Medya İsrail taşeronu
Ergenekon Terör Örgütü davasında tanık olarak dinlenen Emniyet İstihbarat Dairesi Eski Başkanvekili Bülent Orakoğlu, görev yaptığı dönemde yaşanan olayların perde arkasına ilişkin çarpıcı ifşaatlarda bulundu. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Ergenekon Terör Örgütü davasının 187. duruşmasında konuşan Bülent Orakoğlu, MOSSAD’ın, 28 Şubat sürecinde sermaye ve medyayı borçlandırarak bu iki kesimi ele geçirdiğini anlattı. Orakoğlu, “Sermaye ve medya, İsrail çıkarına çalıştırılıyordu” dedi.
MOSSAD MEDYAYI
BORÇLANDIRIP KULLANDI
MOSSAD tarafından, sermaye ve medyanın borçlandırılarak ele geçirildiğini anlatan Orakoğlu, “Sermaye ve medya, İsrail çıkarına çalıştırılıyordu” gibi keskin bir cümle kullandı. Nesim Malki’yi öldürenlerin de parasının üzerine yattıklarını sandıklarını belirten Orakoğlu, “İstihbarat Daire başkanıyken bu cinayeti araştırmak için Bursa’ya bir ekip gönderdim. 28 Şubat süreciydi, çok sıkıntılı bir dönemdi. MOSSAD her ülkedeki Yahudi işadamlarını çok iyi kullanıyor. Bu kişiler üzerinden kayıt dışı kara parayı yönlendiriyor. Malki öldürülünce, üzerine kayıtlı çok büyük miktarlarda paralar ortaya çıktı. Bu para öyle böyle bir para değildi. Birçok kişinin ona borcu vardı. Sadece bir kişinin borcu 3,5 milyon dolardı” diye konuştu.
BANKALAR DA AYNI YÖNTEMLE BATIRILDI
28 Şubat sürecinde içi boşaltılan bankalardan da bahseden Orakoğlu, “Bu bankalar da aynı yöntemle boşaltıldı. Onu öldürenler bu paralara da konacaklarını sandılar ama paraların MOSSAD’a ait olduğu ortaya çıktı. Malki ölünce MOSSAD paralarını Türkiye’den çekti. Cavit Çağlar’ın İnter Bank’ı böyle boşaldı. İçi boşalan bankalar bu şekilde krizin çıkmasına yol açtı. Jak Kamhi ve Üzeyir Garih cinayetleri de var. Böyle bir operasyon yapılırken devletin MİT gibi istihbarat örgütleri bu işe el atmadı. Bu normal değildi” dedi.
“NESİM MALKİ CİNAYETİNİ
ARAŞTIRIYORDUK, GÖREVDEN ALINDIK”
Bülent Orakoğlu, 28 Şubat sürecinde ordu içinde PKK ile görüşen bir grubu tespit ettiklerini aktardı. Nesim Malki cinayetinin ise dış güçlerin de içinde olduğu bir cinayet gibi göründüğünü belirten Orakoğlu, “O dönem Bursa’ya bu konuyu araştırmak için bir ekip gönderdim. Sadece kahveleri gezdiler. Şükrü Elverdi, Burhanettin ve Mahmet Sümbül isimlerine ulaştılar. Erol Evcil’in yanında da emniyetten ayrılma Yusuf İnan isimli biri çalışıyordu. Araştırmalarımızda iki mermi bulduk. Nesim Malki cinayeti ile ilgisini araştırıyorduk ki o dönem görevden ayrıldık. Önce Japonya’ya, ardından da başka birkaç ülkeye daha görevle gönderildim” şeklinde konuştu.
“HÜSEYİN VELİOĞLU’NUN
DNA’SI İNCELENİRSE İYİ OLUR”
Orakoğlu, 2000 yılında, Hizbullah örgütünün lideri olarak bilinen Hüseyin Velioğlu’nun bir operasyonla öldürüldüğünün iddia edildiğini belirterek, “İsabet eden kurşunlardan yüzü tanınmayacak durumdaydı. Aynı operasyonda iki kişi de sağ olarak ele geçirildi. Nasıl bir kişinin yüzü tanınmayacak hale geliyor da yanında bulunan iki kişi çizik dahi almadan yakalanıyor?” diye sordu. Orakoğlu, olayda ölen kişinin Hüseyin Velioğlu olarak lanse edildiğini kaydetti. Orakoğlu, Savcı Mehmet Ali Pekgüzel’in sorusu üzerine, “Hüseyin Velioğlu’nun DNA’sı incelenmedi. Velioğlu’nun DNA’sı incelenirse iyi olur. Mahkeme bunu incelerse iyi olur” dedi.
Hatay İl Emniyet Müdürlüğü yaptığı 1991 yılında, Hatay’daki şehir kulübünde, Adana Jandarma Bölge Komutanı olan Tuğgeneral Temel Cingöz ile İl jandarma Alay Komutanının da katıldığı bir yemek yediklerini ifade eden Orakoğlu, “Kapının önünde uzun boylu, yakışıklı, esmer bir kişi vardı. Ben Cingöz Paşa’nın koruması zannettim. Paşa onu da masaya çağırdı” diye konuştu. Orakoğlu, orada gördüğü bu kişinin daha sonra İstanbul’da düzenlenen Hizbullah operasyonunda ölü ele geçirilen Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu olduğunun söylendiğini dile getirdi.
“PKK, 2003 YILINDAN SONRA
EYLEMLERİNİ ARTIRDI”
1960’lı yıllardan beri bazı cinayetlerin bir merkezden işlendiğine inandığını belirten Orakoğlu, Ergenekon’un birçok terör örgütünü kurduğunun ve yönettiğinin görüldüğünü söyledi. Devletin içinde devletin yetkilerini kullanan bir grup bulunduğunu ifade eden Orakoğlu, “Bu grup, bazı insanları vaatlerle ele geçiriyor. Türkiye’de darbeler öncesinde çok ciddi sıkıntılar oluyor. Cinayetler işleniyor. Bunlar terör örgütleri kullanılarak yapılıyor. PKK’nın da taşeron bir örgüt olarak kullanılması söz konusu. Türkiye’de her darbe öncesi sıkıntılı bir süreç getiriliyor. AK Parti iktidara geldiği dönemde de eylemsiz olan PKK, 2003 yılından sonra eylemlerini artırdı” şeklinde konuştu.
“İRTİCA SANAL TEHDİTTİR”
Türkiye’nin her ihtilal öncesinde kan gölüne döndürüldüğünü belirten Orakoğlu, “İrtica sanal bir tehdittir. Ancak birinci öncelikli tehdit haline getirilmiştir. MGK Siyaset Kurulu belgesinde irtica en üst sıraya çıkarılmış, PKK ise alt sıralarda gösterilmiştir. Bizim, bu davaları çözebilmemiz için öncelikli olarak bu konuları çözmemiz gerekiyor. 28 Şubat sürecinin, bu konuları aydınlatacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı.
2003-2004’TEKİ DARBE PLANLARINI DA DUYDUM
Orakoğlu, savcı Mehmet Ali Pekgüzel’in “Ayışığı, Yakamoz, Sarıkız ve Eldiven adlı darbe planlarını görev yaptığınız dönemde duydunuz mu?” sorusuna, “Bunlarla ilgili bilgiye sahip değilim. Ancak, 2003 sonu, 2004 olabilir, ‘Balyoz’ çalışmasıyla ilgili kulağıma bir şeyler çalındı. 2003-2004’te Türkiye’de ciddi bir darbe planının faaliyet gösterdiğini duydum” dedi. Pekgüzel’in “Bunu kimden duydunuz” şeklinde soru sorduğu Orakoğlu, “Bu istihbarat, istihbarat amaçlı bizle görüşen elemanlarımızdan geldi” cevabını verdi.
DANIŞTAY SALDIRISI KIRILMA NOKTASI OLDU
Danıştay saldırısının yüksek yargıya yapılan büyük bir saldırı olduğunu dile getiren Orakoğlu, bu durumun Türkiye açısından kırılma noktası olduğunu söyledi. Orakoğlu, Ergenekon davasında yargılanan sanıkların kandırıldıklarının bilincinde olduğunu da kaydetti.
KENAN KIRAN / akit
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.