Eşimin kulağını çekseniz
‘Savcı Bey, bizim bir aile büyüğümüz yok. Size danışmaya geldik. Kızımı kocası birkaç yıl önce dövmüştü. Hakkında işlem yapıldı, dava açıldı; ama kocası şimdi barışmak istiyor. Biz size savcı olarak değil de danışacak biri olarak geldik. Kızımı kocasına göndereyim mi göndermeyeyim mi?”
Kızının yuvasını kurtarmak için savcılığa gelen bir annenin savcıyla arasında geçen bir konuşma bu. Ankara Adliyesi’nin koridorları birkaç aydır bu tür diyaloglara şahitlik ediyor. Sebebi ise şiddetin önüne geçmek için Türkiye’de ilk kez kurulan Aile İçi Şiddet Bürosu.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, aile içi şiddetle mücadelede Türkiye’ye örnek olacak yeni bir modele geçti. Başsavcılık, geçen aylarda aile içi şiddet suçlarına bakmak üzere özel büro kurdu. Önce iki savcıyla çalışan büronun başarısı üzerine savcı sayısı dörde yükseltildi. Türkiye’de ilk kez pilot olarak Ankara’da kurulan büronun ardından her ilde aile içi şiddete karşı bu bürolar görev yapacak.
Aile içi şiddet bürosu adliyenin hemen girişinde. Dört savcının da odaları yan yana. Ahmet Gökay Aktaş, Metin Serhantaş, Özlem Şimşek ve Emine Avcıoğlu görev yapan savcılar. ‘4320 Sayılı Aile İçi Şiddet Bürosu’ tabelasını görenler savcıların kapısını çalıyor. Sözlü ya da fiziksel şiddete maruz kalanlar, tacize uğrayanlar, istismar edilenler soluğu burada alıyor. Üstelik sadece kadınlar değil. Kadın, erkek, çocuk; aile kapsamına giren herkese kapıları açık. Hatta yeni uygulamayla resmî nikâhlı-nikâhsız uzun süre birliktelik yaşayanlar bu büroya geliyor. Evliliğinin ilk günlerinde, nikâhtan önce darp edilip gelen kadınlar da büroya başvuranlar arasında.
Savcıların işi hayli zor. Her gün yüzlerce vakayla karşı karşıyalar. Her vakaya savcıdan ziyade bir psikolog gibi yaklaşıyorlar. Dosyayı incelemeye geçmeden önce ağlayanları can kulağıyla dinleyip, sakinleşmelerini bekliyorlar. Öyle ki, savcılar şikâyete gelen mağdur kadınların küçük çocukları için çekmecelerinde şeker, çikolata bile bulunduruyor.
Ahmet Gökay Aktaş, 20 yıllık savcı. Suçüstü büroda çalışırken burada görevlendirilen savcılardan biri. Anneleriyle gelen çocukların masasının üstüne çıkmasına bile izin veriyor: “Gelen insanlar zaten mağdur. Hepsi korku içinde buraya başvuruyor, çocuklar da aynı şekilde. Bir yerde psikolog gibi davranıyoruz.” 18 yıllık savcı Özlem Şimşek ise kişilerin sadece şikâyet etmek için değil, dertleşmek için de kapılarını çaldığını söylüyor: “Kayınvalidesiyle evini ayırmak isteyenler, çocuk doğurmak için eşini ikna edemeyenler geliyor. Şizofren hastası çocuklarından şiddet görenler var. En ilginci ‘Eşimin kulağını çekseniz!’ diyenler.”
Savcı Aktaş, ‘4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’ kapsamında kalan suçlara ait soruşturmaları yürütmek üzere Müracaat Bürosu’na ilave olarak kurulan büronun işleyişini şöyle anlatıyor: “Uluslararası mevzuat çerçevesinde büronun kapsamı genişletildi ve ‘uzun süreli birliktelik’ de eklendi. HSYK’nın genelgesi çerçevesinde bundan sonra büroların sayısı artacak.”
Mağdurların çoğu eğitimsiz
Büroya ayda 700 soruşturma evrakı geliyor. Haftada 150 dosya inceliyor savcılar. Başvurular kimi zaman büroya direkt yapılırken kimi zaman karakoldan yönlendirmeyle oluyor. Şikâyetlerin büyük bölümü kadınlara ait. Alkol-madde bağımlısı kocalarına tedavi isteyenler, şiddet gördüğü hâlde boşanamayan ve her gün öldürüleceği korkusunu yaşayanlar çoğunlukta. Savcı Aktaş, buna rağmen dünya genelinde Türkiye’de suç işleme oranlarının düşük olduğu görüşünde. Ona göre bunun sebebi aile bağlarının ülkemizde kuvvetli olması.
Savcılar, tarafların ekonomik-sosyal durumlarına bakıldığında mağdur kadınların dörtte üçünün eğitimsiz olduğunu belirtiyor. Dörtte birinin de kocası yahut çocuklarının uyuşturucu-alkol bağımlısı olmasından şikâyetçi olduğunu söylüyor. Metin Serhantaş ve Özlem Şimşek bürodaki yetkilerini şu şekilde ifade ediyor: “Dosyalar üzerinden tutuklama, tedbir, adli kontrol kararları aldırıyoruz. Mağdurları özenle dinleyip olayın hassasiyetine göre her ailenin sosyal yapısına uygun olarak en güvenli ve en doğru tedbirler talep edebiliyoruz. Sığınma talep edene sığınma, eşinin evden uzaklaştırılmasını isteyenlere uzaklaştırma talebinde bulunuyoruz. Tedbir kararına aykırı davranılması durumunda da tekrar kamu davası açıyoruz.”
Savcılar, can güvenliğiyle ilgili koruma vermediklerinin ve bunun valilikten talep edilmesi gerektiğinin altını çiziyor: “Ancak ‘riskli’ olarak değerlendirdiğimiz her dosyada Valilik Makamı’na yazıyoruz. Ayrıca oraya başvurmalarını istiyoruz. Örneğin ‘Yarın boşanma davam var. Kocamdan korkuyorum, can güvenliğim yok’ diyen bir kadın için yazı yazılıyor, kadın evinden duruşmaya kadar getirtiliyor. Daha sonra görevli polis arayıp durumu bildiriyor. Mahkemece verilen ‘evden uzaklaştırma kararı’na aykırı davranıp eş eve geldiğinde veya korkuya yönelik davranışta bulunmama tedbirine uyulmadığında ikinci kez işlem yaparak tedbir kararına muhalefetten dava açılıyor. Koruma tedbirleriyse mahkemece alınıyor.”
Savcı Aktaş, büro sayesinde sistemin çok hızlı işlediğine dikkat çekiyor. Bir gün önce tartışan eşlerin ertesi gün hâkim karşısına çıktığını dile getiriyor: “Mağdurları sadece dinlememiz bile çok iyi geliyor. Bize güveniyorlar. Bir kısmı şikâyetinden vazgeçse de kamu davası açıyoruz. Kişi karakola başvurursa emniyet savcıyı arıyor, bizden talimat alıyor. Mesela, bir vaka geldi, kocası dövmüş. Polisler durumu bana anlatıyor. Tutuklanmayı veya gözaltına alınmayı gerektirecek bir durumu varsa bunu söylüyoruz. Eğer gözaltı ve tutuklama yoksa ‘can güvenliği hususunda gerekli tedbirleri alın’ diyoruz. Suçun önüne geçmek o kadar kolay değil; ama biz bütün tedbirleri alıyoruz.
Çocuk izleme merkezi
Kadın ve erkeklerin yanı sıra büroya çocuklar da başvurabiliyor. Özellikle anne veya babalarının cinsel istismarına uğrayan çocuklar. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın cinsel istismara maruz kalan çocuklara yönelik çalışması, alanında emsal teşkil ediyor. Çocuk İzleme Merkezleri (ÇİM), Ankara Yenimahalle Devlet Hastanesi bünyesinde bulunuyor. Amaç cinsel istismar mağduru çocuğun adli süreçte yaşadığı sistem tacizini sona erdirmek. Avrupa ve Amerika’da yıllardır uygulanan sistemle, cinsel istismara uğrayan çocuğun taciz ya da tecavüzü polis, savcı ve hâkim karşısında ayrı ayrı anlatmasına gerek kalmıyor. Hayata geçirilen yeni sistem çocuğun yaşadığı korkunç olayı tekrar tekrar anlatarak ikinci bir travma yaşamasını önlemeyi hedefliyor. Cinsel istismar mağduru çocuğun ifadesi psikolog, sosyal hizmet uzmanı, adli tıp uzmanı, cumhuriyet savcısı ve avukatın bulunduğu, çocuklar için özel hazırlanmış bir odada, ayrıntılı sesli ve görüntülü olarak kaydediliyor. Alınan ifadenin ses ve görüntü kayıtları ile ifadeye katılan uzmanların raporları evraka ekleniyor. Çocuk aynı zamanda adli tıp uzmanı tarafından muayene edilerek adli tıp raporu hazırlanıyor. Çocuk büyük bir zorunluluk yoksa mahkemeye çıkarılmıyor. Mağdur çocukların ifadeleri ve gözlemleri bu merkeze giden nöbetçi savcılarca alınıyor. Savcılar bu konuda şunu öneriyor: “Benzer bir merkez, aile için de kurulabilir. Örneğin Aile İzleme Merkezi (AİM) olabilir. Bu merkezde sosyolojik, ekonomik ve psikolojik tahliller yapılarak, alınacak en uygun tedbirler için sosyal araştırma raporu düzenlenmeli. Risk grubu özellikleri taşıyan, şiddet içeren sabıka kayıtlarının kabarıklığı, psikiyatrik tedavi unsuru, uyuşturucu ve alkol kullanımına bakılarak belirlenebilir. Emniyet’te tıpkı ‘hırsızlık masası’ gibi bir ‘aile içi şiddetle mücadele masası’ kurulabilir. Böylece işleyiş de hızlanır.”
NURSEL DİLEK MANAVBAŞI-AKSİYON
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.