecek.



“KCK, PKK’DIR”

• Burada PKK’nın ve BDP’nin durumu nedir?
36. maddede PKK’dan söz ediliyor. PKK, “klasik parti olmayan iktidarı hedeflemeyen ideolojik - ahlaki bir oluşumdur” deniyor. 39. maddede siyasi partilerden söz ediyor. BDP’lilerin açıklamalarından, BDP’nin de bu yapılanma içinde olduğu anlaşılıyor. “ÖCALAN / KCK / PKK / DTK birlikteliğinden bahsetmek, herkesin bildiği bir sırrı ifşa etmekten başka bir anlama gelmeyecektir. … ÖCALAN ne kadar BDP’nin içindeyse BDP de bir o kadar DTK’nın hatta KCK’nın içindedir” sözü BDP’li Aysel Tuğluk’a ait.

“PKK YENİDEN ‘DEVLET’ OLMA İDDİASINDA”

• Sözleşmede bir “devlet” olmak istendiği yer alıyor mu?

Hayır, sözleşmede bunun “devlet” olmadığı iddia ediliyor. Ancak maddelerine bakıldığında bunun devlet örgütlenmesi olduğu açık. Devlet mefhumuna karşı gibi bir görüntü verilmesinin nedeninin, örgütün sol – anarşist felsefi temellerine dayandığı anlaşılıyor. Sözleşme 2005’te ortaya çıkıyor ancak 2007 yılında revize edilmiş. Muhtemelen Kandil’de yapılmış. Sözleşmenin üzerinde revizyon yapılabileceği ifade ediliyor. O kadar detaylara girilmiş ki örneğin Yüksek Seçim Kurulu’ndan askeri yargıdan bile söz ediliyor. Sonuç olarak terör örgütünün daha önce 2000’li yıllarda “devlet kurma hedefi olmadığı” yönündeki deklarasyonundan vazgeçtiği, 2007’de KCK ile yeniden devlet olma iddiasını ortaya koydu anlaşılıyor.

“DAĞDA KALINCA TASFİYE OLACAKLARINI BİLİYORLAR”

• Bu sözleşme ülkelere göre kimler arasında imzalandı ve terör örgütü neden fikir değiştirmiş olabilir?

Sözleşme ülkelere göre şu sözde partiler tarafından imzalanmış. Türkiye’de KONGRE-GEL, Suriye’de Demokratik Birlik Partisi (PYD), Irak’ta Kürdistan Çözüm Partisi (PCDK) ve İran’da Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK). 2007’de KCK oldu ama bizim bildiğimiz PKK’dır. PKK 2002’de ismini değiştirdi KADEK oldu. 2003’te tekrar değiştirdi, KONGRA-GEL oldu. PKK, Türkiye ve uluslararası gelişmelerin baskısı karşısında sürekli kabuk değiştirerek siyasal açılımını sağlayabilme çabasında. Öcalan diyor ki, “Dağda kalırsanız ancak muhtar olursunuz, şehirlere inmek zorundasınız.” İşte KCK, şehirlere, toplumun her hücresine inebilmek için düşünülmüş bir yapılanmadır. Tam bir devlet yapılanması ile en üstten aşağıya doğru, Mahalle, köy, kasaba, komün, ocak sistemiyle her alanda KCK’nın temsilcileri var.

“SİYASET AKADEMİSİ’NDE AYAKLANMA EĞİTİMİ VERİLİYOR”

• Burada Siyaset Akademilerinin rolü nedir ve Büşra Ersanlı olayına nasıl bakmak gerekir?

Siyaset Akademileri’nin kuruluş talimatı Öcalan tarafından verildi. Eylül 2008’de ROJ TV’deki bir konuşmasında Cemil Bayık, Öcalan’ın talimatıyla Siyaset Akademileri’nin her yerde kurulması için PKK’nın yükümlü olduğunu söylüyor. Öcalan, Siyaset Akademileri konusunda 25 Ekim 2009’da Fırat News’te yayınlanan bir ifadesinde şöyle diyor: “Kürtler için yıllardır Siyaset Akademilerinin açılması gerektiğini söylüyorum. Onu bile doğru dürüst yapamıyorlar. Binlerce 10 binlerce kadro yetiştirilmesi lazım, yapamıyorlar, çünkü teorik kavrama düzeyleri buna elvermiyor.” Murat Karayılan da bir açıklamasında, “Bağımsız Kürdistan, devrimci halk savaşı ile kurulabilir. Siyaset Akademileri’nde yetiştirilen gerillalar bu savaşta etkin bir şekilde yer alacaklar” diyor. İşte Siyaset Akademileri bu ayaklanmanın teorik bilgisinin öğretildiği yerlerdir. Çukurca saldırısından sonra yapılan operasyonların ardından Avrupa’daki PKK’lılara ait 18 dernek bir açıklama yaparak Birleşmiş Milletler’in bölgeye barış gücü göndermesini talep ettiler. İşte örgütün temel stratejisi budur. Şimdi Büşra Ersanlı’nın durumunu düşünün. Türkiye’de iç savaş çıkarmak için kurulmuş buralarda ders veriyor. Burada eğitim alan KCK “Öz Savunma Birlikleri” üyeleri molotof atıyor, şehirleri yakıyor. Açıkça görülüyor ki KCK, PKK’dır; PKK, KCK’dır.

“DERSLER KANDİL’DEKİ İLE AYNI”

• Siyaset Akademileri’nde ne öğretiliyor?

Öcalan ve tüm diğer PKK yönetiminin açıklamalarından anlaşılıyor ki, örgütün lider dağ kadrosu KCK’yı eğitecek, KCK da Siyaset Akademileri’nde eğitim verecek kişileri eğitecek. Kandil’deki derslerle Siyaset Akademisi’nde verilen derslerin içeriğini karşılaştırdığımızda Tümüyle aynı olduğunu net bir şekilde görüyoruz. Derslerin adları bile aynı. Kandil’de “Öcalan’ın hayatı”, Siyaset Akademisi’nde Öcalan’ın görüşme notları” olmuş. “PKK Tarihi” bile ders olarak anlatılıyor.

“KCK OPERASYONLARI BDP’LİLERİN DE LEHİNE”

• Ancak BDP’liler ve kimi liberaller KCK operasyonlarını eleştiriyor...

Öncelikle şu bilinmeli ki bu operasyonlar terörle mücadele olduğu kadar BDP’lilerin de lehine. Çünkü BDP’nin özgür bir şekilde siyaset yapmasına izin verilmiyor. Stalin Rusyası gibi her BDP’li siyasetçinin yanında KCK’dan bir “komiser” var. Bu durumda BDP’liler nasıl bağımsız siyaset yapacak. Gördük işte; bir işçi Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’i sorguluyor. Bu nasıl mümkün olabilir. Demek o şahsın KCK’da, Baydemir’in üzerinde bir konumu var. İmralı ve Kandil’den kurtarmadıkça Kürt siyasetçiler ve BDP hiçbir zaman özgür siyaset yapamazlar. Genel seçimlerden sonra muhtarlara gidilerek BDP dışındaki partilere oy verilen yerlerden teker, teker hesap soruldu. Terör örgütü Kürt siyasetini tekeline alma amacındadır. Buna rağmen Kürtlerden BDP’nin aldığı oy oranı yüzde 25’tir. Dolayısıyla bu operasyonlar anti demokratik baskı değil, Kürt siyasetçilere de özgür siyaset yapmaları için gerekli. Çünkü PKK bu yolla onlara da nefes aldırmıyor.

“OPERASYONLARDA KRAVATLI MİLİTANLAR ALINIYOR”

• Operasyonlar ne oranda başarı sağlar?

KCK operasyonlarında eylem yapanlar alınmıyor, molotof atanlar bile alınmıyor. Gece terörist, gündüz kravat takanlar alınıyor. Emir – komuta zincirindeki ilk halka alınıyor. Çünkü emri verenler bu operasyonlarla alındı, İstanbul ve diğer illerdeki araç yakmalar bitti. Fakat elbette Kandil var olduğu sürece sorun bitmez. Devlet ilk defa profesyonel birliklerle mücadeleye başladı. İlk defa hava kuvvetleri etkin bir şekilde kullanılıyor. Kandil’e geçişler tamamen kontrol altına alınmış durumda. Devletin hataları terör örgütü için oksijendir. Hata yapılmaz ise terör örgütü oksijenini tüketecek ve kendisini bitirecektir. 90’lı yıllarda köy boşaltmalar hataydı. İnsanlar köylerinden alındı, işsiz kaldı. İşi gücü olmayan çocuklar kandırılarak dağa çıkarıldı. BDP’lilerin bir tane çocuğu dağda var mı, hiçbir zengin çocuğunu dağa göndermez.

“ABD İKİLİ DAVRANIYOR”

• Kandil’e neden operasyon düzenlenemiyor?

Şu bir gerçek ki PKK’ya inanılmaz bir dış destek var. ROJ TV’ye yıllık 10 milyon Euro gidiyor. İstanbul’da Osmangazi’de BDP ilçe binasında toplantı yapılıyor, deniyor ki “Bu akşam dört ayrı noktada eylem yapılacak araç yakılacak. En başarılı gruba ödül verilecek. Nerede yapılacak, ROJ TV’yi takip edin orada altyazı geçecek.” Yani örgütün eylemleri için yardım eden bir rol oynuyor. Amerika PKK’yı terörist örgüt olarak kabul etti ancak bir yandan müttefikimiz olduğunu söylüyor bir yandan da PKK’ya destek veriyor. Bu nedenle Türkiye’nin Kandil’e operasyon gerçekleştirmesinin önünde uluslararası hukuk açısından engeller var. Suriye ve İran istihbarat devletidir. İstihbarat devletleri de terör örgütlerini kullanırlar. Türkiye ile İran arasında Ortadoğu’da nüfuz rekabeti var. Bütün bunlar bir faktör. 15 yıldır Türkiye, içerde bile riskli bölge diye bazı yerlere operasyon yapamadı.

“KÜRTÇE EĞİTİME İZİN VERİLMELİ”

• Hükümetin soruna yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şunu kabul etmek lazım ki, Kürtlerin en demokratik yaşadığı ülke dünya üzerinde Türkiye’dir. Bugün biz Kürt sorununu her yönüyle tartışabiliyoruz. 30 bin kişinin katili ile görüşme yapılıyor, anadilde eğitim tartışılıyor. BDP’liler “özerk yönetim” ilan ettiler kim ne dedi? Daha ne kadar ifade özgürlüğü olacak. Elbette “bu kadar demokrasi yeter” demiyorum. Tüm insani ve kültürel haklar tanınmalıdır. Hatta önümüzdeki sömestrde hemen Kürtçe seçmeli ders olarak okutulabilmelidir. Kürtçe savunma hakkı tanınmalıdır. Fakat hükümet her tülü olumlu adımı atıyor, bu teslim edilmeli. Kürt vatandaşın sadece şiddetten korkacağına inanan bir PKK var. Oysa Siirt’te, Diyarbakır’da “artık yeter” diyerek esnaf KCK militanlarına tepki gösterdi. Analar artık terörist cenazelerini örgüte vermiyorlar. Çukurca saldırısının ardından devlet “ben buradayım” dedi.

“OPERASYONLAR ÖNDERLİK KOMİTESİ’NE YÖNELİKTİ”

• Son operasyonda 42’si avukat çok sayıda kişi gözaltına alındı. Neden avukatlar?

Son operasyon KCK sözleşmesinin 14. maddesinin 6. bendinde yer alan Önderlik Komitesi’ne yönelik bir operasyondur. Söz konusu maddede Önderlik Komitesi şu şekilde anlatılıyor: “Sağlığı, güvenliği, özgürlüğü ve hukuki sorunları başta olmak üzere önderliğin –yani Öcalan’ın - uluslararası alanda tanıtılması ve diplomatik faaliyetleri içerir.” Hukuki sorunlarla mücadele edecek olanlar avukatlardır. Dolayısıyla avukatların Önderlik Komitesi’nin parçası olduğu anlaşılıyor. KCK operasyonları şuana kadar bir “Kent Meclisleri’ne” bir de Önderlik Komitesi’ne yapıldı. Ancak KCK sözleşmesindeki Önderlik Komitesi tanımından avukatların dışında da unsurların olduğu anlaşılıyor. Bunlara yönelik operasyon gelebilir. Göz altıların çok olması şaşırtmamalı. İstanbul’da bir otopark mafyasına yönelik operasyonda en az 100 kişi alınıyor. Dolayısıyla KCK gibi bir paralel devlet yapılanmasında çok daha fazla kişinin alınması şaşırtmamalı. Önemli olan operasyonlarda temel hak ve özgülükler sınırlarına riayet edilmesi. Bu insanlar niçin alınıyor, Büşra Ersanlı niçin alındı bunu toplum bilmeli.

AVUKATLAR ÖRGÜTÜN YÖNETİCİSİ DURUMUNDA”

• Önderlik Komitesi’nde avukatların özel bir rolü olduğu anlaşılıyor.

Önderlik Komitesi, direkt KCK Yürütme Konseyi’ne bağlı tek birimdir. KCK sözleşmesine göre bütün diğer birimlerle işbirliğine geçebilecek tek birim burasıdır. Dolayısıyla örgütün beynidir. Yani Abdullah Öcalan’ın talimatlarını örgüte aktaran bir yapıdır. Avukatlar Öcalan ile şu ana kadar 346 kez görüşme yapmış. Öcalan açıkça silahlı saldırı talimatı verdiği için daha önce 12 kez hücre cezasına çarptırıldı. Açık talimat vermesi engellenince şifreli talimatlar vermeye başladı. Bu durumda avukatların fonksiyonu daha da bir önem kazanıyor. Görüşmenin ardından avukatlar hukuk bürosunda bir araya gelerek ne anlıyorlarsa görüşmeden, “Öcalan şunu demek istedi, demek ki şunlar yapılacak” diyorlar. Dolayısıyla örgütü avukatlar yönetmeye başlıyor. Bu talimat nereye gidiyor Kandil’e, Avrupa’ya, Türkiye içindeki yapılara gidiyor. Kandil’in İstanbul ofisi gibi çalışıyor. Avukatlara yönelik hukuk mesleğinden kaynaklanan bir operasyon değil bu. Dolayısıyla KCK sözleşmesinde de görevi açıkça belirtilen bu yapıya yönelik operasyonun örgütün ana omurgasına yapılmış bir operasyon olarak görüyorum. Bundan sonra Öcalan istediği gibi örgütü yönlendirir, devlet hiçbir şey yapamaz diye bir mantık geride kaldı. Avukatlara örgütü yönetme hakkı verilmeysek. Operasyonun neticesi de görülecektir. Örgüt talimat alamayınca yeni arayışlar içine girecektir. Kendi içinde çekişmeler de başlayacaktır. Son dönemde avukatlarla görüştürülmemesinin nedenlerinin başında da bu geliyor.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.