Vakit 8 yıl önce ifşa etmişti
Yıllardır milleti yüreğinden yaralayan Ayasofya'nın durumuna ilişkin tartışmalar tüm hızıyla sürerken, Anadolu’da Vakit gazetesi tam 8 yıl önce sahte imza olayını ortaya çıkarmıştı. Sahtekarlıkla ilgili değerlendirmelerin, belgelerin ortaya konulduğu haber, uzun süre gündemde kalmıştı. Vakit'in haberi, Ayasofya’nın sahte imza ile işlevsiz bırakılmasını gözler önüne sermişti.
ANAYASAMAHKEMESİ’NE GÖRE KANUNSUZ
Ayasofya’nın müzeye çevrilmesini sağladığı iddia edilen kararnameyle ilgili değerlendirmelerin yer aldığı haberde, kararnamenin “yok hükmünde” olduğu belirtiliyor. İsmail Kandemir'in "Ulu Mabed Ayasofya" isimli kitabından da yararlanılan haberde, Anayasa Mahkemesi’nin 30 Ocak 1969’da verdiği kararında, “kanun çıkarmak suretiyle de olsa devletin hazineye ait olmayan mallara müdahale etmesinin imkânı yoktur” içtihadının yer aldığı, Ayasofya’da ise kanun bile değil, bir kararnameyle Fatih Sultan Mehmed’in vakıf malına el konulduğu anlatılıyor. Yine Anayasa Mahkemesi’nin 28 Mayıs 1963 tarihli bir kararı olduğu belirtilen haberde, bu kararda da hükümetlerin kararname ile neler yapabileceklerinin sayıldığı ve Ayasofya Camii’nin müzeye çevrilmesinde kullanılan yönteme benzer bir hükmün yer almadığı ifade ediliyor.
YARGITAY’INİÇTİHADI: GEÇERLİLİĞİ YOK
Vakit'in haberinde, Yargıtay’ın 30 Mart 1949 tarihli bir İctihad-ı Tevhid kararına da yer veriliyor. Kararda, “Kararların, hükümetin karar ve kararnamelerinin mevcut kanuna uyması, sarih, kanuna uygun hareket edilmemesi halinde geçerliliği yoktur” denildiği belirtilerek, bu nedenle var olduğu iddia edilen kararnamenin, yasal dayanaktan yoksun olduğu için “keen’lem yekün” (yokhükmünde) olduğu vurgulanıyor.
SAHTEİMZA DA BELGELENDİ
Sekiz yıl önceki haberin en çarpıcı bölümlerinden birisini ise var olduğu iddia edilen Ayasofya Kararnamesi’ndeki Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasının sahte olduğuna ilişkin değerlendirme oluşturuyor.Vakit'in haberinde, soyadı kullanımı ile ilgili kanunun 27 Kasım1934 tarihinde yürürlüğe girdiği, oysa Ayasofya ile ilgili var olduğu iddia edilen Bakanlar Kurulu kararnamesinin ise 24 Kasım1934 tarihli olduğu, Mustafa Kemal’in ancak 27 Kasım’dan sonra imzasında “Atatürk” soyadını kullandığı, bundan önceki tarihlerde çok sayıda belgenin bir tekinde bile bu imzaya rastlanmadığı dile getiriliyor.
EMNİYET: “İMZA, ATATÜRK’ÜNKÜNE BENZEMİYOR”
İsmail Kandemir'in Emniyet Genel Müdürlüğü’ne, Atatürk’ün var olduğu iddia edilen Ayasofya Kararnamesi’ndeki imzasının sahte olup olmadığının belirlenmesine yönelik talepte bulunulduğu da anlatılan haberde, Genel Müdürlük’ten 3 Ocak1997 tarihinde gelen cevapta, imzanın sahte olabileceğine ilişkin şüphelerin dile getirildiği kaydediliyor. Yazıda, şöyle deniliyor: “İlgi dilekçeniz ekinde fotokopisi bulunan 24 Kasım ve 2/1589 sayılı Bakanlar Kurulu kararnamesinde Reisicumhur adına atılı bulunan imzanın, yine dilekçeniz ekinde sunulan Atatürk’ün örnek imzalarına biçimsel açıdan fark gösterdiği ilk bakışta belirlenebilmektedir. Şöyle ki, söz konusu imzanın inşaı sırasında, Atatürk’ün tarafınızca sunulan ve tarafımızca bilinen imzalarının farklı olarak ‘A’ harfinin de kullanıldığı, ‘K’ harflerinin şekillendiriliş biçimleri ile ‘T’ harfleri kuşaklarının konumu itibariyle de farklılıklar bulunduğu görülmektedir.”
BAŞBAKANLIK: O KARAR, RESMİ GAZETE’DE YOK
Bu durum, kararnamenin sahteliği iddialarını güçlendiriyor. Ayrıca, Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü’nün14 Haziran 1995 tarihinde yine İsmail Kandemir’e gönderdiği,“İlgili dilekçeniz üzerine yapılan incelemede; 24.11.1934tarihli ve 2/1589 sayılı Bakanlar Kurulu kararının (Ayasofya Kararnamesi) Resmi Gazete’de yayınlanmadığı tespit edilmiştir” deniliyor. Var olduğu iddia edilen kararnamenin yalnız Resmi Gazete’de değil, Sicilli Kavanin, Düstur ve Kanunlarımız gibi devletin resmi diğer kayıtlarında da yer almadığı vurgulanıyor.
VAKIFLARGENEL MÜDÜRLÜĞÜ: İBADETE AÇILMALI
Anadolu’da Vakit'in haberinde, yaygın kanının aksine, devletin resmi görüşünün de Ayasofya'nın cami olarak kullanılması yönünde olduğu da belgeleniyor. Sözkonusu görüş, TBMM arşivlerinde de yerini aldı. Buna göre, dönemin Demokratik Parti Diyarbakır Milletvekili Hasan Değer, 12 Mayıs 1975 tarihinde Başbakan Süleyman Demirel’in cevaplandırması talebiyle TBMM Başkanlığı’na bir soru önergesi verdi. Değer önergesinde, Ayasofya’nın bu haliyle neye hizmet ettiğini, halka ibadet hakkından yararlandırılmasının neden düşünülmediğini, Ayasofya’da ibadet imkânının sağlanması ve minarelerinden beş vakit Ezan-ı Şerif’in okunması ve cami olarak kullanılmasıyla sırf ve sadece bir mekanın aslına rücu etmesinin sağlanarak Türk halkının özleminin giderilmesinde yarar görülüp görülmeyeceğinin cevaplandırılmasını istedi. Başbakanlık tarafından cevaplandırılmak üzere Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne gönderilen önergeye Başbakan Süleyman Demirel adına verilen 31Eylül 1975 tarihli cevapta ise devletin Ayasofya’ya yaklaşımına ilişkin tarihi önemde değerlendirmelerde bulunuldu. Resmi yazıda Vakıflar Genel Müdürü Rıfat Tandoğan imzasıyla şu ifadeler yer aldı:
EZAN-IŞERİF OKUNMALI
“Ayasofya müze olarak kullanılmaktadır, hiçbir ihtiyaca cevap vermemektedir. Müzeye çevrilmesi hususundaki Bakanlar Kurulu kararnamesinin mer’i mevzuat muvacehesinde hükümsüz olduğu ifade edilmektedir. Ayasofya’da günde 5 vakit Ezan-ı Şerif okunmasının ve tekrar ibadete açılması ile halkın gerçek özleminin giderilmesinde yarar görmekteyiz. (...) Ayasofya tapuda halen Vakıflar Genel Müdürlüğü adına kayıtlı bulunmaktadır.”
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.