Tamamını assak mı acaba?

Tamamını assak mı acaba?
İşimize gelirse bazı isimler için "neden cezaevindeler" diye ortalığı ayağa kaldırıyoruz. İşimize gelmeyen isimlerle ilgili olarak da "neden daha fazla ceza vermediniz" diye feryat ediyoruz.

Hrant Dink kararı, ortalığı ayağa kaldırdı.
Yine yürüyüşler ve protesto gösterileri başladı. Mahkemenin verdiği hüküm yerden yere vuruldu.
Karar için "doğrudur" ya da "yanlıştır" değerlendirmesini yapacak durumda değilim.
Ancak, tepkilere bakılırsa, sanıkların tamamına "Ağırlaştırılmış Müebbet" verilseydi de sonuç değişmeyecekti. O durumda yine "daha" denilecekti!
Çünkü, zihniyet ortada:
Herkes bu kararı bir tarafından tuttu.
Alabildiğine istismar ediyor. Mahkemenin verdiği karar üzerinden kendi kavgasını veriyor...
Bakın Hrant Dink'in kardeşi Orhan Dink ne diyor:

- Bugün bir arkadaşım twitter'dan bana bir şey söyledi. "Ya ben bir Ermeni öldüreceğim, ama beni Türk adaleti yargılasın" dedi.
Ne demek şimdi bu? Bu nasıl bir ifade?
Mahkemenin verdiği karardan yola çıkıp, bütün bir Türkiye'yi suçluyor!
Açın gazeteleri bakın, yargılama sürecinde hep benzer tavırlar sergilediler. Atılan bütün adımları eleştirdiler, ortaya çıkan her gelişmeyi yerden yere vurdular.
İşte onun için diyorum:
Mahkeme ağzıyla kuş tutsaydı da sonuç değişmeyecekti. Bu zihniyet, meydanlara dökülüp, "Senin elin yok mu" sloganları atacaktı!

* * *
Dink Ailesi'nin avukatı Fethiye Çetin'in söyledikleri ortada:
- Bu karar, yerleşik geleneğin bozulmadığı anlamına geliyor. Bu gelenek, devletin bir kısım vatandaşını ötekileştirerek, düşmanlaştırma geleneğidir. Şimdi soruyorum:
- Böylesine peşin hükümlerle yola çıkan ve böyle sözler saf eden bir insanı hangi mahkeme kararı tatmin edebilir?
Edemez elbette!

* * *
El ele verdiler, Başbakan'a yükleniyorlar.
Karar üzerinden siyasi sonuçlar çıkartmaya çalışıyorlar. Orhan Dink, Başbakan'a sesleniyor:

- Yüzde 50 oyu, bu adalet için mi aldın? Bu hukuku uygulamak için mi aldın?
Sanırsınız, bu kararı Başbakan Tayyip Erdoğan verdi. Sanki mahkeme başkanlığı koltuğunda Başbakan oturuyor.
Bu arada, AB de devreye giriyor. AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Stefan Füle, mal bulmuşçasına olayın üzerine atlıyor:
- Karar yetersizdir!
Füle, dosyayı mı okumuş? Mahkeme dosyasındaki delilleri ve ifadeleri mi incelemiş?
Yoksa, Hrant Dink olayı ile ilgili özel bir çalışma mı yaptırmış?
Tabii ki değil.
O da siyaseten Türkiye'yi sıkıştırmaya çalışıyor!

* * *
Garip ve anlaşılmaz bir durumla karşı karşıyayız...
Karar üzerine CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu'nun yaptığı değerlendirme ise evlere şenlik.
O da iktidarı yerden yere vuruyor:
- Yargının vicdanları tatmin etmeyen karar vermesinde yargı kadar, AK Parti'nin de birinci derecede sorumluluğu vardır.
CHP, işine geldiğinde "yargı bağımsızlığı" diye bağırıyor. İşine geldiğinde de iktidarı yargıya baskı yapmadığı için suçluyor!
Boşuna demedim, "Hrant Dink kararı üzerinden herkes kendi kavgasını veriyor" diye!

* * *
Türkiye, tam bir çifte standartlar ülkesi.
İşimize gelirse bazı isimler için "neden cezaevindeler" diye ortalığı ayağa kaldırıyoruz. İşimize gelmeyen isimlerle ilgili olarak da "neden daha fazla ceza vermediniz" diye feryat ediyoruz.

Önce kamuoyu oluşturmak için elimizden geleni yapıyoruz. Sonra da "Bu karar kamu vicdanını tatmin etmedi" diye bağırıyoruz.
Bir garip ülkeyiz vesselam...
Ortalık "hukuk adamından" geçilmiyor.
Kimimiz hakim, kimimiz de savcı!
Birileri bu ülkede hukuki sürecin bitmesini bile beklemeden, hükmü verip ilan ediyor.
Diğer bir grup da rüzgârın önünde sürüklenen yaprağa benziyor.

Emin Pazarcı / Takvim

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.