Arınç: Bu anayasa ayıbımıza gidiyor

Arınç: Bu anayasa ayıbımıza gidiyor
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 175 maddelik Anayasa'nın yarısından fazlasının değiştiğini belirterek, ''Ama artık böyle bir Anayasa, Türkiye'ye yakışmıyor." dedi gerekçesini açıkladı.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bugün 175 maddelik Anayasa'nın yarısından fazlasının değiştiğini belirterek, ''Ama artık böyle bir Anayasa, Türkiye'ye yakışmıyor. Neden? Çünkü Türkiye, hem Avrupa Birliği'nde aldığı mesafeyle, hem de demokrasisinde yaşadığı gelişmelerle artık darbelerin izlerini tamamen sildi'' dedi.

Bülent Arınç, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünce Conrad Oteli'nde düzenlenen ''Türk-Arap Medya Forumu''nun ardından, foruma katılan Arap ülkelerinden basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Türkiye'de ilk defa düzenlenen ''Türk-Arap Medya Forumu''nda iki gün boyunca katılımcılarla birlikte olduklarını, yarın da katılımcıların İstanbul'u bütün değerleriyle görme imkanı bulacağını belirten Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bu forumu, çok özel olarak değerlendiriyorum ve çok önem veriyorum. İki gün sizlerle birlikte olmamın anlamı da bu. Bir çok oturuma iştirak ettim, kalan zaman içinde de Bakanlığımla ilgili konuları takip etmeye çalıştım.

Sonuç bildirisinde çok olumlu tespitler var. Bunun devamında fayda görüyoruz. Bu platformun devam edecek olması, aramızdaki dayanışmayı, öncelikle tanışmayı sonra birlikte çalışmayı, işbirliği yapmayı ve kanallarımızı birlikte güçlendirmeyi gündeme getirecek.''

Bu toplantının kendi Başbakan Yardımcılığı zamanında düzenlenmiş olmasından, hem organizasyonun başarılı bir imtihan vermesinden, hem de Arap ülkelerinin en değerli basın mensuplarını, en iyi kalemlerini, televizyon, radyo ve gazete yayıncılarını görmekten mutlu olduğunu dile getiren Arınç, ''Memleketlerinize selametle dönünüz. Bu 22 ülkenin insanlarına selamlarımızı, iyi dileklerimizi iletiniz'' dedi.

-Sorular-

Başbakan Yardımcısı Arınç, Umman'da yayın yapan Alwaha Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Hamoud Al Touqi'nin ''Türk-Arap Medya Forumu'nu Türkiye önümüzdeki dönemde de benimseyecek mi? Aynı zamanda bu forumun başarılı olabilmesi için şüphesiz ki çabalar olacak, Türkiye desteğini sürdürecek mi?'' sorusu üzerine, şunları söyledi:

''Türkiye'de sorumlu genel müdürlüğümüz olarak bu platformun büyüyerek, gelişerek devam etmesinden yanayız. Dolayısıyla bunun imkanlarını araştıracağız. Ancak bu sorumluluk bizim olduğu kadar sizin ülkelerinizin de sorumluluğudur. Yani buraya teşrif eden 22 ülkemizin gazetecilerinin kendi ülkelerinde de buna benzer forumlar tertiplenmesini, ev sahipliği yapmalarını ve bir yıl içindeki gelişmeleri, kendi aramızdaki iletişimle sürekli güçlü kılmalarını arzu ediyoruz. Sanıyorum buna ilişkin sonuç bildirisinde bir hüküm var. Biz genel müdürlük olarak bunu sürekli olarak takip edeceğiz. Sizin de ilginizin devamlı olmasını dileriz.''

TBMM Başkanlığı yaptığı dönemde Arap ülkelerinin pek çoğunu ziyaret etme fırsatı bulduğunu belirten Arınç, burada gördüğü bir eksikliği hatırlatmak istediğini ifade ederek,şöyle devam etti:

''Bizim yaptığımız işe parlamenter diplomasi derler. Yani parlamentolar, halkın temsilcileri olan kurumlardır. Hükümetler arası ilişkilerin iyi olması güzel bir şey. Ama parlamentolar arasındaki ilişkilerin de iyi olması gerekir. Arkadaşım, Genel Müdürümüz Kemal Öztürk Bey ile bu parlamenter diplomasi atağına başlarken, bazı ülkelerle o güne kadar hiç temas olmadığını, dostluk gruplarının bulunmadığını, karşılıklı ziyaretlerin yapılmadığını, parlamentoların işleyişi konusunda bir eğitim çalışmasının hiç düşünülmediğini görmüştük.''

Sudan ve Cezayir'in de aralarında bulunduğu bir çok ülkeyi ziyaret ettiğini, ancak Mısır ile parlamenter ilişki kurmanın mümkün olmadığını dile getiren Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bunun da sebebi şuydu; o zaman parlamento başkanı Fethi Sürur isminde yaşlıca bir beyefendiydi. Kendisine çok da saygımız vardı. Israrla kendisini Türkiye'ye davet etmiştim, çünkü Mısır tarafından bir ziyaretin başlaması gerekiyordu. Kendisi benim dönemimde hiç Türkiye'ye gelmedi. Dolayısıyla ben de Mısır'a gidememiştim. Bunun dışında Avrupa-Akdeniz Parlamenter Asamblesi'nde ve Akdeniz Parlamentolar Birliği'nde ben dönem başkanlığı yaptım. Pek çok toplantıda oturum başkanlığı yaptım. Dolayısıyla Filistin, Ürdün, Yemen, Umman, Suriye ziyaretlerimiz hep parlamenter diplomasi alanında olmuştur ve çok iyi ilişkiler kurmuştuk''

Özellikle Muskat'ın çok temiz bir şehir olduğuna ilişkin bir gözlemi olduğunu anlatan Arınç, ''Camileri çok güzel ve parlaktı. Özellikte eski Muskat Çarşısı'nın temizliğine hayran olmuştum. Umman'a da Muskat'a da selam götürün bizden'' şeklinde konuştu.

-Yeni Anayasa-

Mısır'da yayın yapan El-Ahram gazetesinden Beşir Adbüdfettah'ın, ''Türkiye'de yeni Anayasa hazırlığı içindesiniz. Biliyorum ki görüşmeler devam etmektedir ve anlaşmazlıklar var. Acaba siz bu Anayasa'yı önümüzdeki yılın ortasında tamamlayacak mısınız? Bu yeni Anayasa Kürt meselesine, başörtü meselesine çözüm getirecek midir? Ordunun politikadaki rolünü çözecek midir?'' şeklindeki sorusuna karşılık Arınç, şu yanıtı verdi:

''Bunu başaracağız. TBMM, yani halkın oylarıyla bir araya gelen milletvekillerimiz, Türkiye için yeni, demokratik, özgürlükçü bir Anayasa'yı meclisimizin yapmasına imkan tanıyacaklar. Üzülerek söylüyorum TBMM'nin ilk toplantısını 23 Nisan 1920'de yaptık, yani bağımsızlık mücadelemizin devam ettiği günlerde. Oysaki Türkiye'nin parlamento tecrübesi bununla başlamadı. 1876'dan bu yana Meclis-i Mebusan da bir parlamento tecrübesidir. Ama biz Cumhuriyet döneminden başlatırsak, ilk bağımsızlık mücadelesini 23 Nisan 1920'de Ankara'da meclisimizin açılmasıyla başlatabiliriz. O zaman meclis 1921'de bir Anayasa yaptı, yine 1924'te bir Anayasa yaptı. Bunlar meclisin kendi iradesiyle yaptığı anayasalardır.''

Daha sonraki süreçte Cumhuriyet'in ilan edildiğini, bugüne kadar da 80 küsür yılın geçtiğini ifade eden Arınç, şunları söyledi:

''Cumhuriyet döneminde maalesef demokrasimiz, parlamentomuz iki defa inkıtaya uğradı, darbe yapıldı. Birisi 27 Mayıs 1960, diğeri 12 Eylül 1980'de. Askerler yönetime el koydular, ihtilal yaptılar ve o günün siyasi partilerinin genel başkanlarının tutuklanmasını istediler. Siyasi partiler kapatıldı. Bu darbeler sonrasında da bir şekilde yeni anayasalar yapıldı. Birisine 61, diğerine 82 Anayasası diyoruz. Sonra bugüne geldik, aradan 30 yıldan fazla bir zaman geçti. Mevcut Anayasa'nın maddelerinin yarısından fazlası değişti. Değişmeye ihtiyaç duyuldu.

Bugün 175 maddelik Anayasa'nın yarısından fazlasının değiştiğini görüyoruz. Ama artık böyle bir Anayasa, Türkiye'ye yakışmıyor. Neden? Çünkü Türkiye, hem Avrupa Birliği'nde aldığı mesafeyle, hem de demokrasisinde yaşadığı gelişmelerle artık darbelerin izlerini tamamen sildi. Şu anda Türkiye, parlamenter demokratik bir sistem içerisinde cumhuriyet rejimi ve demokrasiyle yönetiliyor.''

''Geldiğimiz noktada darbeden arta kalmış bir Anayasa ile yönetilmek ayıbımıza gidiyor. Bundan utanıyoruz'' diyen Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Dolayısıyla AK Parti iktidarı olarak 9'uncu yılında üç dönemdir tek başına iktidar olan ve her seçiminde bir diğerinden daha fazla oy alan, darısı başınıza, son seçimlerde de yüzde 50 oyla tekrar tek başına iktidar olan bir partinin, mutlaka yeni bir anayasa ihtiyacını önüne koyması lazım. Bu ihtiyacımızı şimdilik diğer partiler de makul gördüler. Parlamentoda 4 siyasi partinin eşit temsilcileri bir araya geldi ve yeni Anayasa üzerinde meclis başkanımızın başkanlığında çalışmalar başladı. Bu Anayasa'yı inşallah demokrat, sivil, özgürlükçü bir Anayasa olarak hazırlayacağız. Türkiye'nin önündeki pek çok sorunların çözümüne katkı sağlayacak yeni bir Anayasa'yı yapacağız.''

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Türkiye'nin, sadece bir füze öncelikli sistemi hayata geçiriliyor olmasından İran'ın tedirgin olmasını anlamanın mümkün olmadığını belirtti.

Başbakan Yardımcısı Arınç, Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünce düzenlenen ''Değişim ve Süreklilik Ekseninde Medya, Yeni İmkanlar ve Fırsatlar'' adı altında düzenlenen ''Türk-Arap Medya Forumu''nun sonunda Arap gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Mısır'da yayın yapan El-Ahram Gazetesinden Beşir Abdülfettah'ın ''Türkiye-İran ilişkileri, iyi komşuluk çerçevesi içerisinde, çıkarlar ve güçlerin dengesi üzerine kurulmaktadır. Özellikle de Atlantik Paktı'na ait olan füze kalkanından dolayı, Türkiye ile İran arasında bir gerginlik söz konusu. Bu iki ülke arasındaki ilişkinin geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusu üzerine Arınç, Türkiye ile İran arasında hükümetler arası, parlamentolar arası ilişkilerde hiç bir sorun olmadığını belirterek, İran üzerinde pek çok ülkenin belli amaçları olabileceğini, İran'la ilgili politikalarının Türkiye'den farklı da olabileceğini söyledi.

Türkiye'nin, İran'ı haklı bulduğu konularda İran safında yer aldığını belirten Arınç, ''Ama bu İran'ın insan hakları konusunda da, bir ülkenin egemenliği konusunda da, haklarını kullanabilmesi konusunda da ortaya çıkan sonuçlardır. Yoksa Türkiye'nin dış politikadaki temel hedefi; her ülkenin olduğu gibi kendi ulusal çıkarlarıdır. Ulusal çıkarlarımız, İran'ın çıkarlarıyla ne kadar örtüşürse, İran ile ilişkiler o kadar sağlıklı olmuştur'' dedi.

Füze kalkanının aslında bir radar sistemi olduğunu ve NATO konsepti içinde değerlendirildiğini, bu radarın gözetleyiciliğinin İran'ı hedef aldığının söylenemeyeceğini belirten Arınç, şöyle konuştu:

''Yaptığımız sözleşme ve içindeki şartlara göre, İran veya bir başka ülkeyi tehlike olarak gördüğümüzü hiç kimse iddia edemez. Bu bir spekülasyon konusudur. İran'ın Türkiye'deki bu gelişmeden tedirgin olmasına da hiç bir zaman mahal yoktur, bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ama İran'daki yetkililerin, geçenlerde bir tuğgeneralin beyanları yanlış, yersiz beyanlardır. Yani Türkiye'den böyle bir tehlike geldiği anda buna mukabele edeceklerini söylemek yakışıksız bir davranıştır. Bunu yanlış bulduğumu ifade ediyorum. Biz İran'ın çıkarlarını da en az kendi çıkarlarımız kadar önemsiyoruz. İran'ı hiç bir zaman düşman veya tehlikeli ülke olarak görmüyoruz. Bugüne kadar İran konusundaki tutumumuzun ne kadar İran tarafından benimsendiğini geçmiş kaynaklara bakarsanız görürsünüz.

Ama NATO konsepti içinde yer alan Türkiye'nin, komşularımız ve bölgeyle hiç bir tehlikeyi, paragrafın veya bölümün içine koymadan, sadece bir füze öncelikli sistemi hayata geçiriliyor olmasından, İran'ın tedirgin olmasını anlamak mümkün değildir. Bunu bir iç politika malzemesi olarak gördüğümüzü ifade edelim. Nükleer enerji konusunda İran'ın üzerine en büyük hakaretler, en büyük etkileyici konuşmalar, ambargolar vesaireler yapılırken, nükleer enerjinin her ülkenin hakkı olduğunu söyleyen sadece Türkiye olmuştur. Eğer bundan nükleer silah çıkacak ve bundan endişe duymak gerekirse öncelikle elinde nükleer silah bulunan ülkelere karşı da bir yaptırım uygulanması gerektiğini yine dünyada sadece Türkiye söylemiştir. Biz ne yaptığımızı biliyoruz. İran'ın da spekülasyonlara yol açacak böylesine sorumsuz beyanlara izin vermemesi gerekir diye düşünüyorum.''

-''AK Parti'nin dünyada olumlu imajı var''-

Başbakan Yardımcısı Arınç, aynı gazetecinin ''Adalet ve Kalkınma Partisi'nin geleceği nedir? Bilindiği üzere değişik siyasi akımları kapsamaktadır. Bu parti, daha önce olduğu gibi bir kaç partiye bölünebilir mi, yoksa aynı şekilde devam edecek mi?'' sorusu üzerine, ''AK Parti'nin geleceği inşallah parlaktır'' dedi.

AK Parti'nin siyasi hayata getirdiği yenilikler ve siyaset anlayışının, hem Türkiye hem bölge hem de dünya için öngördüğü vizyonun, bugün haklılığı ispatlanmış çok önemli bir vizyon olduğunu vurgulayan Arınç, AK Parti'nin, Türkiye siyasetinde etkili olduğu kadar Türk halkına getirdiği hizmetler ve toplumsal barışa yaptığı katkı kadar bütün dünyada da olumlu bir imajı olduğunu söyledi.

Türkiye'nin bugüne kadar hep mazlum millet ve halkların sözcüsü olduğunu, hiç bir zaman zalimin yanında yer almadığını belirten Arınç, şöyle devam etti:

''Dış politikamızın temelinde de bu vardır. Bizim düşüncemizde, haklı olan kuvvetlidir. Yoksa kuvvetli olanı haklı kabul etmiyoruz. Bizim hak etrafında bütünleşen hem iç politikamızın hem de dış politikamızın, kısa vadede bazı çözümler üretmese bile uzun vadede mutlaka çok olumlu sonuçları olacaktır. AK Parti'nin geleceği ne olacak derken, siz Türkiye'deki bir endişeden hareket ediyorsunuz. Çünkü iç tüzüğümüze göre 3 dönem üst üste milletvekilliği yapanlar ki, bunun içinde ben varım, Tayyip Erdoğan da var, partinin kurucularının önemli bir kısmı da var, bunlar ara vermeden tekrar milletvekili olamıyorlar. Bu parti içi demokrasinin bir örneğidir. Çünkü bir parti kendi içinde güçlü bir dönüşümü gerçekleştirmek zorundadır. Kadrolarımız o kadar güçlü olmalı ki, 3 dönem bittikten sonra 'Eyvah mahvolduk, bittik' yerine 'Ne kadar güçlü kadrolar arkadan geliyor, bu partinin tabanı, fikriyatı, gücü ne kadar büyükmüş' diyebilsinler. Biz aktif siyasetten çekilince hiç endişeniz olmasın mutlaka AK Parti gücünü fazlasıyla koruyacak ve iktidar dönemi 3 dönemle sınırlı olmayacaktır. Allah nasip ederse... Allah her şeye galiptir, biz böyle ümit ediyoruz.''

AA

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.