İthal kanunlardaki tartışma: Süt kardeşliği

İthal kanunlardaki tartışma: Süt kardeşliği
Dünkü manşetimizde, "süt kardeşliği" ile ilgili, ilginç bir operasyona dikkat çekiliyordu.

Toplumumuzun "süt kardeşliği" ile ilgili hassasiyeti, "iyilik meleği" maskeli bir proje ile, resmen delinmek isteniyordu..

Aslında tartışma, taa Medeni Kanun'un ilk kabul edildiği yıllara kadar gidiyor.

1926'da, Medeni Kanun İsviçre'den ithal olarak alınırken, uzun tartışmalar yapılıyor.

Bazı milletvekilleri, Türk toplumuna dayatılmak istenen "yeni hayat biçimi"ni "ya hep ya hiç" diye dayatıyorlar..

İsviçre'den, İtalya'dan, Almanya'dan alınmak istenen kanunların, "sadece tercüme edilerek, hiçbir değişiklik yapılmadan yürürlüğe girmesi" gerektiğini söylüyorlardı..

Bunların karşısındaki bazı duyarlı milletvekilleri ise, kanunların birebir tercüme edilerek topluma dayatılmasının, topluma hakaret olduğunu söylüyorlar ve çeviri kanunlarda mutlaka bazı rötuşların gerekliliğini dile getiriyorlardı..

Düşünsenize, İtalya gelmiş, Anadolu'nun bazı bölgelerini işgal etmiş.

O işgal sürse, İtalya o bölgede ne yapacaktı?

Kendi ceza kanununu, diğer kanunlarını uygulayacaktı.

Biz İtalya'nın işgalini, kanımızı vererek defetmişiz. Ama sonrasında, kanımız pahasına kovduğumuz İtalya'nın Ceza Kanunu'nu, birebir tercüme ederek, kendi elimizle uygulamaya koymuşuz.

Ne anladık biz bu işten!

İşte bu kısır döngüyü gören milletvekilleri, ithalcilere gerekli uyarıları yaptılar..

Bu kapsamda, ithal kanunlar arasında yer alan Medeni Kanun görüşmeleri sırasında da, duyarlı milletvekillerinin tekliflerinden birisi şöyle idi: "Kanunu aldığımız toplumun inançları farklı.. Biz Müslümanız. Bizim dinimizde, evlenmesi yasak olanlar arasında, 'süt annelik' ve 'süt kardeşleri' de var.. Kanundaki evlenmesi yasak olanlar maddesine, 'süt kardeşliği'ni de ekleyelim."

Olurdu-olmazdı tartışmaları sürerken, ithalciler bu konuda pabucun biraz pahalı olduğunu görüyorlar ve Medeni Kanun'un tümünün kabul edilmeme riskini göze alamadıkları için, bu öneriye sıcak bakıyorlar.. Sonunda "Evlenilmesi yasak olanlar" başlığı altındaki maddeye, "süt kardeşliği ve süt anneliği" durumu da ekleniyor...

Ve böylece, İsviçre'den birebir tercüme edilerek kabul edilen Medeni Kanun'un "tıpkı basım" niteliğini bozan birkaç konudan birisi, işte bu "süt kardeşliğinin evlenmeye mani hal" olarak düzenlendiği madde oluyor.

Ancak Medeni Kanun, yürürlüğe bu şekilde giremiyor..

Çünkü Resmi Gazete'de yayınlanma aşamasında, bir oyunla "süt kardeşlerle evlenme yasağı" kanundan çıkarılıveriyor.

Kanun da, bu şekilde yürürlüğe giriyor.

Önce kanunun kabul edilmesi, sonra maddenin çıkartılarak Resmi Gazete'de yayınlanması tam bir skandal ama..

Oynanan oyunla geçirilen kanunun bu şekli, toplum hayatında karşılık bulmuyor.

Toplum bu konuya hassas.

Hassasiyet olunca da, kanunda "izin verilen" nikah, halk nezdinde itibar görmüyor. Anadolu'da insanlarımız bu konuya gerekli önemi veriyorlar, süt kardeşliği için herkes büyük dikkat gösteriyor.. Süt kardeşlerin hataen evlenmemeleri için, bazı bölgelerimizde kayıtlar bile tutuluyor.

Ve bugüne geliyoruz.

Bugün, nüfusumuzun büyük çoğunluğunun yaşadığı şehirlerde, artık süt kardeşliği eskisi gibi yaygın değil..

Ancak, bu konudaki ihtiyaç, yeni yeni organizasyonlarla tekrar yaygınlaştırılmak isteniyor.. "İyilik merkezli proje" tekrar hayatımıza girerken... Tam aksi yönde bir fecaate de sinsice imza atılıyor..

Nedir o sinsi fecaat?

Anadolu insanının "süt kardeşlerin evlenme yasağı"na gösterdiği hassasiyeti delecek, "süt bankası" uygulaması..

Sütü olan anneler verecek. Kayıt-kuyut tutulmadan, isteyen çocuklara bu sütler verilecek..

Tam bir kaos ortamı..

Kim kimin süt kardeşi, bilinmeyecek!

Konunun tıbbi sakıncalarını doktorlarımızdan öğrenebilirsiniz.

Ama hukuki boyutu açısından şunu söylemek mümkün: "Kanunlar, toplumun ihtiyaçlarını karşılamak zorundadırlar. Kanunlar, toplumun hassasiyetlerine saygılı olmak zorundadırlar."

Öyle ise?

Öyle ise; halkın "süt kardeşlerin evlenmemesi" şeklindeki dini inancına, kanunların saygı göstermemesi bir yanlış olduğu gibi; toplumun bu hassasiyetini "iyilik merkezli projeler"le iğdiş etmek de, çok büyük yanlıştır..

Proje tümden mi rafa kaldırılmalı?

Hayır..

Ama dini inancımızdaki sakıncaların ortaya çıkmasını önleyecek kayıtlar tutularak, "iyilik projesi" yine hayata geçirilebilir!

Yapılması gereken de budur.

Dün halkımız bunun kaydını, hafızalarda tutuyordu. Şimdi de bilgisayarlarda kayıtlar tutularak, aynı hassasiyet korunabilir!

Ali Karahasanoğlu/ Yeni Akit

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.