Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatı
Onun isabetli tespitleri bir bir doğrulanırken çağını aşan fikirlerine ihtiyaç ise her geçen gün artmaktadır.
130 parça Risale-i Nur eserinin müellifi Bediüzzaman’ın vefatının da içinde olduğu Mart ayının hayatında ayrı bir yeri olduğu, müdekkik nazarların dikkatini çekmiş olmalı. Bunu kendisi de hissetmiş olmalı ki yaklaşık 100 yıl önce söylediği: “Mart ve mayıs ayları, müstebit aylardır.” sözü çok mânâları içinde barındırmaktadır.
Vefat yıldönümü vesilesiyle Bediüzzamanın ‘80 kusur senelik ömrümde rahat yüzü görmedim’ dediği meşakkatli ve bir o kadar da tevafuklu sırlarla dolu hayatında Mart aylarında karşılaştığı acı ve sıkıntılarından önemli ve ilginç kesitler.
Divan-ı Harb’de beraatı
Meşhur 31 Mart (13 Nisan 1909) hâdisesi meydana gelir. İsyan hareketinde yatıştırıcı ve müsbet rol oynamasına ve bir nutukla isyan eden sekiz taburu itaate getirmiş olmasına rağmen hâdiseye Bediüzzamanın da adını karıştırmışlardır. Kendisi Divan-ı Harb'e verilir. Bu vesile ile bazı dostlarını da ezmişlerdir. Fakat sonradan ortaya çıkıyor ki, mes'ele başkaları tarafından çıkarılmış. Şeriat isteyen ve o hâdisede ismi karışan on beş kadar hoca idam edilir. Bediüzzaman, onlar mahkeme binasının bahçesinde darağacında asılı vaziyette dururken kendisi de pencereden onları gördüğü halde muhakeme olunur.
Bediüzzaman o dehşetli mahkemeden idamını beklerken ‘divan-ı harb’ deki kahramanca müdafaası neticesi beraat etmiştir. (1)
Bu konu ile ilgili farklı bir ayrıntıyı muhterem Abdullah Aymaz’ın, Zaman Gazetesindeki köşesinde çıkan bir yazısından okuyalım:
“Müstebid aylar: Mart ve Mayıs”
“Bediüzzaman memleketin bilhassa geri kalmış Güneydoğu’nun eğitim derdini dile getirmek için birkaç defa İstanbul’a gelmiş; fakat derdini anlamayanlar tarafından ya tımarhaneye gönderilmiş veya hapishaneye atılmıştı. Onun için son derece üzülmüş ve şöyle demek mecburiyetinde kalmıştı: “Mart ve mayıs ayları, müstebid aylardır. Martı, kadro haricine çıkarmalı. Mayısı da tekaüd (emekli) etmeli, tâ malî denge kurulsun. Çıkılmayacak yola sapılmış. Elhâsıl: Ya ben İstanbul’da kalacağım, yahut da bu iki ay gitmeyecek ise ben veda edeceğim.” 31 Mart hadisesi ve zindanlara doldurulan suçlu suçsuz pek çok insanın işkenceye uğraması bir kısmının da idam edilmesi Bediüzzaman’ı böyle konuşturuyordu. Çünkü umumî bir af çıkarılarak yaraların sarılmasını ve ülkede istikrarın sağlanmasını istiyordu. Olmadı. İspanyol nezlesi gibi bulaşıcı bir siyasetin hüküm ferma olmasından ve eski Bizans oyunlarının hâlâ devam etmesinden dolayı rahatsız olan Bediüzzaman 1910 yılında bir Vedânâme yazarak İstanbul’dan ayrılmak zorunda kalır. Oradan Van’a giderek inzivaya çekilir.” (2)
Rusların Şark vilayetlerini işgal ettiği sırada talebelerinin başında gönüllü alay kumandanı olarak büyük fedakarlıklar gösterir. Bu arada yaralı bir vaziyette Ruslara esir düşer. Tarih Milâdi 2 Mart 1916’dır.(3) İki yıldan fazla süren esaret hayatından sonra harika bir şekilde kurtulur ve Polonya üzerinden Almanya’ya, oradan da tren yolu ile İstanbul’a gelir.
Ankara’ya küstü
Ankara’da yeni meclis kurulmuştur. Bediüzzaman, mîlli hükümetin Ankara’da kuruluşuna ve İstanbul’daki kuvvetlerin bu hükümete yardımlarına bütün gücüyle çalışır. Gösterdiği bu fedakarlık ve çalışmalarından dolayı Ankara’ya davet edilir. Yaz ortasına da denk gelen bir kurban bayramı arifesin de Ankara’ya gelir. 19 Kasım l922’de Bediüzzaman'a Meclis'de karşılama yapılır. Ancak, Ankara’da bulunduğu süre içerisinde siyasetin çirkin oyunlarını ve dine karşı olan lakaytlığı görür. Hadislerde de işaret edildiği gibi dehşetli şahıslarla siyaset yoluyla bir şey yapılamayacağını anlar. Mart 1923’de işlenen bir cinayet Ankara’dan ayrılma konusunda kendisinde kesin kanaat oluşturur. Kendisinin telif etmiş olduğu Hubâb Risalesini matbaasında bastıran Trabzon mebusu, asil, dindar, yiğit ve Meclisteki dine olan lakaytlığı şiddetli konuşmalarıyla önlemeye çalışan Ali Şükrü Bey adi bir suikastla öldürülmüştür. Bu hadiseden de ürperen ve endişe eden Bediüzzaman, bütün ısrarlara rağmen Ankara’dan umduğunu bulamadığı için ayrılmak mecburiyetinde kalır.
Yine kaderin bir cilvesi bu defa da yeni Türkiye’nin payitahtlığa hazırlanan Ankara’ya küser. Son defa Van’a giderek inzivaya çekilir.
l925 yılının Şubat ayı ortalarında hükümet güçlerine karşı gelen ve din namına ihtilâle teşebbüs ederek ayaklanan Şeyh Said hadisesi gittikçe genişlemiş. Mart ayı içerisinde Diyarbakır ve dolaylarında isyancılarla Türk Silahlı Kuvvetleri arasında çarpışmalar daha da şiddetlenerek devam etmektedir. Neticede isyan kanlı bir şekilde bastırılmış. Bu hadiselere dayalı olarak Şark vilayetlerinden bir çok alim gibi Bediüzzaman’da emniyet gerekçesiyle Van'dan sürgün edilir. Rusya’daki esaretten kurtulmak için haftalarca yürümek mecburiyetinde kalan Bediüzzaman Mart ayında bu defa da elleri kelepçeli olarak, kâh yürüyerek, kâh vapurla, kimi zamanda hayvan sırtında yorucu ve ızdırâb verici sürgün yolculuğunu Burdur’a doğru yapar.
27 Mart l936 tarihinde Eskişehir hapsinden tahliye edilen Bediüzzaman, Kastamonu'da ikamete mecbur edilmiş.
Bediüzzaman Mart 1944 yılında Denizli hapsinde iğne ile yine zehirlenir. Durumu çok ağırdır. Nur Risalelerinin ilk kâtiplerinden ve çok kıymetli bir talebesi İslâmköylü Hafız Ali Efendi dokuz aylık tutukluluk esnasında Üstad'ı Bediüzzaman'a bedel kendini feda ederek vefat eder. Tarih l7 Mart l944. (4)
Bediüzzaman, 18 Mart 1960’da Emirdağ'ında çok şiddetli zatürree hastalığına yakalanmış. Hasta vaziyette Isparta’ya, ertesi günde acele olarak “vefatım orada olsun” diyerek Urfa’ya hareket etmiş. Ramazan'ın 25. günü yani 23 Mart l960’da Urfa’da bu fani âleme veda eder.
“Muhterem zât bir soruya cevap verirken, güzel ve ilginç tahlillerin yanında bir ihbar-ı gaybî nevinden vefat gününü de kerametkârâne ifşa edivermiş, “Vel mevtü yevmu Nevrûzina” yani “Ölüm, bizim Nevruz günümüzdür.” deyivermiştir.
Her zaman Rahmet ve şükranla andığımız bu mübarek zatın gerçekten de vefatı Nevruz gününe rastlamıştır.” (5)
(1) Tarihçe-i Hayat, Said Nursi, sy.56
(2) 21 Mart 1999, Göze Takılanlar, Abdullah Aymaz
(3) Bediuzzaman’ın Rusya Esareti /Ahmet Ersöz /sh:117
(4) Son Şahitler, Necmettin Şahiner, Sh.395
(5) 21 Mart 1999, Göze Takılanlar, Abdullah Aymaz
Eğitimci Mustafa Köfteci / Habervaktim.com
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.