28 Şubat unutulacak mı?
12 Eylül 1980 darbesi, milyonlarca insanı etkiledi, yüzbinlerce insanı fiziki ve maddi zarara uğrattı, yüzlerce insanın da canına maloldu.
Ancak şu anda sadece hayatta kalan iki darbeci generalin sanık olduğu "sembolik" bir davayla yargılanıyor.
Peki etkiniliği hala süren, 28 Şubat da böyle sembolik bir davayla mı geçiştirilecek?
Bugün gazetesi yazarı Gültekin Avcı bu önemli bir noktaya parmak bastı ve sorulması gerekenleri sordu:
28 Şubat soruşturması da sembolik mi olacak?
12 Eylül soruşturması, dönemin sorumlu tüm kişi ve kurumlarını kuşatacak bir potansiyel taşımıyor.
Yıllar sonra bile olsa adaletin tecellisi için sıvanan kollar, Milli Güvenlik Konseyi'nin hayattaki 2 üyesi (Kenan Evrenve Tahsin Şahinkaya) dışında sorumluluk aramayınca, soruşturma da sembolik olmaktan öte geçmiyor.
Zira hakikatli bir 12 Eylül soruşturmasında şüpheli veya sanık sayısı 500'ün altında olamaz, 82 sayfaya sığdırılmazdı.
Düşünebiliyor musunuz koskoca 12 Eylül darbesinin sadece 2 sanığı var.
Peki, 28 Şubat soruşturması da sadece Org. İsmail Hakkı Karadayı, Org. Çevik Bir ve Tümg. Erol Özkasnak gibi
3-5 kişiyle sınırlı mı tutulacak?
Her şey silahlı bu 3-5 kişinin eseri mi?
Bu en büyük yanlış olur.
Siyaset, medya ve adli mekanizma millete karşı işlenen suçları ve darbeleri ne kadar ciddiye alıyor?
Ortaya çıkacak olan budur.
Darbeler ve yarattığı acılar sembolik değilse, milletin hakkını gözeten adli soruşturmalar da sembolik olmamalı.
Açtığı yaralar hâlâ şifa bulmamış 28 Şubat müdahalesini, sembolik bir soruşturma ve yargılamaya tabi tutmak, demokratik samimiyet ve inandırıcılığı yerle bir eder.
Ergenekon'a ve cuntacılara moral ve motivasyon sağlar.
Hâlâ askeri müdahale psikolojisinin ürettiği çarpıklıklar içindeyiz.
Antidemokratik protokol kuralları hâlâ işliyor.
İl ve ilçelerde garnizon komutanı seçilmiş belediye başkanlarının ve cumhuriyet başsavcılarının önünde.
TSK'da eşi başörtülü olanlar, AK Partili yakını olanlar, İslami cemaatlere muhabbeti olduğu düşünülenler, AK Partili belediyelerde eşleri çalışanlar halen "sakıncalı personel" olarak takip ediliyorlar.
Çocukları FEM dershanelerine gidenler takip altında.
TSK'da rütbeli personel hâlâ Zaman, Yeni Akit, Taraf gibi gazeteleri okuyamıyor.
Ama Cumhuriyet, Sözcü veya Hürriyet okuyorsanız sorun yok.
Medyanın tüm renkleri, kışlada eşit fırsata sahip değilse, askeri vesayetin bittiğini kimse iddia edemez.
Demokrasinin yerleştiğini de.
Bu gazetelerin müdavimi olmak, TSK'da nefessiz kalmak için hâlâ yeterli bir sebep.
YAŞ'ta ihraçların önü alınmış olabilir.
Ama subayların liyakate göre terfi edemediğini, halen korunan ve kollanan dışlayıcı tekçi bir ideolojik çizginin olduğunu, bu çizgi dışında olduğu değerlendirilenlerin yükselemediğini biliyoruz.
Lütfen adam gibi bir 28 Şubat soruşturması yapılsın.
Nizami bir 28 Şubat soruşturmasında, suç sürecinde rol alan ve müdahaleye alenen destek veren/yol gösteren medya, STK, üniversite, yargı, siyaset aktörleri bu soruşturmanın içinde "silahlı örgüt üyesi" olarak yer alır.
Beklenen de bu olduğu ve soruşturmanın ayak sesleri duyulup o ayağın basacağı yerler tahmin edildiği için, oligarşik medyada bir kargaşa belirdi.
"Gazeteciler görüşlerinden, hatta fikri planda darbeci olmalarından yargılanmamalı" diyen liberallere katılıyorum.
Lakin şu husus unutulmamalı.
28 Şubat sürecinde TSK içinde bir silahlı suç örgütü teşekkül etmişti.
Bu suç örgütünü kanunlarımız "terör örgütü" olarak adlandırıyor.
Şu halde "28 Şubat silahlı terör örgütü", sivil toplumda faaliyet gösteren pek çok kişi ve kuruma oynamaları gereken roller biçti.
Görevler verdi.
Bu suç örgütünün sivil üyeleri, askeri kanattan daha şehvetli, daha aktifti.
Bir gazetecinin askeri bir yönetim modelini desteklemesi kendi görüşü olabilir.
Bunun bir demokrasi ayıbı ve gazetecilik etiği dışı bir duruş olduğunu söylemekten başka bir şey yapamayız.
Ama o gazeteci/ler, 28 Şubat silahlı suç örgütünün, hükümeti illegal bir şekilde devirmek için kendilerine verdikleri talimatlarla kalem oynatıp, millete kara propaganda yapmışlarsa bu soruşturmanın içinde şüpheli olarak yer alacaklardır.
Darbe ekiplerinin veya terör örgütlerinin emir ve talimatlarıyla gündem oluşturmak, milletin bir bölümünü tehdit addetmek ve kaotik zemin inşa etmek, basın özgürlüğünü ve gazetecilik faaliyetini aşan eylemlerdir.
28 Şubat suç örgütünün tüm ayakları soruşturulacaksa, bu soruşturma Ergenekon soruşturmasından büyük bir soruşturma olur.
Sanık sayısı 1000'in altında olmaz.
O dönemin bazı acar gazetecileri ve medya yüzleri yakın bir zamanda 28 Şubat soruşturmasının "silahlı terör örgütü üyeleri" olarak karşımıza çıkarsa kimse şaşırmasın.
"28 Şubat terör süreci"nin tüm cuntacı yargı ve medya unsurları yargılansın.
Ezilenlerin çığlıkları ve gözyaşları unutulmasın.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.