"Adı konulmamış bir dünya savaşı yaşanıyor"
İstanbul World Political Forum'un (Dünya Politika Forumu) bu yıl 17-18 Mayıs'ta ikincisi düzenleniyor. Bu yıl Türkiye'den 12 bakanın katılacağı Forum dünyanın dört bir yanındaki 56 ülkeden 200 konuşmacı 300 temsilciyle gerçekleştirilecek. İlki geçen yıl yapılmış ve çok ses getirmişti. Davos'a alternatif gibi gösterilmeye çalışılsa da bambaşka bir organizasyon! İstanbul World Political Forum'un Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Eyüp Özgüç ile 'yeni ve adil bir dünya düzeni'ni konuştuk...
TÜRKİYE'NİN DIŞARIDAKİ ALGISI 'DENİZ, KUM, GÜNEŞ' İLE SINIRLI
Organizasyonunuzu Davos'a benzetenler var ama ben benzetmenin çok da doğru olmayacağına inanıyorum...
Kesinlikle biz de aynı kanaatteyiz...
Bu Forum, Türkiye için neden önemli, getirisi ne olacak? Önce organizasyon hakkında kısa bir bilgi paylaşır mısınız? Örneğin katılımcıları hangi kriterlere göre seçiyorsunuz?
İstanbul World Political Forum sizin de ifade ettiğiniz gibi bu yıl ikincisi düzenleniyor... Katılımcıları belirlerken öncelikle insanların görüşlerini ve konuşmasını dinlemek istediği insanları çağırıyoruz. Kurumları en derinlemesine ve içtenlikle konuşabilecek insanları davet ediyoruz. Ve biz herhangi bir uluslararası meselenin, tamamen tarafsızca ve bu konuda söz söylemesi gereken insanların bir arada bulunduğu oturumlar düzenliyoruz.
Türkiye ne katacak kısmına gelince; Türkiye hem dünyada hem bölgede yükselen bir değer. Ama tanınma açısından bakıldığı zaman genel algısı "deniz, güneş ve kum" ile sınırlı.. Son dönemde bunu destekleyen bir trend var: "Türkiye uluslararası politikada da söz sahibi hem bölgesini hem dünyayı etkileyen bir ülke olma yolunda..." İşte bu tür bir süreci bu tip etkinliklerle platformlarla desteklemek gerektiğini düşünüyoruz. Böyle bir etkinliğin tüm dünya için de bir gereklilik olduğuna inanıyoruz.
KONUKLARI SEÇERKEN HANGİ KRİTERLERE BAKILIYOR?
Konuk seçimlerini yaparken insanlara soruyoruz dediğiniz kesimler kimler? Ekonomi dünyası, siyaset dünyası gibi mi yoksa daha farklı bir kriter mi var?
Aslında siyaset her şeyi kaplayan bir alan ekonomi de bunun içerisinde, uluslararası ilişkiler de, toplumsak olaylar da içinde... Doğal sonucu olarak da tüm dünyada hükümet temsilcileri de oluyor. 56 ülkeden 200 konuşmacı 300 temsilci var. İşadamları, akademisyenler, kanaat önderleri, dini liderler, iş adamları, iş kadınları yer alıyor. Böyle bir profil çıkıyor ortaya yani karar vericiler...
YENİ VE ADİL BİR DÜNYA DÜZENİ HAYAL Mİ?
Gelelim Forum'un ana konusuna 'Yeni ve adil bir dünya düzeni!' Küresel kriz dönemlerinde bu söylem ön plana çıkmıştı. Kapitalizmin çöküşü, ahlaki düzeni tartışıldı. Adil bir dünya düzeni herkesin istediği bir şey! Peki bu bir ütopya mı, gerçekleşmesi mümkün mü?
Gerçekleşmesi gerekir... Eğer dünyada gelişmişlik düzeyi bu seviyedeyse, insanlar sorun üretmekten ziyade, çözüm üretmek üzerine odaklanırsa 'Yeni ve adil bir dünya düzenine' kavuşuruz en azından yaklaşırız... Hiç yoksa bazı adaletsizlikleri giderebiliriz.
Söylemek istediğim dünyada belli egemen güçlerin ve güç odaklarının hem ekonomik hem de siyasi olarak artık güçlerini belli merkezlerle paylaşma zorunluluğu var... Bu da dünyanın geri kalanı... Çünkü Afrika'da ciddi bir problem varsa bütün dünyaya sirayet edecek sorunlar çıkarabiliyor.
Ortadoğu'daki hareketler bütün dünyayı etkileyebiliyor. Eğer biz dünyaya daha iyi bir yönetim modeli sunamazsak büyük sorunlar ile baş edemeyiz... 50-60 sene öncesinin kurallları ve yönetim mantığı ile uluslararası kurumlarıyla, organizasyonları dünya düzenini yürütmemiz mümkün değil. Bu tür yapılar yeni dünyanın taleplerini karşılayamıyor.
Dünyada Brezilya, Çin, Hindistan, Türkiye, Rusya ve Arap Ülkeleri gibi yükselen başka değerler var. Bu ülkelerin de görüşlerinin ve halklarının dikkate alındığı yeni bir model geliyor. İşte bu modele yaklaşmak için ana tema yeni bir dünya kurmak.
Geçen yılki tema ise değişimdi... Değişim temasını kullandığımız zaman henüz dünyada bir değişim süreci de başlamamıştı. Ama Forum başladığında Ortadoğu'da Arap Baharı başlamıştı.. Bu sene de bütün çevreleri ile, temaları ile yeni bir dünya kurmak temalarını ele alacağız. Artık yeni bir dünya kurmak zamanı gelmiştir diye düşünüyoruz.
AB BU ŞEKİLDE DEVAM EDEMEZ KAPİTALİZM YÖN DEĞİŞTİRMELİ
Küresel kriz başta ABD ve Avrupa olmak üzere bütün dünyayı etkiledi. 1929 Buhranı'ndan sonra yaşanan en büyük krizi olarak nitelendiriliyor. Avrupa Birliği'nin ve para birimi Avro'nun geleceğini nasıl okumak gerekiyor? Bugün Yunanistan, İspanya gibi ülkeler tartışılıyor.Fransa'da 17 yıl sonra sosyalist bir lider iktidara geldi... Bu gelişmeleri hangi perspektifle değerlendirmeli?
Son 4 yılı aşkın bir süredir dünyada ciddi bir ekonomik dalgalanma var. Bazen krizin en sert etkilerini yaşıyor, bazen de tünelin ucundaki ışığı görüyoruz. Ekonomik krizden bölgesel bahsetme imkanı kalmadı. Amerika'da Avrupa'da ve yoğunluklu olarak gelişmiş ülkelerde yaşanan bir krizden bahsediyoruz, yoksul ülkelerin krizinden değil!
Daha çok dünya ekonomisine entegre olmuş ülkelerden bahsediyoruz. Artık AB bu şekilde devam edemez... Sonsuz bir harcama, borçlanma kabiliyeti ve bu lüks kimsede yok. AB de kendi mali disiplinini oluşturmak zorunda, kaydi paradan vazgeçmek zorunda..
ABD de para basıp dünyayı dolarize etmekten vazgeçmek zorunda... Türev piyasaları dediğimiz ürünler, yani tarlada 5 lira olan domatesin internet piyasalarında 25 lira olması çok akla ve mantığa uygun değil.
Dolayısıyla AB kendi mali ve harcama disiplinini oluşturmak ve kazandığı kadar harcamak zorunda. Çünkü dünyanın borç stoku para stokunun kat kat üstünde! Demek ki kapitalizm yön değiştirmeli, ürettiğimiz kadar harcamalı ve tüketmeliyiz...
AB'NİN EN TEMEL PROJELERİ ÇÖKTÜ
AB sadece bir ekonomik güç değil aynı zamanda siyasal denge unsuru! Dünyadaki güç dengeleri, AB'nin dağılmasına müsaade ederler mi?
ABD bu ülkede süper güç bunu kabul etmek lazım... ABD Avrupa ve Japonya ile birlikte dünya ekonomisini, politiğini yöneten bir süreci var! ABD her şeyden önce lider ülke konumunu devam ettirecektir. Ama bu süreçte Japonya'nın yanına Çin'i, AB'nin yanına Türkiye'yi de katmak zorunda... Rusya, Brezilya ve Hindistan'ı katmak zorunda! Artık daha fazla karar vericinin masa etrafında oturduğu dönemden bahsetmek gerekir.
AB her şeyden önce siyasi bir merkez ama karar alma mekanizmalarının da iyileştirilmesi gerekiyor. Hantal yapıdan kurtulması gerekiyor. AB'nin çok temel projeleri, para birliği projesi gibi, ekonolojik dünya için korbon salınımı gibi projeleri çöktü tam olarak hayata geçemedi.
Ekonomik büyümesi sıkıntıya girdi, yeni üye alamaz hatta üyelerini absorve edemez duruma geldi. Dolayısıyla bu güç merkezleri mutlaka gücünü paylaşmak zorunda ve yeni güç merkezlerinin de yeni bir yönetim ve yeni bir uzlaşma zemini bulması gerekiyor...
Fransa'daki sosyalist iktidar ve Avrupa'da esen sol ya da sağ radikal rüzgarlar yeni bir başlangıç olarak mı algılanmalı?
Yönetim ve gidişattan çok memnun olmazsa toplumlar kendi yönetimlerini değiştirirler... Devam eden süreç içerisinde çok ciddi değişim talebi var. Buna benzer Yunanistan'da milliyetçiler ciddi manada güç kazandılar. Diğer ülkelerde aşırı sağ da sol da güç kazanıyor.
AB biraz radikalleşiyor. Bunun nedeni de kriz zamanlarında insanlar genel olarak radikalleşirler. Bu radikalleşme mutlaka yeni bir uzlaşma zeminin ortaya koyacaktır. Bu değişimleri bu minvalde yorumlamak lazım!
ABD'Yİ TANIYORUZ AMA ÇİN'İ TANIMIYORUZ BU YÜZDEN KORKUTUYOR
ABD'nin parası dolar dünyada rezerv para dediğimiz para birimi. Kriz döneminde ABD'nin gerçekleştirdiği parasal genişlemeler var. Dolar bollaştıkça değeri düşüyor ve ABD'de süper güç olmaktan çıkıyor denilebilir... Yükselen değer, süper güç olmaya aday Çin gibi ülkeler var... Bunu nasıl algılıyorsunuz?
Bu ne kadar iyi bir şey açıkcası bilmiyorum. Biz Çin'in dünya politikalarını, ekonomi politikalarını bilmiyoruz, tüm dünyanın da bilmediğini düşünüyorum. ABD tanınan ve bilinen bir güç. Belli kurumları ve devlet geleneği oluşmuş bir uluslararası bir süper güç! ABD'yi tanıyoruz ama Çin'i tanımıyoruz. Dünya politikalarını bilmiyoruz.
Açıkcası ABD'nin yerine yeni bir süper güç oluşması ne kadar iyi bilemiyorum. Türkiye özelinde bakıldığında ABD ile köklü bir geçmişi, ilişkileri, gelecek perspektifi, stratejik partnerliği var. Bu açıdan bakıldığın yeni formülasyonu iyi okumamız gerektiğini düşünüyorum ama aynı zamanda ABD de liderliğini sürdürürken bu yeni karar vericilerle aynı masaya oturup yönetim sürecini paylaşması gerektiğini düşüyorum...
Yani Çin'in bilinmezliği bir bakıma risk diyorsunuz...
Bilinmemesi her zaman risktir...
BAZI ÜLKELER BÜYÜYOR AMA PASTA BÜYÜMÜYOR
Dünya krizde ama BRIC dediğimiz Brezilya,Rusya, Hindistan, Çin ve Türkiye gibi ülkelerin bir yükselişi söz konusu... Yeni dünya düzeninin yeni oyuncuları olarak kabul etmek gerekir bu ülkeleri! Güç dengelerini de etkiliyorlar... Bir dönem hatırlarsanız dünyanın ekseni doğuya kayıyor tartışmaları vardı. Görünürde eksenin doğruya kayması söz konusu... Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz, öngörüleriniz neler?
Birilerinin büyümesi ve yükselmesi her zaman diğerlerinin aleyhine gerçekleşiyor. Ama önemli olan bu dünyanın aleyhine gelişmesin! Genel dünyanın ekonomik istikrarını bozmasın, doğal sürecinde gelişsin ve çok keskin iniş çıkışlar yapmasın, asıl bunu sağlamak gerekiyor. Elbette bazı ekonomiler gelişirken pastadan bir pay alıyor. Bunların refahı artıyorsa başka ülkelerin payı azalacak anlamına gelir. BRIC ülkelerini ticareti gerçekleşiyorsa bu diğer ülkelerden pay alarak gerçekleşiyor. Dünyada bir büyüme var ama bu ülkelerin büyümelerinin ötesinde bir büyüme...
Büyüme var ama pasta büyümüyor diyorsunuz....
Birileri büyürken diğerleri küçülüyor. Oranlara bakıldığında küçüldüm diyen ülke yok gibi ama büyüyemediklerini söylüyorlar ama büyüyen bir takım ülkeler var ki dünya büyümesinin üzerinde burada negatiflerin büyüyenlerin olması gerekiyor. Bu gerçeği de iyi okumak lazım, başında da söyledim bütün dünyayı kucaklayan biçimde yeni bir dünya düzeni gerekli... Bazıları bunu tek dünya hükümetinden bahsediyormuşum gibi algılayabilir ama o mantıkta hareket edecek uluslararası işbirliklerine ihtiyaç var.
KAPİTALİZM BÖYLE DEVAM EDEMEZ
Kapitalizmin krizden bahsediliyor. Bir tarafta aç bir tarafta obez insanlar var. Kapitalizmin temel taşları çöktü denebilir mi?
Kapitalizm böyle devam edemez...
Gelecekte bizi bekleyen yeni ekonomik sistem var mıdır varsa öngörünüz nedir?
Kapitalizm böyle devam edemez...Kapitalizm de neticede insan ürünü bir sistem. Ama kapitalizmin aşırı kar hırslarını bu dünyanın karşılayamadığı kanaatindeyim. Genel olarak bakıldığı zaman dünya nüfusunu doyurabilecek kaynaklarımız var.
Bu dünya tüm insanlığım temel ihtiyaçlarını karşılayacağı kadar yeterli ama herkesin hırslarını karşılayabilecek kadar yeterli değil. Dolayısıyla bu hırsların törpülenmesi ve kar maksimizasyonunun, türev piyasalarının ciddi anlamda kontrol altına alınması gerekiyor.
Tarlada 10 dolar olan pamuk türev piyasalarda 110 dolara satılıyorsa bu birilerinin cebine ciddi anlamda kar aktarılıyor demektir. O halde ne yapmak lazım derseniz? Ekonomiyi yöneten otoritelerin, özellikle devlet mekanizmaları ve uluslararası G20 gibi örgütlerin bu kar maksimizasyonuna kendi içlerinde çok ciddi olarak 'dur' demeleri, sınırlar getirmeleri gerekiyor.
Kapitalizm bir insan ürünü ise bunun sorununu da çözecek insandır! Bu yaklaşımla sorunların çözülebileceği kanaatindeyim. Ülkeler şunun farkına varmalı: Kendi ülkelerinde yerleşik kurumlar, ekonomik birimler aşırı kar bilinciyle hareket ettikleri zaman o ülke aslında uzun vadede zenginleşmeyecek, şu an yaşadığımız gibi bir kriz , genel yıpranma yaşayacağız...
ADI KONULMAMIŞ BİR DÜNYA SAVAŞI VAR
Asya kaplanlarından bahsettik ama Asya özelin de bir de Rusya var... Çökmüş bir ülke olan Rusya bugün enerji kaynakları ve politikaları (Güney Akım, Nabucco gibi) sayesinde yeniden güç unsuru haline geldi. Bir tarafta Çin-İran-Rusya kamplaşması diğer tarafta ABD ve müttefikleri var... Dünya nereye gidiyor? Ufukta yeni bir dünya savaşı mı var?
Aslına bakarsanız adı konulmamış yeni bir dünya savaşı yaşıyoruz güç mücadelesi anlamında... Hiçbir şey tesadüf değil. Ne Ortadoğu, ne Asya'daki güç mücadelesi ne de Afrika'daki etkinlik mücadelesi birbirinden bağımsız değil. Neticede Afrika'da, Latin Amerika'da (Amerika'nın arka bahçesi) faaliyet gösteren Çin bu planlarını ve dış yardımlarını ABD'nin çok üzerine taşımış vaziyette. Neredeyse bütün bölgelerde Çin var. Bu faaliyetlerin sayısı ve istatistiği ABD'nin alışageldiğimiz faaliyetlerinden çok daha önde!
Rusya'dan bahsettiniz. Rusya ekonomik olarak giderek güçlenen bir profil sergiliyor bunun sebebi de enerji fiyatları! Enerji kartı aynı zamanda Rusya için bir dış politika kartı. Bu da çok doğal ve yadırganacak bir durum yok. Rusya'ya genel olarak baktığımda konumunu "Dünyanın enerji koridorlarına hakim olan etki eden bu düzlemde dış politikasını şekillendiren bir ülke" olarak değerlendiriyorum. Bu çerçevede Çin de, Amerika da Rusya ile işbirliği yapmak istiyor. Burada Rusya'nın rolü çok belirleyici bir konumda ama Rusya uzun yıllar bir devlet geleneğine sahip bir ülke neticede çok sapmaları olmayan bir yer bu da dünya için bir şans...
Yani, Çin kadar olmasa da Rusya da potansiyel bir süper güç diyorsunuz...
Rusya önemli bir güç olarak konumunu sürdürecektir diye düşünüyorum...
ARAP BAHARI ORTADOĞU'DA TUTMADI DEMEK İÇİN ERKEN
Ortadoğu'da Arap Baharı yaşanıyor ve diktatörlere karşı yapıldığı vurgulanıyor, halkların özgürlük istemine referans veriliyor. Ama Suriye sanki bu süreç biraz daha tıkandı! "Arap Baharı, Ortadoğu'da tutmadı!" diyebilir miyiz?
Bunu söylemek için henüz çok erken! Aslına bakarsanız Arap Baharı değişimin ve yeni sürecin habercisi! Sadece Arap baharı derken Ortadoğu ile ilgili bir süreçten bahsetmiyorum. Dünyadaki bütün dengeleri yeniden yapılandıracak, kartları yeniden dağıtacak yapıdan bahsediyorum. Çünkü Ortadoğu'da dünya ekonomisini çok yakından ilgilendiren petrol var. Dolayısıyla Ortadoğu'daki her mesele bütün dünyanın meselesi anlamına gelir!
Çoğu kimse 'Arap Baharı bölge gençlerinin çıkardığı bir süreç mi yoksa dünyadaki başka güçlerin yönlendirdiği bir olay mıdır'ı tartışıyor! Bence yüzde yüz bir tanımalama yapamazsınız ama Ortadoğu'da özgürlük ve demokrasi taleplerinin bir sonucu ama bu talepler sokağa döküldükten sonra tabi ki süreçten etkilenenler dahil olmak ve yönlendirmek isteyeceklerdir diye düşünüyorum. Demokrasi için yeter mi, diye sorarsanız yeterli görmüyoruz ama zaman bize sonucunu gösterecek...
Sonuç olarak bu sürecin devam edeceğini henüz sonuçların görülmediği arkasında halkın isteğinin yanı sıra başka güçlerin olduğunu belirtiyorsunuz...
Yani bu çok doğal bir şey başkalarının dahil olup yönlendirmeye çalışması ama Arap Baharı'nı tamamen simule edilmiş, uyarılmış harekettir demek haksızlık olur. Bu oradaki Arap Baharı gençlerine, demokrasi ve özgürlük isteyenleri ahmak yerine koymak olur. Bu da doğru bir yaklaşım olmaz...
SEÇİM SONUCU SURİYE AÇISINDAN NASIL OKUNMALI?
Suriye'de bir seçim gerçekleşti malumunuz.. İktidara büyük güven duyulduğu gibi sonuçlar ortaya çıktı. Seçime katılan çok sayıda partinin büyük kısmı iktidar yanlısı idi. Seçim sonucunu Suriye açısından nasıl görüyorsunuz?
Suriye meselesi uzun süredir bir iç mesele olmaktan çıktı. Bunu seçim sonucu ile değerlendirmek yerinde bir yaklaşım olmaz. Elbette uzun yıllardır süren bir parti yönetimi var, halk desteğini almak bunu tek başına legalize etmez. Seçim yaptığınız sistem de seçimin ne kadar sağlıklı olduğunu gösterir dolayısıyla seçim ancak demokrasi kültürüne sahip yerlerde bir anlam ifade eder.
Ama derseniz ki "Orada bir iktidar 50 yıldır sürüyor" orada demokrasi anlamına gelmez. Yanılmıyorsam Hüsnü Mübarek devrilmeden birkaç yıl önce yanılmıyorsam seçimi yüzde 90 ile kazanmıştı. Bu, orada demokrasi olduğu anlamına da gelmedi. Dolayısıyla Suriye'deki seçim sonucunu değerlendirmenin bize çok fazla veri sağlayacağını kanaat etmiyorum...
YAZILIM DEVRİMİ ÇAĞINDAYIZ
Sosyal Medya konusuna da değinelim! Enformasyon ve dezenformasyonun dünyaya rahatça yayılabildiği bir ortamdayız. İnsanlar tüm dünya ile haberleşme imkanına sahip. Facebooki Twitter devrimleri gerçekleşiyor... Sizce dünyamızı bundan sonra yeni 'Yazılım Devrimleri' bekliyor diyebilir miyiz?
Aslında bu sürecin içerisindeyiz. Bilginin paylaşımı ve ulaşımı çok hızlandı. Ağlar üzerinden insanların örgütlenmesi kendi kanaatlerini paylaşması artık dakikalarla sınırlı. Artık zaman birimleri, yıllarla, aylarla, günlerle ölçülmüyor dakikalarla ölçülüyor.
Bu hem dünyanın hızını hem de örgütlenme hızını artırdı. Öncesinde bu hareketlerin örgütlenmesi için yıllar boyu çalışmaların yapılması gerekiyordu. Şimdi insanlar çok kısa süre içerisinde görüşlerini paylaşıp belli yer ve noktalarda bir araya gelebiliyorlar...
Bunun iyi de kötü de tarafı var. Çünkü bu tür sosyal mecralar bilginin doğruluğunun da çok kontrol edilemediği alanlar... Ne kadar güvenilirler, ona da şüphe ile bakmamız gerekecek. Ama ortada bir gerçeklik var dünyayı değiştiriyorlar.
Başlangıçta bütün dünya, medya kuruluşları bile çok kayıtsız kaldı ama artık bu gerçekle yüz yüzeler... Artık yönetim süreçlerinde en önemli etken insanların kanaatleri, görüşleri oldu. Çünkü onların da artık kendi görüşlerini dile getireceği bir takım platformlar var...
DÜNYAYI YÖNETENLERİN İŞİ ÇOK DAHA ZOR
Peki bu süreç politika üretenler adına sıkıntı yaratmayacak mı? İnsanlara ortak ya da merkezi değerlerin oluşturulması anlamında bir sıkıntıya neden olmayacak mı? Yani yönetilebilirlik nereye kadar sürebilecek?
Dünyayı yönetenleri işi artık çok daha zor. Bu sadece benim değil evrensel bir kanaat! Dünyayı yönetmek eskisi kadar kolay değil. Eskiden bir karar alıp uyguluyordunuz geçiyordu. Ama bugün bunu sizin kararlarınız takip edenlerle paylaşıp onlara onaylattırmadıysanız ciddi bir problemle karşı karşıyasınız! Bir de artık herkes her şeyi biliyor. Bu karar süreçlerinde ciddi bir değişime yol açacaktır. Bunun örneklerini de görüyoruz. Artık liderlerin hepsinin sosyal medya hesapları var ve kendi görüşlerini de orada paylaşıyorlar. Paylaşıma açık alanlarda söylediklerinin cevabını anında alabiliyorlar.
Aslında bir geri besleme süreci 'feedback'...
Evet bir feed back süreci aslında bir bakıma iyi bir şey! Neticede gün içerisinde çok şeyi paylaşıyorsun, orada bir kitleniz oluşuyor ya da görüşlerinize katılamayanlar cevabını veriyor. Bu da liderlerin işini bir anlamda kolaylaştırıyor diğer anlamda zorlaştırıyor.
"KOMŞULARLA SIFIR SORUN" POLİTİKASI BİTMEDİ KOMŞULAR DEĞİŞTİ
Dünya eksenli konuştuk ama Türkiye eksenli olarak da dış politikaya dair bir dönem 'sıfır sorun' söylemi vardı, ama Ortadoğu'daki durum da ortada... Türkiye dış politikası açısından yeni bir döneme mi girdik?
Sanki bu sadece Türkiye'de olmuş gibi anlaşılıyor ama dünyada Ortadoğu ile anlaşabilen ülke kaldı mı? Yüzde yüz mutabık bir ülke kaldı mı? Bu tamamen Ortadoğu'daki değişimden kaynaklanıyor. Büyük ülkeler çok çabuk politika değiştirmezler bu ülkelerin sevdaları büyük olur... Küçük ülke her gün bir sevda peşine düşer. Dolayısıyla bunda çok garipsenecek bir durum olmadığını düşünüyorum.
Siz durduğunuz yerde duruyorsanız ama bulunduğunuz yerde bir değişim varsa bunun sorumlusu da siz değilsinizdir... Ama sadece Türkiye Ortadoğu'da sorun yaşıyormuş gibi bir durum da yanlış olur. ABD de , Avrupa Birliği de, Çin de, Rusya da aynı problemi yaşıyor. Dolayısıyla burada Ortadoğu'daki değişim sadece Türkiye'nin değil tüm dünyanın diyaloglarını etkiledi. Bunu gayet normal karşılıyorum ve korkulacak bir durum olmadığına inanıyorum...
Yani Türkiye'nin dış politikası değişmedi, muhatapların tavırları değişti...
Evet muhatapların tavırları değişti, bunun da kimse aksini iddia edemez!
NASIL BİR DÜNYA HAYALİ VAR?
Son sorum da İstanbul World Political Forum'un yönetim kurulu başkanı olarak sizin nasıl bir dünya hayaliniz var?
Benim hayalimdeki dünyada uluslararası ilişkiler, bir insanın kendi ölçeğinkinden farklı değil... Bizim özel yaşamımızda bir Allah inancı var. Başkası başka şeye inanabilir, doğaya, evrime inanabilir ama neticede herkesin inandığı bir adalet sistemi var. Bu adalet sisteminde yaptığınız kötü şey sizi bulur. Bu yüzden de kötülük etmekten kaçınırız.
Küresel manada da, uluslararası ilişkilerde bu bilinci yerleştirirsek yani doğru kararlar almadığımız zaman bunun en nihayetinde gelip bizi bulacağının farkına varırsak dünya daha iyi bir dünya olur... Dolayısıyla benim dünya hayalim; birbirimizi daha iyi anladığımız daha iyi empati yaptığımız ve uluslararası ilişkilerde kendimizin olduğu kadar başkasının da haklarını koruduğumuz bir dünya!
HABER7/ Hakan Göksel
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.