'Devrimler bir nevi darbedir'
Habervaktim’in konu ile ilgili görüşlerine başvurduğu Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi ve yakın tarih konusunda önemli çalışmalara imza atan Yard. Doç. Dr. Caner Arabacı, konuya ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
-Sayın Arabacı, “Devrimler travmaydı” sözlerini yakın tarihi en iyi bilen tarihçilerden biri olarak siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu bir zorunlu bir kültür değişimidir. Mecburi kültür değişimi. Bunlar da sosyal yapıyı kültürel dokuyu alt üst eder. Travmadan kastedilen de budur zannediyorum. Bu bir kültür şoku, bir darbe değil midir? Böyle durumlarda bir kültür şoku yaşanır ki Türkiye sadece cumhuriyet döneminde değil Tanzimat sonrası süreçte de zorunlu kültürel değişimi kademe kademe yaşadı.
-Bu bir zorunlu kültür değişimiyse ve genel kanaat de bu yönde ise, bir takım çevrelerin tepkilerini nasıl görmek gerekiyor? Bazıları bunun bir hesaplaşma olduğunu öne sürerek gerginliğe neden oluyor…
Bu nedenle de Cumhuriyet devrimini tek başına bu şokun yaşandığı bir asırlık dönemin içinden çekip almamak lazım. Bu anlayış, batılılaşma sürecinin cumhuriyet devrindeki devamıdır. Buna ‘Kültür şoku’, ‘travma’, ‘zorunlu kültür değişimi’, ‘zorunlu değişimler dönemi’ gibi anlamlar verilebilir. Önemli olan olguyu, değişimi sosyal yapıya etkisi ile birlikte anlayabilmekte. Politika malzemesi saymakta değil. Günlük politika malzemesi yaparak tartışma üretme yerine, bu şiddetli değişim sürecini iyi anlamak lazım. Hatta onun anlaşılması, tartışılması, ülkenin daha iyi yönlere gidebilmesi, daha hızlı gelişebilmesi için gereklidir de. Bundan bir yol ayırımı değil de toplumun gelişmesi için iyi bir sonuç çıkması lazım. Bunların tartışılması anormal değil.
-Ama ne hikmetse Türkiye’de bu tür konular gündeme geldiğinde hemen birileri kirli bir kampanya başlatıyor. Tarihi böyle mi görmek lazım?
İnkâr etme ne kadar yanıltıcı ise, geçmiş bazı dönemleri günümüzde içselleştirerek yaşamaya çalışmak da yanıltıcı olur. Tarih eğrisi ile doğrusu ile bizim. Yaşanmış geçmiş olmuş bitmiş. Fazlası ve iyisinin kötüsünün anlaşılması gelecek açısından önümüzü açar. Bu olmuş bitmiş bir olgu, bunun tartışılması, konuşulması benzeri yanlışlıklara düşülmesini engeller. Tarihin konuşulması, zararlı değil faydalıdır da. Konunun biraz daha aklıselimle değerlendirilmesi lazım.
-Dünya’da başka örnekleri var mı?
Mesela Fransa’ya baktığımızda Napolyon ile ilgili 60 civarında lehte eser varsa, 40 da aleyhte eser görürsünüz. Tarihselliği aşmış adamlar. Tartışarak yeni düşünceler geliştiriyorlar. Belli bir döneme çok takılma ve onu tekrara yeltenme halinde tarihi yaşama geriletici olur. Bu kafa yapısının değişmesi gerekiyor.
-Peki devrimler toplum üzerinde nasıl bir etki bırakır? Özellikle de Türkiye’de yaşanan gelişmeleri göz önünde bulundurursak bunu nasıl açıklamak gerekiyor?
Bu bir zorunlu kültür değişimi dönemi, kültür şokudur. Başka türlü değerlendiremezsiniz. Sıradan bir olgu değil devrimler. Böyle işi oluruna bırakan toplumsal değişime bırakan gelişmeler değil. Devlet eliyle zorunlu bir kültürel değişim söz konusu. Siz topluma dersiniz ki ‘o konu iyidir, kendinizi değiştirin.’ Toplum iyi kötüyü görerek zamanla kendisini değiştirir. Devrimler bu tür zamana bırakılan hareketler değil. Devlet eliyle zorunlu kültürel değişim. Değişmeye zorlama. Onun için bir kültür şoku durumunda.
-Devrimler yapılırken, toplumun geri kalma ya da geri bırakılma riski hesaplanmadı mı? Bir gecede dil ve kıyafetler, unvanlar ve birçok şey değiştirildi mesela…
Devrimler sosyal değişim ve kültürel alanı kapsıyor. Bilimsel düşünce üretmeyi kapsamıyor. Pozitivist bir düşünüce ile toplum mühendisliğini ve kültürel değişimi öngörüyor. Bilim üretmeye odaklanmıyor. Onun için devrimleri sosyal değişimin ve kültürel değişimin batılı model olarak zorunlu çalışmaları gibi değerlendirmek doğru olur. Bu tür çalışmaların toplumu ne kadar etkilediği konusu, mevcut duruma bakarak da değerlendirilebilir.
-Günümüzde de hayati öneme haiz meselelerde adım atmayan yönetimlerin ya da siyasi anlayışların özellikle kılık kıyafet ve inanç konusundaki tutumu farklı mı peki?
Bilimsel almanda atılım yapmak izin insanların saç sakal tıraşı ile uğraşmak yerine beyninin içi ile ve özellikle bilimsel düşünceyi geliştirmeyle uğraşılması lazım. Türkiye bu eksikliği gereksiz şeylerle tartışmalı sevdiği için hala göremiyor. Şu an odaklanılması gereken asıl bilimsel düşünceyi üretme, teknolojiyi bundan sonra geliştirecek kafa yapısını üretmektir. İnsanların giyimi kuşamı, tıraşı ile uğraşmak insanları ancak benzeştirir, üstün yapmaz, ilerletmez. Bu çok önemli bor nokta.
-Türkiye bu konuları tartışamadığı için neleri kaybediyor, ya da ne kaybetti?
Bunun tartışılması lazım Türkiye kendi uçağını neden üretemiyor, atom reaktörünü 51 yıldır niye kuramadı. Kendi teknolojisini, sanayisini niçin geliştirmiyor. Kıyafetle uğraşmak daha mı önemli. Tartışmayı istenen tarafa kaydırmak lazım. İsrail çölün altını hep atom reaktörü yaptı. Ama şimdi hala kendi uçağını yapamayan satın aldığı ülkelerin uçaklarının yazılımını bile çözemeyen bir ülke haline gelmişiz. Lüzumsuz, ilerletmeyen, sosyal yapıda yaralar açın tartışmaların bırakılması lazım…
-Peki Türkiye neyi tartışmalı?
Türkiye’nin tartışması gereken, sosyal yapıyı bir birine düşürücü, insanları tartıştırarak ilerlemeyi köreltici işler değil, daha ileriye götürecek, gelişmenin önünü açacak konuların tartışılması, nasılının nicesinin tartışılması gerekiyor. Tanzimat sürecinde Türkiye’ye yerleşen Avrupalı devletlerin her biri kendi localarını kurdu. İngiliz, Fransız, İtalyan, Alman. Türkiye’deki masonluk, hangi locaya bağlı ise o locanın kurucusu olan devlete hizmetle de alakalı.
Engin Kaşdaş-habervaktim.com
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.