20. Vefat Yıldönümünde Şeyh İzzeddin el-Haznevî
Ve işte... Gözleri ve gönülleri tebessüm ediyor, bayram ediyor ilikleri, îmânı dert edinenlerin. Şükürler olsun, “rahmet, bereket, mağfiret, hikmet, nisbet, hürmet, muhabbet” nîmetine: Hamdolsun, kavuştuk Ramazân-ı Şerîf’e...
İnşirah bulsun diye... Sûresini okuyoruz kalbimize, şifâ niyetine… Artık “öğretisi”nin irfânına ersin, mânâya hemhâl olsun, en çok hissettiği îmân olsun, duâsı ve gayretiyle... Görünce Ramazan ayının kültürleştiğini; oruç karşısındaki bahaneleri; Allâh’a isyana, hürriyet denilişini... Kardeşçe şifâ diliyoruz, “Ümmetin kalbi” için... Mahzunuz ve aynı anda mutlu ve ümitli. Çünkü biliyoruz ki, Ramazan ayını “îmân eğitimi” olarak kabul eden azimliler için bu “rahmet iklimi” eşsiz bir fırsat. Silkelenme ihtiyacı olanlara kardeşten kardeşe irşad: Afrika’daki milyonlarca Müslüman diyor ki, yemeğimiz yok, ne sahur ne de iftar için. Yalnızca oruca niyet ediyoruz, Allah için...
Severek oruç tutan her Mü’min hisseder ki, kalbinde bir rikkat, ruhunda bir incelme, algılarında bir letafet oluşur... Ve artık firasetle okur, Müslümanların Gazze’de, Arakan’da, Şam’da, Halep’de ve dünyanın birçok yerinde çektiği sancıların sebeplerini: Örneğin “ciddiyet” problemini.
Tevbe edip sağlığına kavuşan kalp, çözüm olarak diyecektir ki...
Ciddiyeti de Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den öğrenmeliyiz. Ve O’nun talebeleri olan arkadaşlarından. Allah kendilerinden râzı olası Hamzâ’dan, Ömer’den, Ali’den, Hüseyin’den, Mus’ab’dan, Hâlid bin Velid’ten.. Ve daha nicesinden... Hakkını koruyan, cesur, yürekli, âdil, kuvvetli, mert, olgun ve aynı anda izzetli, firasetli, sabırlı, merhametli, nazik ve edepli olma “duruşu”nu bugünden tezi yok mutlaka tahsil etmeliyiz.
Ve besmelemiz olunca edebimiz...
Ardından tamsa samimiyetimiz ve “ciddiyeti pür hikmet” olan Kur’ânî mürebbîlere hakkınca kıymet verişimiz, elbet lutfedilecektir, istifade etme bilinci ve muhabbeti... İşte “derdi kalbi olanlar”ın servet dedikleri...
Vefâ ki vazifemiz: Rahmetle yâd ediyoruz, yüce Peygamber’in kardeşlerini, yani Kendisini görmeyen vârislerini... Cümlesini... Ve aramızda yaşamış olanlarından Şeyh Muhammed İzzeddin el-Haznevî’yi...
Allah Teâla kendisine ve bütün Haznevi mürşidlerine rahmet eylesin...
…….…
Madem ilim ve irfan yıldızlarını andık... O halde buyrun, bir de kendi irfânımızı ölçelim dostlar: Hele düşünelim... Yüce Mevlâ’nın; Müslümanlara kan ağlatan zulumlere, rahmet ayında bile izin vermesinin hikmeti nedir acaba?
* * *
Ortadoğu’nun önde gelen ârif âlimlerinden Şeyh Muhammed Mutâ el-Haznevî’nin dedesi Şeyh İzzeddin... Ülke ülke gezerek, dinin doğru anlaşılması, maddî ve siyasî çıkarlar adına istismar edilmemesi için mücadele vermiş; irşad ve duruşuyla herzaman “elif” gibi dosdoğru olmayı öğretmeye odaklanmış bir şahsiyettir.
Hazret; Sûriye’nin Zebedan şehrinde kalabalık bir cemaate, «Size iki vaiz bıraktım. Biri susar, öteki konuşur. Susan vaiz ölüm, konuşan vaiz ise Kur’ân-ı Kerim’dir» hadîsini açıkladığı sohbeti esnasında, nefes almakta dahi zorlanacak şekilde rahatsızlanmış ve Şam’daki bir hastaneye ulaştırıldığı dakikalarda (31.07.1992) vefât etmiştir
Haznevî Mürşidleri belgeselinin Şeyh İzzeddin bölümü:
VİDEO İÇİN TIKLAYINIZ....
Muhammed Vefâ / Habervaktim.com
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.