Liberalleri hoplatacak yazı

Liberalleri hoplatacak yazı
Herşeyi halk için yaptığını söyleyen, aslında herşeyi halka rağmen yapan tepeden inmeci Kemalist Jakobenlerden AK Parti iktidarı döneminde adım adım kurtuluyoruz derken yeni bir derde düçar olduk.

Akit Ankara Temsilcisi Yener Dönmez, toplantısına katıldıkları DPI’nın terör örgütü PKK ile bağını ortaya çıkarınca cıyak cıyak bağıran Ali Bayramoğlu, Cengiz Çandar, Ahmet İnsel, Mithat Sancar, Ergun Babahan gibi isimlere öyle bir giydirdi ki…

Dönmez, bu isimleri
“Herşeyi halk için yaptığını söyleyen, aslında herşeyi halka rağmen yapan tepeden inmeci Kemalist Jakobenlerden AK Parti iktidarı döneminde adım adım kurtuluyoruz derken yeni bir derde düçar olduk.
Geçmişleri itibariyle hızlı solcu/komünist, an itibariyle ise liberal olduklarını savunan bir zümrenin Post Jakobenizmiyle karşı karşıyayız” diye tarif etti.

Akit Temsilcisi’nin yazısı şöyle:

Kemalist Jakobenler’den kurtulduk derken…


Herşeyi halk için yaptığını söyleyen, aslında herşeyi halka rağmen yapan tepeden inmeci Kemalist Jakobenlerden AK Parti iktidarı döneminde adım adım kurtuluyoruz derken yeni bir derde düçar olduk.

Geçmişleri itibariyle hızlı solcu/komünist, an itibariyle ise liberal olduklarını savunan bir zümrenin Post Jakobenizmiyle karşı karşıyayız.

Türkiye’de sol ve sağ kavramlarının içeriği/kullanılışının nasıl evrensel biçimiyle alakası yoksa; kendine liberal diyen bu ekibin de bu kavramla alakaları pek az…

Türkiye tipi Liberalizmin Jakobenleri diyebileceğimiz bu ekip, halka, iktidar partisine, seçilmişlere, atanmışlara, kısacası kendileri hariç herkese rahatsız edici biçimde tepeden bakıyorlar.

“Yanılmaz akıl” ve “yanılmaz doğrucu” bu Post Jakobenler, istisnasız her konuda kendi fikirleri dışındaki bütün fikirleri, çıkışları, yorumları aşağılıyor ve organize biçimde üzerine giderek, daha çıktığı an mahkum etmeye çalışıyorlar.
Kendisi gibi düşünmeyen Başbakan’a “çapsız”, kendisi gibi düşünmeyen İçişleri Bakanı’na “kereste”, kendisi gibi düşünmeyen bir gazeteciye ise “Düşük zeka, zibidi, lağımcı, ahlaksız, pislik” gibi ifadeler kullanabiliyorlar.
Bu yanılmaz akıl sahibi yüceler yücesi, her şeyi çözmüş, nirvanaya ulaşmış ekip; kendileri için düşünce özgürlüğünden dem vururken, kimi zaman organize yazılarla üzerine giderek, kimi zaman küfür ve ağır hakaretlerle kendilerini eleştirme potansiyeli olan her kesi susturdu.

Karanlık Oda Tv’nin çeşitli gazetelere yerleştirdiği elemanlarıyla uyguladığı bu sistemden herkes yıllarca illallah etmişti.

Organize saldırı ve küfre göğüs germeyi göze alamayan hemen herkes Oda TV karşısında yıllarca yutkunmak durumunda kaldı.

Başbakan Erdoğan’ın “Mikserler” dediği bu Post Jakobenler, Karanlık Oda’nın aynı taktiğini takır takır uyguluyorlar.

Onları ve temsil ettikleri “yanılmaz aklı” eleştirmek kimin ne haddineydi…
Ama Kasımpaşalı biri çıktı, “Bir dakika” deyi verdi.

“Herşeyin doğrusunu siz mi biliyorsunuz”la devam eden bu çıkış, ayarlarını bozunca ikinci aşamaya geçtiler ve “çapsız” hakaretine varan küfür sürecini başlattılar.

Benim gibi Nevşehir’in Yakatarla köyünde doğup büyümüş, hasbel kader ülke meselelerini araştıran, gazetecilik yapmaya çalışan biri de çıkıp, bu isimleri “dürüst olmaya”, şeffaf görünmeye çağırıp, çevirdikleri dolapları gazetecilik çerçevesinde ortaya çıkarmaya gayret edince karşılaşacağı küfür daha katmerli olacaktı elbette.

Ana avrat seviyesine inmeye ramak kalan küfürlerle üzerime geliyorlar lakin bu sefer papuç pahalı.

Organize biçimde 7-8 yazar ve bir o kadar küfür dolu yazıyla karşımızdalar.
Yazıların omurgası, mantığı, dizilimi, hakareti, küfrü, seviyesi, suçlamaları bire bir aynı…
Tıpkı 312 general gibiler…


Zahmet edip tek tek yazacaklarına, ortak bir metin kaleme alıp köşelerinde bassalarmış daha pratik olurmuş.

312 generalin tıpa tıp dilekçelerle Akit’i yok etmek için yaptıkları gibi…
312 generalin baskısına dünyada hiçbir gazete dayanamazdı.
Dayanak noktamız İnancımız ve Milletimiz olduğu için yıkılmadık.

Yoksa gördüğümüz baskı dayanılacak gibi değildi.

Post Jakobenlerin, bizi 28 Şubat’la vurmaya çalışmalarına bu sebeple gülüyorum.

Akit’in patronlarını bırakın, ofis boyunun 28 Şubat’ta gördüğü baskı sizin “yaşadık” dediklerinizin mislisine denk düşer.

Hakaretlere gelince; Üslub-u beyan ayniyle insandır…

Bana “lağımcı” diye sövene, “sen lağımdakiysen ben ne yapayım” diye cevap verip onun seviyesine inemem.


Bu arkadaşların kullandıkları küfür sözcükleriyle “hal”lerini ifşa etmelerini ibretle seyredip, “Akıbetimi hayreyle Rabbim” demekten ötesini yapamam.
Lakin hiç kimse eleştirilmez, dokunulmaz ve mutlak doğruların temsilcisi değil; yaptıklarının ve yapacaklarının üzerine şerlerinden korkmadan gittim ve gideceğim.

Konunun teknik detaylarına tekraren girmeyeceğim.
İlgilenenler hem gazetemizden hem de internetten yapılan haberlerle gerçeği gördüler.

KHRP Onursal Başkanı Lord Eric Avbury’nin kim olduğunu, neden Türkiye’ye girişinin yasaklandığını, KHRP ve DPI’nin içindeki İngilizlerin ve Kerim Yıldız’ın geçmişleri/bağlantıları vs…

Buradaki asıl mesele gizli kapaklı iş yapma meselesi…

PKK’nın toplantısına katılmayı bırakın, Kandil’e gidip PKK liderleriyle sarmaş dolaş fotoğraf çektiren, yemek yiyen, sesi olan gazeteci/yazarlar var.
Ama açık açık yapıyorlar.

Sorun Post Jakobenlerin, PKK toplantısını başka kılıfa sokmaları, gizli kapaklı iş yapmaları. Beni irite eden bu…

Emre Aköz, “masal anlatmayın” demişti bunlara.

Zaten DPI konusunu ilk kez duyup, bir kenara not etmem Emre Aköz’ün yazısıyla olmuştu.

Aköz, 29 Temmuz 2011 tarihli yazısına “James Bond'un ülkesinde neler konuşuldu?” başlığını koyup İngiliz İstihbaratını ima etmiş ve yazısını “Var olamayan bir düşünce kuruluşu, 16 kalburüstü şahsiyeti, Britanya'da ağırladı. Bence telaşa mahal yok: Kraliçe'nin hizmetindekiler davet etmiştir. Yani arkadaşlarımız emin ellerde.” cümleleriyle bitirerek DPI’nin arkasında Kraliyet’in olduğunu açıkça yazmıştı.

Aylar sonra 1 Aralık 2011 tarihli yazısında ise DPI’nin arkasında PKK’nın bulunduğunu açıkça yazmış ve “Bize Masal Anlatmayın” başlığını kullanarak aynı noktaya dikkat çekerek;
“Ben siyasetçiler, entelektüeller, gazeteciler Kürt ulusalcılarıyla ve PKK'yla görüşmesin demiyorum… Democratic Progress Institute masalları anlatmasınlar! Ya gerçeği söylesinler ya da görüşmeleri gizli tutsunlar.” demişti.

Gizlilik bir gazetecinin dikkatini çeker.
Perde önünde hoş söylemler olsa da perde arkasında DPI son derece karışık ilişkiler ağına sahip ve gazetecilik çerçevesinde üzerine gitmeye değer.
Değdiğini, Jakoben Liberallerin ağız dolusu küfürlerinden anlıyorum.

Tam da nasırlarına basmışım…

Bizim tek küfür/hakaret içermeyen haberlerimizi “nezaketten oldukça yoksun” diye niteleyen Hilal Kaplan’ın, yukarıda örnekler verdiğim galiz küfürleri hangi “nezaket terazisinde” tarttığını da merak ediyorum.

Eleanor Johnson’un DPI adına yaptığı açıklamadaki argümanların doğruluğunu araştırma zahmetine girmeden, aynen köşesine taşıyan Kaplan’dan alacağım bir gazetecilik dersi yok.

Azıcık gazetecilik yapmak istiyorsa, paranın izini sürsün.

Bu kadar uluslar arası toplantı yapan, insanları İngiltere gibi pahalı bir ülkede günlerce ağırlayan DPI’yi kimin finanse ettiğine ve neden finanse ettiğine odaklansın.

Tarihte ve günümüzde İngiltere’nin Ortadoğu’da ve coğrafyamızda yaptıkları ve yapmakta olduklarına azıcık vakıf bir gazeteci, içinde bu kadar karanlık İngiliz tip olan KHRP ve DPI gibi kuruluşların masum olduğuna nasıl inanır?..
Gördüklerim, araştırdıklarım, karşıma çıkan isimler ve onların bağlantıları bana KHRP’nin de DPI’nin de masum olmadığını söylüyor.

Toplantıya katılanların çoğunun niyeti halistir.

Küfreden isimler hariç…
Onları bam tellerinden yakaladığım açık.

Başbakanımızın “Müzik Kutusu” tabirine uyan Ergun Babahan ise ayrı bir faslın konusu.

28 Şubat’ta biz linç edilirken o jetonunu atan cuntanın borazanıydı.
Aydın Doğan jeton atmayınca yalvar yakar kendine başka jetoncu buldu şimdilik.

Aslında patronla konuşsam da birkaç jeton da biz mi atsak ne?
Hayrımız olur…


HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.