Tarihçi Yağcı’dan çarpıcı tespitler

Tarihçi Yağcı’dan çarpıcı tespitler
Tarih Araştırmacısı Yazar İsmail Yağcı, Hrant Dink’in öldürülmesi olayıyla ilgili mahkemeden çıkan 2 müebbet hapsi az bularak, “Hepimiz Ermeniyiz”, “Hepimiz Dink’iz” diye slogan atanları &ldqu

Akit’e konuşan Tarih Araştırmacısı Yazar İsmail Yağcı, Türkiye’de “aydın” kisvesi altında hemen her konuda ahkam kesenlerin maskesini düşüren tespitlerde bulundu. 

Yağcı, ülkemizin büyük bir “aydın sorunu” olduğuna şu sözlerle işaret etti:

“Bazılarına göre batıcı olmak aydınlıktır. Bir başkasına göre Batı klasiklerini a’dan z’ye okuyup ezberlemektir. Bir başkasına göre burçları bilmektir. Çok aydın olanlar içinse, burçların alt, üst, orta, kenar bilmem ne konumlarını, bu yılın kadın etek ve mayo modasını, üç ay önceden bilmek veya tahmin etmek münevverliktir. Bunlara Ermeni meselesini sorsanız, size ‘Boş ver kardeşim. Tabii ki yapmışızdır. Yapmasak eloğlu söyler miydi? Avrupalı elinde delili olmasa söylemez’ deyiverirler.” Yağcı oysa gerçek aydının, memleketin geleceğine, ekonomisine, milli kültüre kafa patlatanlar olduğunu kaydetti.

Akit’te yayınlanan İsmail Yağcı röportajı şöyle:

“BOŞA KÜREK ÇEKİYORLAR”
-Devletin “Ermeni soykırımı” iddiaları karşısında sizce eksik yaptığı bir şey var mı?
2003 den beri başta Dışişleri bakanlığı olmak üzere, Devletin her kademesindeki görevlilerce bu yoldaki çalışmalarda bir eksik görmüyorum. Tabii ki dışardan anladığım ve kadarıyla bu böyle. Bilhassa dış temsilcilikler personelinin çok duyarlı çalışmalar yaptığını işitiyorum. Hele Sayın Başbakanın Davos’taki çıkışı, bu mücadeleye çok müspet bir hız kazandırmıştır. Fransa’nın son davranışları bir atak değil bana göre. Bir panik ataktır. Bu işi de akliyeciler çözebilir. Fransa dünyanın gözüne baka baka Libya’yı yutmaya hazırlanırken, Türkiye’nin her hangi bir çıkar beslemeksizin Libya’nın yanında yer alması, Sarkozy ‘yi dehşete düşürdü çıldırttı. Sayın başbakanın Libya’ya, plansız- programsız acele yaptığı ziyaret onu gülünç duruma düşürdü. Ermeni iftiracılarının ana maksadını halka iyi anlatıp davayı onlara benimsetmeliyiz. Bu iftiraların arkasında beynelmilel sigorta şirketleri var.4 kademeli bir strateji kararlaştırdılar. Bunu Daşnakçı’lara sundular: İlk kademe tanınma, 2nci kademe Terör. 3ncü kademe toprak talebi. Son kademe de “ toprak veremiyorsan yerine tazminat ver”, şeklindedir. Aslında topraktan çok tazminata taraftardırlar.1915 nüfus kayıtları diye düzmece, uydurma belgelerle Türkiye’den milyarlarca doları dolandıracaklar. Doğuda Ermenistan kurma davası 200 senedir sürüyor. Boşa kürek çekiyorlar. Bunu dünya âlem biliyor. Ermeniler en huzurlu günlerini Osmanlı vatandaşı iken yaşadılar. Bizans imparatoru Romanos, Malazgirt harbine giderken, mola verdiği Sivas’ta bir günde,3 000 Ermeni’yi meydanlarda kestirdi. 2nci Murathan zamanı Bizans İmparatoru Kostantin Ermenilere kilise bile açtırmazdı. Onları insan yerine koymazdı. Oğlu Fatih Sultan Mehmet han ise, onlara dükkân tezgâh verdi. Müreffeh bir hayat sağladı.

“KARABAĞ ZULMÜNE ACABA NE BUYURURLAR”
-Ermenistan’ın, Türkiye’nin “tarihçiler komisyonu oluşturalım” yönündeki teklifini reddetmesi neyin göstergesi?
Mevcut Ermenistan kararlarını, kendi iradesi ile vermiyor. Diaspora denilen yurt dışındaki Ermeni kuruluşlarının, Avrupa ve bilhassa İngiltere güdümündeki yöneltmelerine, Ermenistan hayır diyemiyor. Ayrıca Hınçak ve Daşnakçı’ların Erivan şubeleri de, Ermeni devletini kıskaca almıştır. Eğer tarihçiler komisyonuna Ermenistan peki dese, herhalde o gün peki diyenleri komiteciler ortadan kaldırırlar. Yani peki diyememesi korkudan kaynaklanıyor. Ermeniler Türkleri muhayyel zulümle suçlarken, kendilerinin Ruslarla yaptığı zulüm operasyonlarıyla Karabağ 20 yıldır zulüm altında inliyor. Fransa ya bunu da sormalı. Karabağ zulmüne acaba ne buyururlar.

“BU DA HER VATANDAŞIN MİLLİ MÜKELLEFİYETİDİR”
-Bu konuda Türk halkına düşen görev nedir?
Türk halkı bu iftiralar konusunu, çok değil erkek-kadın saç modeline duyduğu ilgi kadar ilgi ile gündemine alsa, mesele çözülmüş demektir. Sanki bu konu Hükûmetin boyunun borcu, vatandaşı hiç ilgilendirmez gibi bir garabet yaşıyoruz. Bu şuna benziyor; son kar yağışında yolda kalan araç sürücülerine, televizyoncular mikrofon uzatıyor. Sürücü basıyor feryadı “hani tuzlama hani grayder, ilgiler nerde”. Muhabir yavaşça “efendim zincir takmamışsınız” diye hatırlatınca cevap: arkadaşım bagajda var, ama soğukta kim uğraşacak” demez mi? Milli davalar ciddiyet ister. Diyeceksiniz ki, şimdi Televizyonlarda ki tarihi diziler ecdadımıza iftiralarla dolu ve üstelik reytinleri alt üst ediyor. Yabancılar bunu görünce, tabii veryansın edecekler. Ermeni iftiralarına karşı durmak da diplomatik bir savaştır. Bu da her vatandaşın milli mükellefiyetidir. Tıpkı askerlik gibi.

“BİZİM AYDIN DEDİKLERİMİZ ‘YAPMASAK ELOĞLU SÖYLER
MİYDİ’ DER”

-Özellikle ülkenin aydınları ve köşe yazarlarına düşen bir görev var mı? Varsa bu ifa ediliyor mu?
Türkiye’de aydın olmanın ölçüsü, maalesef herkese göre değişiyor. Bazılarına göre batıcı olmak aydınlıktır. Bir başkasına göre Batı klasiklerini a dan z ye okuyup ezberlemektir. Bir başkasına göre Burçları bilmektir. Çok aydın olanlar içinse, burçların alt –üst- orta, kenar bilmem ne konumlarını, bu yılın kadın etek ve mayo modasını, üç ay önceden bilmek veya tahmin etmek münevverliktir. Aydın olmak memleketin geleceğine, ekonomisine, milli kültüre kafa patlatmaktır. Ermeni meselesini sorsanız, size cevaplar; boş ver kardeşim. Tabii ki yapmışızdır. Yapmasak eloğlu söyler miydi? Avrupalı elinde delili olmasa söylemez, deyiverirler.

“DEVLETİN MENFAATİ İÇİN DE SAVUNMALI VE DE YAŞAMALIYIZ”
-Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar, Ali Bayramoğlu, Hasan Cemal gibi liberal yazarların, her gün, Ermeni Diasporası’nın işine yarayacak görüşler ortaya koymaları ne anlama geliyor?
Ben kişiler üzerinde konuşmam. Uygun da değil. Herkesin tavrının hesabı da, kendine aittir. Ancak Vatana millete saldıranları, saldıranların yanında yer alır gibi hali benimseyenleri kınıyorum. Ben öyle kimselerin bu konudaki yazılarını görüyorum ki, onlar merak saikasıyla bile, Osmanlı arşivleri müdürlüğünün kapısında içeri adım atmamıştır. Arşive gitmek şart değil. Bu Arşivin yayınlarından bir tanesini bile baştan sona okumamıştır. İnsan bazı yazarların yazılarına bakınca, sanki birileri ellerine bir metin vermiş de onu yazmışlar zannediyor. Basın haklarını, hürriyetini ancak çıkarlarımız için değil, Devletin menfaati için de savunmalı ve de yaşamalıyız. Ve gerçekleri yazmamız anda umdemiz olmalı.

“VATAN SEVGİSİNDEN BAHSETMELERİ BOŞ LAFTIR”
-BDP’nin bu konudaki sessizliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre kurulup faaliyet gösteren her siyasi partinin milletvekilleri ve diğer bütün mensuplarının, her hangi bir tarih ve Arşiv araştırmasına dayanmayan bu asılsız iftira ve yalanlara karşı tavır almaları boyunlarının borcudur. Bu tavır da, savunmanın en alt kademesidir. Ancak çaresizlerin yapacağıdır. Bu vatan çatısının altında, milletimizin haklarını savunmayanlar, vatan sevgisinden nasıl bahseder. O sevgiden uzak olanların ve hatta iftiracıların ekmeğine yağ sürecek beyanlarda bulunanların vatan sevgisinden bahsetmeleri boş laftır.

“BAŞIMIZDA BİR DEVLETİMİZ VAR”
-Hrant Dink’in öldürülmesi olayı ve sonrasında yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu sorunun hukuki cevabını ben veremem. Ancak insanlık için, bu bilerek ve amden işlenmiş bir cinayettir. Başımızda bir Devletimiz var. Mükâfatı da, cezalandırmayı da devletin görevli kurumları verir. Herkes kafasına göre takılıp ceza verecekse, Devlete gerek kalmazdı. Devletsizlik ise kaostur. Böyle şahsi kararlarla insanın canına kastedenler, yarın aklına eser malına da, ırzına da el ve dil uzatırlar. Ya devlet başa ya da kuzgun leşe atasözümüz ne hoştur. Yargı eksik veya yanlış karar verse de, onun çözümü yine yargının üst kurullarındadır

ÖLÜ SOYUCULARIN HEVESLERİ KURSAĞINDA KALDI
-Bu cinayet en çok kimin işine yaradı sizce?
Bu cinayet kimsenin işine yaramaz, yaramadı. Bu cenazeyi bazı maksatlara alet etmek isteyenler, bana göre ölene ağlamıyorlar. Ancak Hrant Dink’in eşi ve ailesinin acılarını maalesef istismar ediyorlar. Göstericiler ise, ölü soyucular gibi, bunda başka primler aradılar. Türkiye de Arap baharı özentisi çeken, sular bir bulansa da, bizler de bol bol balık tutsak diyenlerin hevesleri kursağında kaldı.

ÇOK MANTIKSIZ BİR SLOGAN
-Gerek cenaze töreninde ve yıldönümlerinde gerekse mahkeme kararı sonrasında atılan “Hepimiz Ermeniyiz, hepimiz Dink’iz” sloganlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çok mantıksız bir slogan. Bölücülüğü teşvik edicidir. Slogan atan veya pankart taşıyanlarda benim görüşüm Hrant Dink in ölümüne acıma alametleri hiç görmedim. Onlarda sanki başka maksatlar var gibi. Nelerdir derseniz ,onu tam bilemem. Sloganlarla sanki “hepimiz Ermeniyiz” demeyeceklere tehdit kokusu vardı. “Hepimiz Ermeniyiz demeye karşı çıkanlar, Hrant’ı öldürenlerdir” demeye getirdikleri bir mahalle baskısı.

İNSANOĞLUNUN BİR ALTIN IRMAĞI OLSA, BİR DAHA OLSUN İSTER
-Dink’in öldürülmesi olayında örgüt arayan bu slogancılar arasında, diğer taraftan “Ergenekon’un bir örgüt olmadığını” söyleyenlerin de olması bir çelişki değil mi?
Sözde Ergenekon ve uzantısı, bağlantısı olan bütün örgütlerin büyük bölümü hakkında adli takibat ve yargılamalar yapılıyor. Bunlar hakkında bu röportajda, bir şeyler söylemem yasalar göre de şık olmaz. Ancak burada ibret alınacak noktalar çoktur. Devletin en üst kademelerine kadar yükselmiş ve yönetimde çok ileri sorumluluklar yüklenmiş bir kişi, zaten devlet yönetiminde etkin iken, daha neyin yönetimine talip olmuşlar? Hiç anlamış değilim. Hadisi şerif de buyruluyor ya “insanoğlunun bir altın ırmağı olsa, bir daha olsun ister. İki altın ırmağı olsa bir daha ister. İnsanoğlunun gözünü ancak toprak doyurur” .Ne kadar ibretliktir. Nefsinin esiri olanlar, yeri gelir, delilerin bile mantıksız bulduğu işleri yaparlar ve herkes şaşırır. Bu da öyle oldu herhalde.

Emre Demirel / Muhammet Erdoğan - Akit

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.