‘A. Kartalları’nın Kemalizm hastalığı

‘A. Kartalları’nın Kemalizm hastalığı
Senaryo namına ortada bir şeyin olmadığı, oldukça düşük oyuncu profillerinin sergilendiği, “Beyaz asker”lerle dolu bir yapım; Anadolu Kartalları. Hepsi yakışıklı, beyaz tenli ve karizmatik. Kızlar da oldukça seçk

Hem Anadoluculuk, hem de Kemalizme dönük isimlerin tercih edildiği filmde bizatihi komutanların müdahalesiyle şekillenen ilişkiler diyagramı göze çarpar. İzin günlerinde “alkol duvarını aşmacasına” içip, çapkınlık yapacak kadar serbest/asrî/çağdaş/modern bir hayat tarzları vardır askerlerin. 

Türk Hava Kuvvetleri dönem dönem kendini kitlelere ifade edebilmek için sinema kanalını kullanmıştır. Sinemanın bizatihi kendi dili, bu tip kullanımlara hep müsait olmuştur. Hollywood denen endüstri, Amerikan dış politikaları doğrultusunda, zamana, sürece ve düşman algısındaki değişikliklere göre manevralar yapmış, bu sayede “fiili hegemonya”yı görsel alana taşıma görevini üstlenmiştir. Yeşilçam’da da 1963 yılında çekilen “Şafak Bekçileri” filminden “Anadolu Kartalları”na kadar ordu, bir şekilde sinema kanalıyla kendini anlatmaya çalışmış, toplum mühendisliği girişimlerinde bulunmuştur.

Anadolu Kartalları, adını Konya’da gerçekleşen havacılık tatbikatından alan ve bir grup gencin pilot olma mücadelesi üzerine kurgulanmış bir yapım. Yönetmenliğini “Gönül Yarası” ve “Kabadayı” gibi piyasa filmleriyle tanıdığımız Ömer Vargı’nın yaptığı, senaryosunu ise “Nefes” filmiyle askerin istediği duyarlılığı yakalayan Hakan Evrensel’in yazdığı film, yarı belgesel havasıyla dikkat çekiyor. TRT’de yayınlanan “Savaşta Barışta Türk Ordusu” adlı programın olay serpiştirilmiş hali olan Anadolu Kartalları, yüksek bütçesiyle Hava Kuvvetleri’nin 100. yılına beyazperdeden şapka çıkarıyor.

Filmin merkezinde Ahmet Onur (Çağatay Ulusoy) adlı bir pilot adayı vardır. Hikaye, Ahmet’in Galata Kulesi’nden aldığı mektubu Kız Kulesi’ne götüren Hezarfen Ahmet Çelebi’nin hikâyesini anlatmasıyla başlar. Ahmet, İzmir Foçalı, yakışıklı ama ruhsuz bir gençtir. Duygu namına gram bir şey taşıdığı ya da aktardığı fark edilmez. Konu mankeni tarzında taşıdığı rol, üzerinde öylece durmaktadır. Kız arkadaşı Burcu (Hande Subaşı), viyolonsel sanatçısıdır; bir pilot, kapıcı kızıyla birlikte olacak değildir ya. Afili birkaç cümle kuran ama ilişkileri için hiçbir çaba sarfetmedikleri gibi saçma sapan “Yeşilçam yanlış anlamaları” üzerine kurulu birliktelikleri izleyenleri bezdirir. İkilinin serencamı saç baş yoldurur cinstendir.

Ahmet Onur’un çocukluktan arkadaşı olan Ayşe Dinçer (Özge Özpirinçci) ise; idealist Türk kadınını temsil eder ve Mustafa Hızarcı (Alpay Kemal Atalan) ile filmin ilerleyen sahnelerinde evlenir. Her ikisi de pilottur. Hava Kuvvetleri’nde cinsiyet ayrımcılığı yapılmadığını göstermek için filmde kullanılan, üstelik okul birincisi olan tek kızdır.

Beş arkadaşın pilot olma serüveninin anlatıldığı yapımda Türk Yıldızları gösteri takımı ve Solo Türk adlı dönüştürülmüş F-16 savaş uçağının manevralarıyla ortaya çıkan manzara çok güzeldir; içinden gökyüzünün bolca geçtiği görsel bir şölen, film boyunca izleyiciye taşınır.

BİNBAŞI KEMAL TANAÇAN: ÇOBANLIKTAN PİLOTLUĞA 

Kulağa hoş geliyor değil mi? Sert mizaçlı Binbaşı Kemal Tanaçan (Engin Altan Düzyatan), kararlı, vakur ve başarılı bir filo komutanıdır. Tanaçan, bir sahnede Ahmet’in annesi Neşe hanıma (Filiz Taçbaş) müzeyi gezdirirken Manisa’nın dağlarında koyun yayan bir çoban olduğunu, uçakları görünce de “ana ben pilot olacam!” dediğini ve sonra da gerçekleştirdiğini, pilotluğun bu kadar memleketimizin dört tarafından rahatlıkla kazanılan ulaşılması hiç de zor olmayan bir meslek olduğunu gösterir bize. Böylece Türk Hava Kuvvetleri’nin kapısının herkese açık olduğunu öğreniriz. Çobanlıktan, bozkırdan gelen Binbaşı Kemal, klasik araba meraklısıdır. Parlament mavisi bir fonun eşliğinde, üstü açık arabasına yaslanarak cümleler kurar. Arabasını talebesine tereddütsüz aylarca emanet bırakabilen, ileri düzeyde diksiyonuyla mükemmel pilot imajı çizen çoban Kemal, gözlerimizi yaşartır.

Yapımda kullanılan isimler özenle seçilmiştir; Ahmet, Ayşe, Fatih, Ali ve Mustafa, Kemal, Tunç gibi. Hem Anadoluculuk hem de Kemalizme dönük isimlerin tercih edildiği filmde bizatihi komutanların müdahalesiyle şekillenen ilişkiler diyagramı göze çarpar. İzin günlerinde “alkol duvarını aşmacasına” içip, çapkınlık yapacak kadar serbest/asrî/çağdaş/modern bir hayat tarzları vardır askerlerin. Sayısız Hollywood yapımında, izin gününde bol bira tüketen asker profili, Türk Ordusu için de geçerlidir. Pek çok sahnede içki içilir. Hatta bazı sekanslarda içmek için içilir gibidir bira; medeniyetin alamet-i farikasıdır ne de olsa. Püf noktayı atlamamak lazım, içki içilecek ama sınır da aşılmayacaktır. Açık saçık sahne olmayacak, cüretkâr pozlar verilmeyecek ama filmin sonunda flaş bir öpücük de bulundurulacaktır; böylece o kadar da doğulu değiliz imajı verilecektir.

Dini figürlerden arındırılan film, yalnızca astsubay Naci Dizdar’ın (Şevket Çoruh) uçuş esnasında dua edip elini yüzüne sürmesiyle ve Konya’daki uçak teknisyenlerinin logosunda kullanılan semazen logosuyla tamamlanır; fazla İslami ritüel de gereksizdir zaten, onda da sınır aşılmamalıdır.

HAVA KUVVETLERİ HALKLA NASIL BARIŞIR? 

 Silahlı kuvvetlerle halkın arasının açık olduğunu, ortada tek taraflı oluşturulmuş bir duvarın söz konusu olduğunu unutmamak gerekir. Böyle olmasa 33 köylünün ölüm emrini bizzat veren Orgeneral Mustafa Muğlalı’nın ismi, nispet edercesine Van’ın Özalp ilçesindeki kışlaya verilmez ve yıllarca bu ayıp sürmezdi herhalde. Hava Kuvvetleri’nin Türkiye’de yaşayan halklarla barışması çok zor bir şey değil, en azından kitlelerin beklentisi, karşılanamayacak düzeyde değil. Halk, yıllardan beri durması gerektiği yerde öylece beklemekte fakat Silahlı Kuvvetler, sürekli kendine yeni pozisyonlar yaratarak toplumu zaman zaman zor duruma sokup; adeta formuyla, geniyle oynamaktadır.

Basına yansıyan ve yalanlanmayan iddialara göre, Hava Kuvvetleri Komutanlığı 2003’ten 2011 yılına kadar Eskişehir’deki Bilvanis isimli çiftliği, tarikat yapılanması iddiasıyla yasadışı olarak izlerken, komutanlığın keşif uçaklarını bahçedeki ürünleri dahi fişlemek için kullandığı ortaya çıkmıştır. Üstelik her an içinde sivillerin olduğu çiftliğin vurulması hazırlıkları yapılmıştır.

Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda Ergenekon’la bağlantılı “Karargâh Evleri” davasının hâlen devam ettiğini ve “Heron Skandalı”nın başlı başına bir rezalet olduğunu herkes hatırlayacaktır. Ayrıca Hava Pilot Tuğgenerali olarak emekli olup MHP’den milletvekili seçilen Kürşat Atılgan’ın, emrindeki astsubayların eşlerinin türbanlı olup olmadıkları, erkeklerle tokalaşıp tokalaşmadıkları, alkol alıp almadıkları ve evlerinde dini içerikli süs eşyası olup olmadığını test ettirdiği medyaya yansıması kimseyi şaşırtmadı çünkü bu tip uygulamaların askeriyedeki sıklığı herkesin malumuydu.

Tüm bunların yaşandığı bir ülkede “iflah olmaz bir şekilde ordusu ile kıvanç duymayı” sürdürmek, saflıkla birlikte en çok da bu devasa organizasyona yapılan bir yanlışlıktır. Yaşanan tüm olumsuzluklardan, darbelerden, sıkıyönetimlerden, yöneticilere yapılan hakaretlerden sonra hiçbir şey olmamış gibi davranarak kimse bir şey elde edemez. Ortada ciddi sorunlar, yanlışlar varsa düzeltilmeli gerekirse tüm sistem topyekûn yenilenmelidir. Üstü hiçbir şekilde külle kapatılmamalı, soğukkanlılıkla yüzleşilmelidir. İşte bu sayede Silahlı Kuvvetler’le halkın arası düzelir ve bu tip popülist çalışmalara gerek kalmaz.

SONUÇ
Senaryo namına ortada bir şeyin olmadığı oldukça düşük oyuncu profillerinin sergilendiği, “Beyaz asker”lerle dolu bir yapım Anadolu Kartalları. Hepsi yakışıklı, beyaz tenli ve karizmatik. En Doğu’dan gelen Eskişehir’den gelmiş; İzmir’e göre bayağı Doğu sayılır ne de olsa. Kızlar da oldukça seçkin. Filmde rol alan üç kızın biri pilot, biri viyolonsel sanatçısı diğeri de doktora öğrencisi bir ressam. Vasat düzeyde dahi bayan yok. Başörtülü kadınların sokaklarından geçmediği, çirkin ama sonuna kadar iyi niyetli adamların yer almadığı bu yapım, diğer pek çok sinema çalışması gibi hayattan kopuk güdümlü bir çalışma.

Bugünlerde yanlışlıkla bombalanan otuz beş köylü nedeniyle gündemde olan Türk Hava Kuvvetleri, 28 Şubat sürecinde Ankara’nın dışında Sivas gibi pek çok Anadolu şehrinde alçaktan uçmak suretiyle derin mesajlar göndermeye kalkışmak gibi, heronların adamakıllı çalışmasının engellenmesi suretiyle ne idüğü belirsiz sonuçlar oluşturmamak gibi, askerlerin yemin törenlerinde başörtülü anaları askeri alana sokmamak gibi, Ergenekon türü örgüt yapılarının içerisinde zikredilmek gibi, Onuncu Yıl Marşı’yla Kurban Bayramı’nda deri toplamak gibi gereksiz, lüzumsuz ve tehlikeli işlere girmezse askerin halkla arası elbette düzelir, reklama, filme gerek yoktur. Bu nedenle Anadolu Kartalları’nın, hedefine ulaşamamış, kitlelerle buluşamamış, hikâyesi olmayan ve kırık dökük oyunculuklarla sırıtan sipariş bir yapım olduğu rahatlıkla söylenebilir.

 Süleyman Ceran / Yeni Akit 


HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.