Esed nasıl gidecek?
Davutoğlu, NTV'nin canlı yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Suriye'deki durumla ilgili son değerlendirmelerinin sorulması üzerine Davutoğlu, bu tür süreçlerde dönüm noktası niteliğinde olaylar yaşandığını, Hula katliamının da böyle bir dönüm noktası olduğunu söyledi
Hula katliamına kadar 15 bini aşkın Suriyeli'nin öldürüldüğünü, 20 bin insanın kayıp olduğunun belirtildiğini ve milyonlarca insanın yerlerinden edildiğini ifade eder Davutoğlu, "Hule katliamı şunu ortaya koydu. Suriye'de kendi halkına karşı maalesef acımazsızca ağır silahlar kullanan bir rejim ve bu rejimin desteklediği bazı milisler var" dedi.
Başta Suriye yönetiminin katliamdan dolayı muhalifleri suçladığına dikkati çeken Davutoğlu, BM gözlemcilerinin başındaki generalin BM'ye sunduğu raporun açık bir şekilde bu katliamın rejimin elinde bulunan ağır silahlarla yapıldığını ve katliamı rejim yanlısı milislerin yaptığını ortaya koyduğunu ifade etti.
Bir rejimin ayakta kalmasının iki şartı bulunduğunu ve bunların iç meşruiyet ile dış meşruiyet olduğunu belirten Davutoğlu, "Hule katliamı açık bir şekilde ortaya koymuştur ki Suriye yönetimi iç meşruiyetini tümüyle kaybetmiştir" dedi.
Suriye yönetiminin dış meşruiyet zemininin de kalmadığına işaret eden Davutoğlu, bu meşruiyetin Suriye'nin Arap Birliği'nden çıkartılmasıyla zemin kaybetmeye başladığını, son dönemde birçok ülkenin Suriye'deki diplomatlarını çekmesiyle de bu meşruiyetin tamamen kaybolduğunu söyledi.
BM ve Arap Birliği Suriye Özel Temsilcisi Kofi Annan'ın çabasının iyi niyetli bir çaba olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, ancak bu çabaların başarıya ulaşması için bir muhatabın olması gerektiğini, Hula katliamının, muhatabın olmadığını bir kez daha ortaya koyduğunu kaydetti.
Annan Planı'nın ne kadar uygulandığının şüphe götürdüğünü dile getiren Davutoğlu, plana göre başlatılan ilk ateşkesten bu yana bin 500 kişinin öldüğünü söyledi.
"Bölgemize dışarıdan bir müdahale istemeyiz"
Suriye'de Yemen'de uygulanan formülün işleyip işleyemeyeceği konusundaki soru üzerine, Davutoğlu, Türkiye'nin yaklaşık 11 ay Suriye halkının taleplerinin yerine getirilmesi ve ızdırabının giderilmesi için neler yapılabileceğini Suriye yönetimiyle tartıştığına dikkati çekti.
Daha sonra bölge ülkeleriyle birlikte başka bir çaba içerisine girdiklerini ifade eden Davutoğlu, "Biz hiçbir zaman bölgemize dışarıdan bir müdahale olmasını istemeyiz, uluslararası bir sorun olmasını istemeyiz" dedi.
Esed Yönetimi'nin ne yapmaya çalıştığı sorusu üzerine, Davutoğlu, Esed Yönetimi'nin psikolojik zaafının olayı doğru anlayamaması olduğunu söyledi.
Hiçbir ülkenin ordusunun kendi halkına karşı savaşamayacağını vurgulayan Davutoğlu, Esed Yönetimi'nin bunu anlamaktansa sürekli güvenlik tedbirlerini öne çıkardığını kaydetti.
Suriye'de Libya'da olduğu gibi silahlı müdahale olup olmayacağı konusundaki düşüncesinin sorulması üzerine Davutoğlu, Esed'in çözüm üretmek yerine silahlı bastırma yoluna yöneldiği için toplumsal tabanının gittikçe azaldığını ifade etti.
Silahlı muhalefetin, özellikle Haziran ayından sonra Esed kendi halkına saldırı emri verdiğinde ordudan kaçan askerler tarafından kurulduğunu belirten Davutoğlu, Özgür Suriye Ordusu gibi yapılanmaların dışarıdan oluşan yapılanmalar olmadığını söyledi.
Davutoğlu, "Biz hiçbir zaman Suriye muhalefetine, Suriye Ulusal Konseyi ya da muhalefetine silahlı bir mücadele telkininde bulunmadık, bulunmayız. Hiçbir yerde de böyle bir yöntemimiz olmadı" dedi.
Suriye'de siyasi muhalefete zemin bulunmadığına işaret eden Davutoğlu, ancak halkın kendini ifade edebilmesiyle silahlı muhalefete gerek kalmayabileceğini kaydetti.
"Bütün yolları denemek durumundayız"
Esed'in nasıl gideceği yönündeki soruyu yanıtlarken Davutoğlu, "Esed Suriye halkının iradesiyle gidecek. Hep baştan beri söylediğimiz, Suriye halkının kendi kaderine ağırlığını koyması" dedi.
Askeri bir seçeneğin masada olup olmadığı sorusu üzerine Davutoğlu, "Hepimiz burada elimizi vicdanımıza koymak durumundayız. Bütün yolları denemek ve bütün ihtimalleri tüketmek durumundayız. Hiç kimse, hele hele Türkiye gibi bir ülke, herhangi bir şekilde askeri müdahaleyi ilk ve öncelikli bir seçenek olarak düşünmez" diye konuştu.
Bosna-Hersek'te 3,5 yıl yürütülen katliama uluslararası toplum tarafından seyirci kalındığını anımsatan Davutoğlu, bu katliamda uluslararası toplumun geç tepki vermesi yüzünden 300 bin insanın öldüğünü, 100 bin kadının tecavüze uğradığını anımsattı.
Davutoğlu, "İç savaşın ortaya çıkmaması için uluslararası toplumun tedbir alabilmesi lazım. Bu tedbir BM Güvenlik Konseyi'nde çok kararlı bir tutumun sergilenmesi ve ortak bir uluslararası pozisyonun belirlenmesi" dedi.
"Ölen çocuklar bizim çocuklarımız"
Bakan Davutoğlu, Hula'daki katliamın Türkiye'deki muhalefet partileri tarafından da kınanmadığını belirterek, "Bırakalım siyasi görüş ayrılıklarını, Suriye halkı bizim dostumuz, orada ölen çocuklar bizim çocuklarımız. Açık bir şekilde bunu kınamak, açık bir şekilde buna karşı tavır almak lazım. Nasıl Bosna'da, Kosova'da açık bir tavır aldıysak, Suriye halkı bizim için aynı Boşnaklar, Kosovalılar gibi et ve kemikle birbirine bağlandığımız bir halktır" diye konuştu.
Suriye sınırının terör ve sızmalar konusunda da son dönemde gündeme geldiğinin hatırlatılarak, o konuda bir kaygıları olup olmadığının sorulması üzerine Davutoğlu, Suriye Yönetimi'nin kendi lehine olan her şeyi kullanmak isteyeceğini söyleyerek, şöyle devam etti:
"Türkiye'ye karşı olması bağlamında değil sadece, Suriye içinde de maalesef terör unsurlarını, PKK unsurlarını kendi halkına karşı kullandığı bilgilerini alıyoruz. Belli yerlerde kontrolü sağlamak için, bazen Suriyeli Kürt, bazen Suriyeli Arap kardeşlerimize karşı belli yerlerde rejimin yanında yer aldıkları bilgisi bize geliyor."
Türkiye için esas güvenlik hassasiyetinin Suriye'de daha yaygın bir kaosun çıkması olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, şu anda Suriye yönetiminin kendisinin bir istikrarsızlık kaynağı olduğunu ve bu yönetimin devam etmesi durumunda daha fazla katliam olacağını kaydetti.
Katliamlara tepkilerin artabileceğini ve bunun da Suriye içinde parçalanmalara ve de facto otoritelere yol açabileceğini ifade eden Davutoğlu, bunun olmaması için, çözüm için herkesin elinden geleni yapmasını istediklerini söyledi.
Tampon bölge
Sınırla ilgili ciddi bir kaygı duyup duymadığı yönündeki soru üzerine Davutoğlu, "Biz sınırlarımızı kontrol ederiz, ediyoruz ve edeceğiz de. Bu konuda Türkiye hem buna muktedirdir, kendi sınırlarını kontrol etmeye, hem de eğer bir güvenlik riski oluşursa her türlü tedbiri almaya da hak sahibidir" dedi.
Tampon bölgenin de bu seçenekler içinde olup olmadığı sorusunu yanıtlarken Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Bizim ulusal güvenliğimizi tehdit eden bir gelişme olduğunda uluslararası hukuk çerçevesinde her türlü tedbiri alma hakkını biz mahfuz tutarız. Ama bu, çok bilinen bir konu olduğu için tampon bölge tartışmaları, o anlamda bir karar alındığı noktasında değil. Uluslararası hukuk çerçevesinde uluslararası hukukun sınırları içinde her türlü tedbiri alırız ama bizim güvenlik değerlendirmemiz içinde. O ayrı bir konudur. Yani Suriye içindeki gelişmelerden bağımsız olarak, Suriye'de veya herhangi bir sınırımızda bizim güvenliğimizi tehdit eden bir unsur olduğunda, Kuzey Irak'ta olduğu gibi, gerekli tedbiri almakta tereddüt etmeyiz. Ama şu anda gelişmeler o düzeyde değil. Bizim şu anki güvenlik değerlendirmemizde Suriye açısından risk oluşturan husus Suriye içinde bir de facto otorite parçalanmasının yaşanması ve bunun doğuracağı iç çatışmaların ortaya çıkaracağı bir güvenlik boşluğu. Bunun için, 'biz bunu zamana yayalım' diyenlere karşı da söylediğimiz bu, bir an önce şu veya bu şekilde bu sorunun çözülmesi için uluslararası toplum tek bir tutum içinde davranmalı."
Türkiye-İran ilişkileri ve "Türkiye'nin bölgede sadece Sünnilerle dayanışma içinde olduğu şeklinde bazı algılamalar" olduğu yönündeki bir soru üzerine Davutoğlu, bu algının olgusal temelinin olmadığını söyledi.
"Mezhep farkından doğan bir çatışma yok"
Türkiye ve İran içinde bazı çevrelerin vermek istedikleri görüntünün aksine Türk ve İran yönetimlerinin her konuyu açık, dürüst ve karşılıklı anlayış içinde yürüttüklerini belirten Davutoğlu, "Şu anda Türkiye-İran ilişkilerinde mezhep farkından doğan bir çatışma yok. Suriye meselesi ise bir mezhep meselesi değildir bizim için. Suriye meselesi, hakkını arayan halkla bu halka karşı diktatörce davranan otoriter bir rejim arasındaki problemdir" dedi.
Suriye meselesine hiçbir zaman mezhep açısından bakmadıklarını dile getiren Davutoğlu, Türkiye-İran arasında Suriye konusundaki ihtilaflarının mezhep temelli olmadığını bildirdi.
Irak'ta yaşanan sorunların da tamamen iç siyasal sorunlar olduğunu ifade eden Davutoğlu, bu ülkedeki sorunun Irak Başbakanı Nuri el-Maliki ile Maliki'nin otoriter tutumundan rahatsız olanlar arasında yaşandığını kaydetti.
"Biz gerek mezhep gerek etnik farklılıklar üzerinden bölgede yeni bir Soğuk Savaş ortamının doğmasına izin vermeyiz ve bu açıdan da taraf tutmayız" diye konuşan Davutoğlu, Suriye'de kaybolan 11 Lübnanlı için en büyük çabayı Türkiye'nin gösterdiğini ifade etti.
"Irak'ın birliği ve bütünlüğü temel politika"
"Irak'ta bağımsız bir Kürt devleti ilan edilmesi söz konusu olursa Türkiye'nin tavrı ne olur?" sorusu üzerine de Davutoğlu, kendileri için Irak'ın birliği ve bütünlüğünün temel politika olduğunu belirterek, "Bölgede de, Suriye'de de daha küçük birimlere doğru parçalanma şeklinde gidecek her siyasi gelişmenin karşısındayız. Aksine daha büyük birliklere yönelebilecek her türlü ekonomik, kültürel entegrasyonun yanındayız. Dış politikamızın bölgeye dönük temel felsefesi budur. Herkes sınırlara saygı duymalı ama ekonomik ve kültürel ilişkiler bağlamında da bu sınırları bir duvar olmaktan çıkarıp geçişken bir hale getirmeliyiz. Biz Irak'a da böyle bakıyoruz. Biz Irak sınırlarına saygılıyız, herkesin de bu saygıyı göstermesini bekleriz. Irak'ın bölünmesi diye bir senaryo bizim için masada da gündemde de olamaz" dedi.
"Türk-Fransız ilişkileri geleneği olan ilişkiler"
Davutoğlu, yeni dönemde Türk-Fransız ilişkilerine ilişkin beklentilerinin sorulması üzerine de, Türk-Fransız ilişkilerinin geleneği olan ilişkiler olduğunu ve kolayca bozulamayacağını dile getirdi.
Son üç dört yılda dönemsel ve kişisel bir problem yaşandığını anlatan Davutoğlu, "Ümit ederiz, yeni dönemde yeni Fransız yönetimi bu köklü, tarihi boyutu öne çıkaracaktır" diye konuştu.
Fransız yöneticilerle yeni dönemde karşılıklı ziyaretler gerçekleştirme kararı aldıklarını kaydeden Davutoğlu, "Bu ilişkileri inşallah eskiden beri olduğu zemine hatta daha ilerisine taşıyacağız. Bizim hiçbir ülke ile bu anlamda problemli bir ilişki sürdürme niyetimiz, irademiz hiç olmadı. Ta ki karşılıklı saygıya dayansın ilişkiler" dedi.
"Şartlar yerine getirilmedikçe (İsrail ile) normalleşme beklenemez"
Mavi Marmara iddianamesine ilişkin İsrailli yöneticilerin yaptığı açıklamalar ve hukuki sürecin nasıl ilerleyeceğinin sorulması üzerine de Davutoğlu, ortada bir suç olduğunu ve bu suçun bir müeyyidesinin olması gerektiğini söyledi.
Bu müeyyidenin uluslararası zeminde olmasını beklediklerini ancak bunun gerçekleşmediğini kaydeden Davutoğlu, "Bugünler de dahil çok sayıda 'acaba ilişkileri nasıl düzeltebiliriz' diye devreye girenler oluyor. Biz de onlara çok net ilk gün söylediğimiz şeyi aynen söylüyoruz: Bizim vatandaşlarımız uluslararası sularda düzenli bir ordu tarafından yani bir emir ile öldürüldü. Hiç kimseyi tehdit etmedikleri, hiç kimsenin sınırını ihlal etmedikleri halde öldürüldü. Bunun şartları bellidir. Bu şartlar yerine getirilmedikçe ilişkilerde normalleşme beklenemez" dedi.
"Müttefiklerimizi yanımızda görmek isteriz"
Teröre karşı mücadele ve ABD'den alınmak istenen predatörlere ilişkin de açıklama yapan Davutoğlu, terörün her türüne karşı ortak bir çizgide buluşulması gerektiğini dile getirerek, "Müttefiklerimizden de nasıl biz diğer teröre karşı mücadelelerde işbirliği içinde hep beraber olduysak, PKK'ya karşı yürütülen mücadelede de müttefiklerimizi yanımızda görmek isteriz" diye konuştu.
Davutoğlu, predatörler için hem Obama yönetiminin ABD Kongresi'nde ağırlığını koymasını hem de Kongre'de Türkiye'nin önemini bilen üyelerin devreye girmesini beklediklerini söyledi.
AA
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.