Menderes'in ardından Kim ne yazdı?

Menderes'in ardından Kim ne yazdı?
Eski Başbakanlarımızdan merhum Adnan Menderes'in oğlu Aydın Menders'in vefatı tüm Türkiye'yi yasa boğdu. Köşe yazarları ise, onu ebedi yolculuğuna köşelerinden uğurladılar.

Menderes'in vafıtyla iligli bakın kim ne yazdı.



Hasan Karakaya (Yeni Akit)
Adnan, Yüksel ve Mutlu... Aydın, son Menderes!


Bugün ne Fransa’dan, ne de “soykırım”dan söz edeceğim... Pardon, bir “soykırım”dan söz edeceğim... Ama, bu “soykırım”ın adı ne “Kızılderili soykırımı”dır, ne “Cezayir soykırımı”dır, ne de “Ruanda soykırımı!”
Bugün, “Türk Derin Devleti”nin gerçekleştirdiği bir soykırımdan, evet “Menderes soykırımı”ndan söz etmek istiyorum...
Çünkü, önceki akşam “saat 21.00’e doğru” acı haber geldi.
“Aydın Menderes vefat etti!”
 Üzüldüm... Hem de çok üzüldüm. Yazının devamı için tıklayınız...


Yener Dönmez (Yeni Akit)

Menderes’in ardından

Menderes ailesinin son temsilcisiydi Aydın Menderes.
Merhum Başbakan canından daha çok değer verdiği milletine emanet etmişti Aydın Menderes’i.
Rahmetli Adnan Menderes’in bir yadigarıydı bu millete.
Dün Türk bayrağına sarılı olan cansız bedenini Hacı Bayram’dan dualarla, tekbirlerle uğurladık İstanbul’a.
Bugün Fatih’te kılınacak cenaze namazının ardından üç demokrasi kahramanının yanıbaşına defnedilecek.
 Çileyle örülmüş bir hayat sürdü Aydın Menderes. Yazının devamı için tıklayınız

Abdurrahim Karakoç (Yeni Akit)

VE AYDIN MENDERES vefat etti...
Allah (c.c.) gani gani rahmet eylesin...
Siyasetçi kesimden bilgi alıyor haber ajansları...
Ne gereği var?
Süleyman babadan alacaksınız haberin cıngıllısını...
Olmazsa:
Yıllarca “Menderes avukatlığı yaptım” diye söylediği asılsız sözler ile hepimizi aldatan Cindoruk’a soracaksınız...
 Görelim ne söyleyecekler? Yazının tamamını okumak için tıklayınız...

Mümtazer Türköne (Zaman)

Dua
Aydın Menderes'in son sözü 'dua edin' olmuş.


Milyonların aynı anda ellerini gökyüzüne kaldırarak karşılık vereceği bir rica. Çok az insanın arkasından Türkiye tek yürek olup duaya durur. Aile fertlerinden, çok sevdiğimiz yakınlardan birinin kaybı gibi. Sadece dua değil, hissedilen acı da öyle. Bugün Adnan Menderes'in anıt mezarına bizi biz yapan varlığımızın bir parçasını defnedeceğiz.

Adnan Menderes'in bundan tam 50 yıl önce idam edilmesi, tek tek her birimizin o idam sehpasına çıkartılması demekti. Adnan Menderes, Adnan Menderes olduğu için değil, halkın oyuyla iktidara gelmiş bir başbakan olduğu için asıldı. Ceza, onun şahsında tek tek bizlere kesildi. Hatta sadece Menderes'e oy verenlere değil, sandığa gidip özgür iradesi ile iktidarı belirleme hakkına sahip çıkan herkese. Bu idamla dönüp bize 'senin kararını, iradeni, iktidarını ben ipe çekerim' mesajı verildi. CHP bu idama engel olmadığı ve halkın iktidar hakkına sahip çıkmadığı için bir daha iktidar yüzü göremedi.

Aydın Menderes'in beklediği duayı 50 yıldır ediyoruz. Dua sadece bir niyaz değildir. Dua sabırdır. Dua azimdir. Dua inattır. İnat, murattır. Muradımız kendi hakkımız, hukukumuzdur. Zorbanın, zalimin, eşkıyanın tasallutuna mani olmaktır. Allah'a şükür dualarımız kabul olmuştur. Duanın gücü bugünün Türkiye'sine vücut vermiştir. Adnan Menderes beka âleminde tasa çekmemiştir. Oğlu da inşallah nasibini alacaktır.

Aydın Menderes siyasetin bilge kişisiydi. Onun zaman zaman kulislerde tedavüle giren kanaatlerinin, yorumlarının ilgi ve hayranlıkla takip edildiğine çok şahit oldum. Onu Adnan Menderes'in emaneti, siyasete dalmış çıkmış bir politikacı olarak tanıyanlar entelektüel yönünü pek bilmezler. Doktora tezimin yayımlanmasından bir ay geçmeden bir davet almış ve ilk defa o zaman tanışmıştım. Kitabımı okumuştu. O kadar ilginç yorumlar yapmıştı ki vukufuna ve birikimine şaşırmıştım. Üç saate yakın sohbet ettiğimizi hatırlıyorum. Kendisini çok iyi yetiştirmişti. Hem yerli kültüre hem evrensel birikime sahipti ve ikisini çok iyi mezcetmişti.

Entelektüel birikimi kuvvetli bir politikacıyı siyasetin gündemlerinde takip etmek insana estetik bir haz veriyor. Çünkü bu birikim, siyasete gündelik rekabetin ötesinde bir zarafet kazandırıyor. Aydın Menderes, Adnan Menderes'in hayatta kalan tek evladı olmanın ötesinde siyasetin görünmeyen eli gibi bir denge noktası oluşturdu. Hep aynı istikameti gösterdiği için pusula görevi üstlendi. Demokrasi, halkın hukuku, siyasetin aslî gayesi gibi konularda ölçüyü hiç şaşırmadan verdi.

Aydın Menderes'in politikada sağladığı prestiji bu pusula görevine bağlamak gerekir. Siyasete hırsla, tutkuyla bağlı değildi. Sanki makam, mevki, ikbal gibi hevesleri babasının hatıralarıyla birlikte geçmişte bırakmıştı. Kişisel kaprislerin, kıskançlıkların, heva u heveslerin cirit attığı siyasî arenaya hep mesafeli ve epeyce de yüksekten bakardı. Derin bir ironi duygusu ile gözler ve kendince eğlenirdi. Her şeyi yapmaya muktedir ve ehil birinin hiçbir şey yapmadan bilgelik koltuğunda ısrarla oturması, galiba Türkiye politikasının derinlerde işleyen güçlü regülatörlerinden biriydi.

Ağabeylerinin akıbeti, kendisinin bir kaza sonucu malûl kalması 50 yıllık tarihimizin sembolik özeti gibiydi. Adnan Menderes'e ağlarken kendimize acıdık. Oğlu için dua ederken kendi kayıplarımıza dua etmiş olacağız.

50 yıllık Kerbela acısı. Muharrem ayının son günündeyiz. Hüseyin'in son evladını dualarla uğurluyoruz. Babasına selam söylesin. Mekânı cennet olsun.

Fehmi Koru (Star)

Aydın Menderes: Kendi adıyla da önemliydi

Ne çileli bir hayattı onunki...

Aydın Menderes’in hayatı gerçekten çileliydi. Trajik bir kaza sonucu yarı-mefluç hale düşmesi en verimli olabileceği dönemde siyaseti terk etmesine yol açtı. Ondan önce bir ağabeyini intihar, diğerini de garip bir otomobil kazası kendisinden koparmıştı. Babasını ise önce Yassıada’ya tıktılar, sonra da hasta olmasına rağmen idam sehpasına çıkartıp hayatını sona erdirdiler.

Bir de Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde yaşanan hesaplaşmada yenilen tarafta yer alıp idam edilen bir aile büyüğü var.

İntiharlar ve idamlarla yok olmuş yakınların gölgesinde geçirilen bir hayattı Aydın Menderes’in hayatı. Soyadının altında ezilmemek, onun ağırlığına kendisinden de bir şeyler katmak için gösterdiği çabaların bir bölümünün yakın tanığıyım.

Kendi adına da bir değerdi Aydın Menderes...

1990’lara giden yıllarda yeniden altüst olmuş bir siyaset tablosu karşısında kendisine görev düştüğünün bilincinde bir Aydın Menderes’le tanışmıştım. Çok yönlü okuyor, düşünüyor, görüşlerini biçimlendirebilecek çapta dostlar arıyor, bulduklarıyla uzun boylu sohbetler ediyor ve yazıyordu.

O dönemde gazetelerde çıkan yazıları ve medyaya verdiği mülâkatlarla kitapları uygulamaya dayalı sosyolojik değerlendirmelerdir. Milletine, Anadolu insanına güveniyor, toplumda karşılığı bulunmayan ‘sözde aydınlar’ ile arasına bayağı bir mesafe koyuyordu. Aldığı her davete koşup görüşlerini kalabalıklar karşısında ifade etmekten zevk alıyordu.

Liderlik kumaşından olduğu belliydi de, liderlikten hoşlandığı söylenemezdi. Etrafında yalnız sohbetinden zevk alanlar bulunmuyordu elbette; taşıdığı soyadının siyasette ikbal kapılarını açacak bir anahtar değeri bulunduğunun kendisinden daha fazla farkındaydı bazı dostları...

Birkaç kez parti kurma aşamasına gelip vazgeçti; bir keresinde kurdu, ama sürdüremedi.

Az bilinen bir gerçek, yolunun Turgut Özal’la kesiştiği ve kader devreye girmeseydi, siyasette birlikte yola devam edecekleri gerçeğidir. Babasının itibarını iade eden, devlet adına aileden özür dileyen Turgut Özal’ın kadirşinaslığı gözlerini buğulandırıyordu Aydın Bey’in... Kurduğu partisinin, ANAP’ın, ellerinden kaymasından müthiş rahatsız Turgut Özal yeniden siyasete dönüş hazırlığı yaparken yol arkadaşı olarak Aydın Menderes’e güveniyordu.

1993 yılı başlarında, uzun bir Balkan seferinden dönmüş daha uzun bir Orta Asya seferine hazırlanan Turgut Özal’ın arzusuyla gerçekleşen geceyarısı görüşmesini sıcağı sıcağına aktardığı kişiyim Aydın Menderes’in... Orta Asya seferi sonrası kaybetmemiş olsaydık, Özal ve Menderes adları, yeni bir siyasi partinin çatısı altında birleşecekti.

Kader galiba en çok onun hayatında kendini belli etti. Özal’ın vefatı onun için bir kapıyı kapattı, açılan bir başka kapı ise kendi başından geçen bir trafik kazası sonrası daraldı. Hareket kabiliyeti kısıtlanınca, yalnızca kendisine ulaşanların verdiği bilgilerle kararlar almak zorunda kaldı. Etrafı tenhalaşmış insanların aldığı kararlar her zaman doğru sonuç getirmiyor ne yazık ki...

Müstakim bir hayatı olduğunu biliyorum Aydın Menderes’in... Allah rahmetini esirgemesin.

Mehmet Barlas (Sabah)

Babaları siyaseten katledilen siyasetçilerin demokrasisi

Düşünün ki 15 yaşında bir çocuksunuz...
Hayatınızın ilk yılları "Başbakanın oğlu" kimliği içinde geçmiş.
Bir darbe ile devrilip tutuklanan babanızın idam edildiğini radyo haberlerinden öğreniyorsunuz bir gün.
Toprağa verdiğimiz Aydın Menderes'in gerek bireysel gerekse siyasal yaşamını bu trajik olayın etkilememiş olması mümkün müdür?
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e de aktarılan "Siyaseten Katl" geleneğinin tek örneği devlette başbakan ve bakan olarak görev almış Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ın Yassıada Divanı kararı ile idam edilmeleri değil ki.
İzmir Suikastı Davası'nda İstiklal Mahkemesi kararı ile idam edilen Maliyeci Cavit Bey de, eski Dahiliye Nazırı İsmail Canbulat da "Siyaseten Katl" geleneğinin kurbanları değiller miydi mesela?
Yahut başbakanlık ve bakanlık yapan Nihat Erim'in bir suikast sonucu hayatını yitirmesi, yazar Sabahattin Ali'nin hunharca katledilmesi siyaset dışı olaylar mıdır ki?

İdamlık ve bayramlık giysiler
Veya kamu görevlilerinin de isimlerinin karıştığı "Faili meçhul cinayetler" siyaset dışı gelişmeler miydi?
Farklı dönemlerde iktidar olan siyasetçilerin "Bir idamlık bir de bayramlık giysim var" demelerini bu gerçekleri bildiğimiz için yadırgamayız.
Padişahların oğullarını, kardeşlerini, sadrazamlarını boğdurmalarını o dönemin insanları nasıl "Hikmet-i Devlet" olarak doğal karşılamışlarsa, Cumhuriyet'in ilk dönemindeki siyaseten katiller de böyle algılanmadı mı?
Neticede siyasi sözlüğümüzdeki "Siyaset Meydanı" kavramı, idam sehpasının kurulduğu mekânı ifade etmiyor mu?
Bu uğursuz geleneğin sona erdiğini galiba söylemek durumundayız bugün.
"Ya devlet başa ya kuzgun leşe" benzeri ata sözlerinin artık bir anlam taşımadıkları bir yeni dönem var önümüzde.
Bu dönemin kalıcı olması için "Tarihimizle yüzleşmek"ten hiç çekinmememiz gerekiyor.

Yüzleşmek ve kaşımak
Bazen kitleleri bazen de bireyleri hedef alan siyasi cinayetlerin nedenlerini de, sorumlularını da bilmeliyiz ki, aynı durumları yeniden sahnelemeye kalkışan olursa, bunları erken teşhis edebilelim.
Ancak bunu yaparken " Yüzleşmek" ile "Kaşımak" eylemlerini karıştırmaktan da kaçınmalıyız.
Aksi halde sürekli dünü bugüne taşır ve geçmişte kalmış olmaları gereken gerginlikleri de, kavgaları da günlük hayatımızın krizleri arasına ekleriz.
Dünle uğraşmaktan yarına dönük yaşamayı unuturuz.
İttihatçı-İtilafçı kavgası veya Demokrat Parti-CHP kamplaşması, bugünün siyasi yaşamına da yön verir.
Demokrasinin temel öğeleri olan "Akılcı uzlaşmalar"ın ve "Farklılıkların birlikte yaşayabilmeleri"nin yerini, ilkel zıtlaşmalar ve diyalogsuzluklar alır.

Sonsuz yolculuk
Hayata gözlerini yuman Aydın Menderes'i babası Adnan Menderes'in yanında toprağa verirken, bu gerçekleri de düşünmeliyiz.
Onun hayatında babasının idam edilmesi ertesinde yaşadığı ek trajediler de vardı.
İki ağabeyinden biri olan Yüksel 1972'de intihar etmiş, diğer ağabey Mutlu da 1978'de bir trafik kazasında hayatını yitirmişti.
Artık trajedilerin sahnelenemeyeceği bir sonsuz yolculuk başlıyor onun için.
Allah'ın rahmeti sonsuza kadar onun üzerinde olsun!

Elif Çakır(Star)
Duamız sizinle Aydın Bey

Türk siyasi hayatının ciddi bir kaybı mıdır, sıkı politik analizlerden anlamam, emin de değilim..

Tamam, sağın akil adamı olmaya çalıştı ancak olamadı.

Varsa bir potansiyeli, babasının isminden dolayı o yeteneğin üzeri örtüldü, yeteneği yoksa da babasının ismine hürmeten eleştirilmedi...

Velhasılı kelam, iz bırakacak bir siyasi yaşamı da olmadı, babasının gölgesinden de bir türlü kurtulamadı, isminin altını dolduramadı.

Evet, kimi zaman özgürlükçü kimi zaman ise devletçi refleksler gösterdi.

Menderes isminden dolayı çok şey beklendi, fakat o beklentileri hakkıyla karşılayamadı...

Peki ama söyler misiniz, bu ülkede, “sallandırma” denilince kimin babası gelir akla?

Hangi oğul, yıllarca babasının idamını gördükten başka, bir de yaşadığı yıllar boyunca bunun ironik bir siyaset malzemesi olarak kullanılmasından etkilenmez.

Aydın Menderes babasına buradan selamla gidip, “Seni idam edenlerle hesaplaşıp geldim” diyebilir mi acaba?

Aydın Menderes siyaseten başarılı olabilmiş birisi değildi.

Zira bu konuda hep çekingen, hep ürkekti. Zikzakları, gelgitleri oldu. Evet, “Pazara kadar değil, mezara kadar” sözünün ardından, kapatma davasının açılmasından bir gün önce partiden istifa eden isimdi Aydın Menderes. Evet, Meclise başörtüsüyle gelen Merve Kavakçı’ya öfkeyle parmak sallanıp “O kadın dışarı” denilirken, Demirel’in sözlerine kanıp “O içeri girerse ben çekilirim” diyebilecek kadar tedirgin bir isimdi aynı zamanda...

Ancak, şunu söyleyebilirim ki ben bu tavrından dolayı Aydın Menderes’e gönül koysam da öfkelenemedim, kızamadım, onu sorgulamak “ama neden” demek içimden geçmedi.

Onu anlamaya çalıştım, on dört yaşındaki bir çocuğun yaşadığı acıları, yaşatılan travmaların etkilerini çözmeye çalıştım.

Ben, siyasette başarılı olamamasının ardında da, gelgitlerinin arkasında da, hep, idolü elinden alınan bir çocuğun hayatındaki travmanın izlerini bulmaya çalıştım.

***

Aydın Menderes’in “idolü” büyük bir ihtimalle babasıydı. Bu ülkenin başbakanıydı. Toplumun sevdiği bir isimdi. “Biz bu memlekette hürriyet ve demokrasiyi kurmaya çalışan ve bu hislerle iktidarda bulunan kimseleriz” diyerek Tek Parti iktidarının açtığı yaraları sarmaya çalışan, halkın sevdiği, halkını seven bir liderdi.

O yaşta babasını normal şartlarda kaybeden bir çocuk bile yaşadığı travmayı uzunca bir süre atlamazken, ülkenin başbakanı olan babasının haksız yere, hem de devlet tarafından “vatan haini” damgasıyla asılmasının bir çocuğun ruh dünyasında neler yaşattığını bilmiyoruz.

Kaldı ki, çocuk yaşta babasını, on yıl sonra “Bu hayata dayanamıyorum” diyerek intihar eden ağabeyi Yüksel Menderes’i, ondan altı yıl sonra ise Adalet Partisi Aydın Milletvekili olan ağabeyi Mutlu Menderes’i bir otomobilin çarpmasıyla kaybetti.

Bir hayat için bu kadar acı çok fazla, değil mi?..

Bütün bunlara rağmen kendisini nitelikli bir entelektüel olarak yetiştirmiş, fikir üretmeye, bu toplum için bir şeyler yapmaya çaba sarf etmiştir.

Ben o yüzden, Fazilet Partisi’nden ayrılma sürecini de, yeterince cesur olamamasını da, çıkar odaklı bir hareket değil, korku odaklı olarak değerlendirip onu anlamaya çalıştım.

Aynı acıları, aynı tehditleri yaşama korkusunun, öğrenilmiş çaresizliğinin izlerini gördüm.

Verdiği yanlış kararlar olsa da, gayretkeş bir insandı...

Sürekli babasının sonunun hatırlatıldığı Başbakana “en büyük morali” yine oğul Menderes verdi...

Referandum sürecinde, “her evet” oyunun babasının ruhuna bir fatiha olduğunu söyledi.

Son sözü “dua edin” oldu...

Duayı sonuna kadar hak eden bir isimdi.

Allah rahmet eylesin, dünyayı cehennem ettiler, ahiretleri mamur olsun inşallah.


TAZİYELER DE ANLAMLI

Ailesine gönderilen taziye mesajları, Menderes isminin Türk demokrasi tarihindeki önemine işaret eden cümlelerle doluydu. Menderes'in eşi Ümran Menderes'e telefonla başsağlığı dileyen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Yakın tarihimizin en acı döneminin hatıralarını yüreğinde taşıyan Aydın Menderes, demokratik duruşuyla siyasî hayatımızda silinmez iz bırakmıştır." dedi. Başbakan Tayyip Erdoğan da, Menderes'in hiçbir tehdide boyun eğmeden, babasının yolunda cesaretle yürüdüğüne dikkat çekti.

Aldın Menderes için taziye yayımlayan diğer siyasilerin mesajları şöyle:

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu: Türk demokrasisine kahramanca katkı sağlamış bir ailenin ferdi olarak hayatı boyu hep onurla yürüyen bir siyasî mücadele yürüttü.

MHP lideri Devlet Bahçeli: Devlet ve millet hizmetinde çok büyük katkıları olan merhum Aydın Menderes Beyefendi'ye Yüce Allah'tan rahmet ve mağfiret, başta şahsınız olmak üzere bütün kederli aile fertlerine, sevenlerine ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum.

BDP Genel Başkanı Demirtaş: Sayın Menderes, siyasî yaşamı boyunca demokrasiye gönül vermiş, her zaman halkın hizmetinde olmuş, toplumun saygınlığını kazanmış önemli bir siyasî şahsiyettir.

SP lideri Mustafa Kamalak: Merhumun vefatı, Türkiye için büyük bir kayıptır. Türk milleti, babası merhum Adnan Menderes'i nasıl unutmadıysa, onu da unutmayacaktır. Gönüllerde yaşatacaktır.

Eski başbakanlardan Tansu Çiller: Adnan Menderes'in vakur takipçisi, sabır örneği, yakından tanımaktan memnuniyet duyduğum dava arkadaşım Aydın Menderes'in vefatının üzüntüsünü yürekten paylaşıyorum.

Eski Devlet Bakanı Gürcan Dağdaş: Aydın Menderes, bir başbakan oğlu olarak tanınıyordu ama bunların ötesinde önemli bir Türk münevveriydi. Millete ait ne değer varsa, sayın Menderes onunla barışıktı. Devleti kutsamayan, ama millet için bir devletin gerekliliğini idrak eden bir insandı.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.