312 General bozuldu

312 General bozuldu
312 generalin emir komuta zinciriyle bir araya gelerek ve hatta bazısının dava konusundan haberi olmaksızın açtığı davada yeni bir karar çıktı. Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin Anadolu’da Vakit gazetesine Türkiye tarihin en büyük tazminat cezasını ve

Düşünce ve ifade özgürlüğünün anayasal teminat altına alındığı bir süreçte bir araya gelen 312 general, Anadolu’da Vakit gazetesi yazarı Asım Yenihaber’in bir yazısından dolayı tam 624 milyar liralık dava açtı. Yazar Asım Yenihaber’in 25 Ağustos 2003 tarihli gazete nüshasında yayımlanan “Onbaşı bile olamayacakların general olduğu ülke” başlıklı köşe yazısını bahane ederek; “kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu” iddiasıyla gazeteyi ekonomik olarak linç etmek isteyen 28 Şubat’çı generaller, 31 Ekim 2003 tarihinde Ankara’da verdikleri bir dilekçeyle müşteki olmuştu. Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur’un da aralarında bulunduğu 312 generalin her biri için 2 milyar lira olmak üzere toplam 624 milyar lira tazminat istendi. Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ise organize olarak açılan davada Vakit aleyhine davacı olan generaller arasında bütün baskılara rağmen yer almamıştı.

“FİKRE LİNÇ” DAVASI 9 YILDIR SÜRÜYOR

Türkiye tarihin en büyük tazminat cezası talebini içerdiği için kamuoyunun yakından takip ettiği dava yaklaşık 9 yıldır devam ediyor. Aynı zamanda hortum sanığı Uzanlar’ın avukatlığını da yapan Bilgin Yazıcıoğlu’nun generalleri de savunduğu davaya Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesi baktı. Mayıs 2004’te ilk kararını veren Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülmemiş bir rekora imza atarak Vakit gazetesine 900 milyar liralık tazminat cezası verdi. Üst mahkemeden dönen dava dosyasını yeniden inceleyen yerel mahkeme de 6 Mayıs 2010 tarihinde verdiği ikinci bir kararla Vakit’i cezalandırmakta ısrar etti. Mayıs 2010’da verilen ve faiziyle birlikte 1 trilyon 800 milyar lirayı bulan tazminat cezasına ikinci kez itiraz eden gazete, davayı Yargıtay’a taşımıştı.

YARGITAY, OY BİRLİĞİYLE BOZDU

Gazetenin itirazını değerlendiren Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını oy birliğiyle bozdu. Yargıtay’ın 21 Mayıs 2012 tarihinde verdiği anlaşılan kararında, yerel mahkemenin karanındaki çelişkilere dikkat çekildi. Mahkemenin verdiği kısa kararıyla gerekçeli kararı arasındaki çelişkiye dikkat çekilen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin kararında şöyle denildi: “Yanlar arasında yapılan yargılamanın son oturumunda hüküm olarak (2- Davanın diğer davalılar Harun Aksoy ve Nuri Aksoy yönünden KABÜLÜ ile her davacı açısından 2.000,00’er TL manevi tazminatın 25/08/2003 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte bu davalılardan alınıp, davacılara ödenmesine) kararı verilmişken; daha sonra yazılan gerekçeli kararda: (Davacının diğer davalılar Harun Aksoy ve Nuri Aksoy yönünden KABÜLÜ ile her davacı açısından 2.000,00’er TL (309x 2.000,00=618.000,00 TL) manevi tazminatın 25/08/2003 tarnihinden itibaren işleycek yasal faiziyle birlikte bu davalılardan alınıp, davacılara ödenmesi) öngörülmüş ve böylece kısa kararla gerekçeli karar arasında açık bir çelişki ortaya çıkmıştır.”

YEREL MAHKEMEYE “VİCDANİ KANAAT” HATARLATMASI

Bu çelişkinin bozma nedeni oluşturduğuna dikkat çeken Yargıtay, yerel mahkemenin bu çelişkiyi gidererek, daha önce verdiği kısa karara bağlı olmaksızın vicdani kanaatine göre karar verebileceğine işaret etti. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, bozma biçimine göre; öteki temyiz nedenlerinin şimdilik incelemesine yer olmadığına da işaret etti.

Yeni Akit

İşte Vakit’teki o yazı: 

VAKİT - ASIM YENİHABER

Onbaşı bile olamayacakların General olduğu ülke! - Adam meğerse “general”miş. Resmî kıyafetinde omuzuna takılmış yıldızlardan başka hiçbir belirtisi hissedilmiyor halbuki. 

Görünüşü bir tarafa bırakalım hadi. Sözünden, sohbetinden, konuşmasından. İnsanî davranışlarından. 

Fakat o resmen bir “general”! 

“Tepetaklak ehram”ın sonucu bir general. 

Bir ülkede, asıl general olacaklar, YAŞ yerlere yatırılıyor.

“Onbaşı” bile olamayacaklar “general” yapılıyor. General olunca da emekliliği hazmedemiyor böyleleri… 

Ülkenin tarihî konumunu, stratejik mevkiini asla doğru okuyamıyorlar bunlar. Milletin değerlerinden, kültür kodlarından asla ve kat’a haberdar değiller. 
Bunlardan birisi (henüz emekli olmadı) 19. Yüzyılın Rus milliyetçisi bestekârı Mussorgoski hayranı. Mussorgoski ise, Rus ordusunun Kars’ı işgali üzerine marş bestelemiş aşırı bir Rus milliyetçisi! (Birileri vatan toprağını mı tartışıyordu? Bu adam vatan toprağını korumakla muvazzaf bir ordunun başında şimdi. Kars vatan toprağı değil mi yoksa?).

Adam dostu bilmiyor, düşmanı bilmiyor. Gönül tellerimize dokunan musıkiyi bilmiyor, general oluyor. 

Türkiye’de vatan kavramını doğru bilmeyen, tarih şuurundan yoksun ne kadar general var? 

Generaller önce bunlardan sorumlu tutulmalı. Millet nedir? Vatan nedir-neresidir? Milletin değerleri nedir? Vatan nasıl ayakta tutulur? Manevi vatan ne demektir? Osman Gazi 7 asır önce hangi rüyayı gördü? Yıldırım neden “yıldırım”dı? Fatih, İstanbul’u neden fethetti? Yavuz neden halifenin bulunduğu Mısır’ı ele geçirdi? Neden Şah İsmail’le savaştı? Endülüs’ten niye kaçanlara yardım edildi? Kanuni, Viyana’yı neden kuşattı? Hint okyanusunda neden donanmamız vardı? Kafkasları savunmak için ne yaptık? Nasıl bir geri çekilme stratejisi takip ettik? 

Bunları bilmeyenler, resmi rütbesi ne olursa olsun, derhal tard edilmeli. 

Hele “Yemen”i bilmeyen, Yemen türküsünü makamıyla hatasız ezbere okuyamayan üniformalılar… onların değil orduda, bu yurtta yeri yok!

Böyle generaller, düşmanı içerde aramanın, yani tepetaklak ehramın sonucudur. Türkiye’de tepetaklak ehramı İngiliz emperyalizmi oluşturdu. Osmanlı varisi gibi davranmayı onlar yasakladı. İngiliz mamulü misak-ı milli at gözlüklerini dayadılar. Bizimkiler âfiyetle yediler. Gerçekleri konuşmaktan korkmayalım: Türkiye Osmanlı’dan sonra bir tampon devlet olarak konumlandırıldı. Komünist âlemle kapitalist âlem arasında bir tampon… 

Bu tampon ülkede, bir tek savaşa izin vardı: İç savaş! 

On yıllarca millete karşı iç savaş siyaseti yürütüldü. İrtica ile mücadele bir iç savaştı! Mehmed Âkif başta olmak üzere “mürteci” denilenler Milli Mücadele’nin yükünü taşıyan dindar halktı!

Bu marka “general”inin bir iç mücadele generali olduğundan şüphe yok. Zaten BÇG’nin de başıymış bir zamanlar. 

Türkiye’de birileri halka karşı mücadele ederek yıllarca omuzlarını doldurdular. 
Onların gerçek düşman karşısında hiçbir güçleri olmaz, esamileri bile okunmaz. O yüzden giderek seslerini yükseltiyorlar. Çünkü bundan sonra irtica ile mücadele ederek general olunamayacak. Gerçekten general olunacaksa, bu dış düşmana karşı mücadele edebileceklerin hakkı olacak. 
Esas yapılması gereken, iç düşmana göre subay yetiştiren Harbiye’nin programını gerçek rayına oturtmak olmalıdır. 

Harbiye, milletini tanıyan, tarih şuuruna sahip, bin yıllık maceramızı ezbere okuyan, zihni Viyana önlerinde olmayan ordunun Ankara’da var olamayacağını bilen, Basra körfezini görmeyen bir gücün Anadolu yaylalarında başını dik tutamayacağını kavrayan, milletine ve değerlerine gerçek anlamda sahip subaylar yetiştirecek. Bunlar ordu evi, ordu pazarı, lojman subayı olmayacak. Gerçek asker olacak!

Bu toprakları bedava bulmadık. Bu malum generaller geçen yüzyıllarda başımızda olsaydı, asla Anadolu’da olamazdık ve bu topraklarda kalamazdık. Bu kafayla değil Anadolu, Orta Asya’da bile var olamazdık!"

Habervaktim.com

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.