Uludere'ye bir de buradan bakın
28.12.2011 tarihinde Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Ortasu ve Gülyazı köylerinden sınıra ticaret için giden 34 sivilin, dönüş yolunda Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait savaş uçaklarının bombardımanı nedeniyle ortaya çıkan felakette yaşamlarını yitirdiler.
16 Temmuz Gençlik Hareketi mensubu 4 genç Uludere'ye giderek orada hayatını kaybeden vatandaşların yakınlarıyla konuştu, mağduriyetlerini ve isteklerini dinledi. Seyahat sonrasında ise bir rapor hazırlayıp Kamuoyu ile paylaştı.
16 TEMMUZ GENÇLİK HAREKETİNE GÖRE RAPORUN AMACI
Bu felaket sebebiyle ortaya çıkan mağdurların ve mağdur yakınlarının, resmi görevlilerin tanıklıkları ve düşünceleri doğrultusunda rapor hazırlamak. Rapor sonucunda ortaya çıkan bilginin kamuoyuna sunulması ve yetkili kurumlara gönderilerek dava sürecine katkıda bulunmak.
İŞTE O RAPOR
Hareketimizin 4 üyesi 07.01.2012 tarihinde uçakla Diyarbakır’a inmiş, geceyi burada geçirdikten sonra ertesi gün karayoluyla Mardin-Cizre istikametini takip ederek Şırnak sınırlarına ulaşmıştır.
Üyelerimiz, uzun bir yolculuğun ardından Şırnak sınırından Uludere ilçesi Ortasu köyüne ulaştı. Felakette yaşamını yitirenler için taziyelerini iletmek isteyen hareketimizin üyeleri, eski muhtar Mehmet Şerif Encü ve şu anda görevde olan muhtar Haşim Encü’nün evlerinde kabul edildi.
Her iki taziye yerinde de özellikle olayda hayatını yitirenlerin çoğunluğunu oluşturan Encü ailesinin fertleriyle olaylar hakkında bilgi alış-verişinde bulunulmuştur. Resmi görevliler, muhtarlar ve mağdurların ailesiyle yapılan görüşmelerin hepsi fotoğraflanmış ve kayda alınmıştır.
Hareketimizin üyeleri; aşağıda belirtilen şahıslarla yaptığı görüşmeleri, kendilerinden izin alarak olduğu gibi aktarmaktadır:
- Olayda 2 kardeşini (Savaş Encü, Hüsnü Encü) ve 12 yaşındaki oğlunu (Erkan Encü) kaybeden Mehmet Encü:
“Şaşkınlık içerisindeyiz. Ben emekli bir korucuyum. Bu zamana kadar yaptığımız bütün sınır ticareti faaliyetleri askerler tarafından bilinir ve kontrol edilirdi. Mallarımız yakalandığında buna saygı gösterir ve yolumuza devam ederdik. O gün sınırda farklı şeyler oldu. Kardeşlerimiz, çocuklarımız planlı bir şekilde öldürüldüler. Olay sonrasında yaralı olanları almak için gelen ambulanslar geçiş noktalarındaki askerler tarafından geri gönderildiler. Yaralılar kan kaybından öldü. Devletimizden tek isteğim bu olayı bize reva gören katilleri hemen bulsun. Artık bu savaştan bıktık, usandık. Bu savaşın devam etmesinden rant sağlayan karanlık odaklar var. Ancak ölüm söz konusu olduğunda sadece biz garibanların canı yanıyor.”
- Olayda 12 yaşındaki çocuğunu (Mehmet Encü) kaybeden Ubeydullah Encü:
“Tazminat verilse de kaybettiğimiz canlar geri gelmeyecek. Tek isteğimiz faillerin bulunması. Bu yaşanılanların bir daha yaşanmaması için buraya sınır kapısı konmasını istiyoruz. O gün oradan sadece mazot, şeker ve sigara getiriyorduk. Gelirken görmüşsünüzdür; her tarafta askerler var. Bu askerler bizim yaptığımız tüm sınır ticaretini ve katırlarla kat ettiğimiz yolların nerelerden geçtiğini biliyorlardı. Bir oyun oynandı ve çocuklarımızı kaybettik.”
- Olayda yeğenini kaybeden Sabri Encü:
“ Kaçağa çıkıldığında eğer katır sayısı insan sayısından fazla ise sınır dışından ticaret yapılıyordur. İnsan sayısı katır sayısından fazlaysa orada terör faaliyeti vardır. Bu gerçek burada herkes tarafından bilinir. Sınır ötesine geçtiğimiz yolların hiç birinde PKK’nın karargâhı yok. Bunu askerler de, bizler de biliyoruz. Kaldı ki bu köylerin hepsi boşaltıldı. Biz burada PKK’ya karşı direnerek kalmayı başardık. Yıllardır bizi öldüren adamlar şimdi bizim cenazelerimiz üzerinden siyasal çıkarlarını gözetiyorlar. Biz, devlet tarafından sahiplenilmediğimiz her gün bu adamlara borçlanıyoruz. Ve yarın bir gün bu borcu bizden zorla tahsil edecekler.”
- Ortasu Muhtarı Haşim Encü:
“Biz sınır ticaretini dedelerimizden öğrendik. Dedelerimiz de kendi dedelerinden öğrenmişler. Yüzyıllardır şu dağlarda bizim tek geçim kaynağımız budur. Eskiden hiçbir sorun yoktu. Ama bir gün İngilizler geldi ve bu topraklara sınır çekildi. O günden sonra ismimiz kaçakçıya çıktı. Biz ne askere ne PKK’ya ne de sınır ötesine asla para yedirmiyoruz. Ticaret yaparken mallar bir noktaya geliyor, biz paramızı teslim ediyoruz ve malları katırlarımıza yükleyip geri geliyoruz. Olay bundan ibaret. Bu felaketi gerçekleştirenler Bülent Arınç’ın “Kürtlere tüm anayasal haklarını vereceğiz” diyerek başlattığı süreci baltalamak istiyorlar. Ve şu anda da maalesef başarmış durumdalar. Bunu ordunun içindeki Ergenekon kalıntılarının yaptığını düşünüyoruz. Bu insanlar kendilerini devlet değil de BDP, PKK sahiplendiğinde ne yapsın? Biz buraya artık bir sınır kapısı istiyoruz. Bu karanlık savaşın Türkle, Kürtle, Lazla, Arapla ne alakası var? Bir ağa gidiyor, öteki ağa geliyor. Savaş devam ediyor, biz ölüyoruz!”
- Ortasu Eski Muhtarı Mehmet Şerif Encü:
“Neden bu ülkenin insanı bu topraklardan korkuyor? Keşke yüzlerce kişiyle gelseydiniz. Korkmanıza gerek yok. Burada birilerinin size dokunabilmesi için önce bizi çiğnemesi gerekir. Biz sizi seviyoruz. Bu savaş anlamsız. Biz hükümete güveniyoruz. İnşallah bu işi yapan failler bulunacak ve pislikler temizlenecek. Kaymakam meselesi tam bir talihsizliktir. Bu toprağın insanı kendisine taziyeye gelen adamı baş tacı eder. 3-5 tane provokatör geldi ve o taziye çadırının etrafını mahvetti. Gidin buradaki gerçekleri, bizleri, olayları olabildiğince her yerde anlatın. Güneydoğu’yu tanıyın, sevin, sevdirin.”
- 16 Temmuz Gençlik Hareketi Olarak Önerilerimiz:
Savaşın acısı bölgede çok büyük bir kitleye dokunmuş ve dokunmaya devam ediyor. Özellikle 90'lı yılların başlarında faili meçhuller ve köy boşaltmalarla vücut bulan şiddet ortamının bıraktığı izleri zihinlerinden atamayan bölge insanı her geçen gün derinleşen sorunun çözülmesi noktasında umutsuzluğa düşüyor.
Olayın failleri üzerinden bütün devlet kurumlarını, TSK’yı, MİT’i ve hükümeti toptan bir suçlamaya tabi tutanlar ile hayatını kaybeden sivilleri görmezden gelen, sahiplenmeyen zihinlerin davranış kodları bize çok benzer şeyleri hatırlatıyor.
Savaştan rant sağlayan siyasi aklı, kan ile oy hesabı yapan zihni kınıyoruz. Biz bu ülkeyi doğusuyla, batısıyla hiç ayırt etmeden çok seviyoruz. Diyarbakır’ı, Şırnak’ı, bizi bağrına basan Uludere’yi anavatanımız olarak görüyor, orada yaşanan acıları kalbimizde hissediyoruz. Ve Ümmet bilincine sahip insanları mazlumları sahiplenmeye çağırıyoruz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.