Yüzakımız TİKA

Yüzakımız TİKA
Kısa adı TİKA olan Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı, Türkiye’nin uluslararası yardım ajansı olarak bugün Orta Asya, Kafkasya, Balkanlar ve Ortadoğu’da çok önemli teknik yardım ve işbirliği projelerine imza atıyor.

1992 yılında Orta Asya’daki Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarının elde edilmesinin ardından kurulan TİKA, çok kısa sürede hızla büyüdü. 30 ülkede ofisi bulunan ve 100 ülkede proje yürüten TİKA, nerede bir ihtiyaç veya kriz varsa orada “hesapsız” görev yapıyor. TİKA Başkanı Dr. Serdar Çam ile TİKA’yı konuştuk. İşte Dr. Çam’ın, sorularımıza verdiği cevaplar:

¥ TİKA teknik yardımlar yapıyor. Nedir bu teknik yardım?

- Temel olarak gidilen ülkede yaşanan sıkıntıların zorlukların aşılmasında buradaki halkın kendi ayakları üzerinde durmaları, özgürce yaşamaları, ekonomik olarak bağımsızlıklarını korumalarına dönük yapılacak her türlü çalışmaya teknik yardım denilebilir. Bir bakıma teknik yardım, özgür ve bağımsız olma yolunda adımlar attırmaktır. Amacımız milletlerin kendi kaynaklarını doğru bir şekilde kullanmaları, başkaları tarafından israf edilmemeleri ve kullanılmamaları noktasında güçlenmelerini sağlamaktır. Biz, acil yardım şeklinde değil, orta ve uzun vadeli yardımlar yapıyoruz.

“GİZLİ AJANDAMIZ YOK”

¥ Nasıl yapılıyor bu yardımlar?


- TİKA olarak adımlarımızı, ülkelerle karşılıklı olarak işbirliği çerçevesinde anlaşarak atıyoruz. Yani gittiğimiz ülkede kabul görmez isek, çalışma imkânımız yok. Sonuçta biz Başbakanlığa bağlı olarak, Hükümetimizin bize verdiği görevler ve imkânlar çerçevesinde hizmet sunmaya çalışıyoruz. Bu yüzden kesinlikle karşılıklı güven oluşması lazım. Gizli ajanda ve bir hesap kesinlikle yok. Bizim yardımlarımız, yardımdan ziyade kardeşlik, soydaşlık ve komşuluk hukuku çerçevesinde birlikte projeler gerçekleştirme ve bir şekilde halklar arasında iletişimin daha da güçlenmesini sağlayacak projelerle yürütülmektedir.

“YARDIM ARTIŞINDA DÜNYADA BİRİNCİ SIRADAYIZ”

¥ Yapılan yardımların miktarı nedir?

- 2002 yılında resmi yardımlarımız 85 milyon dolarlar civarında iken, 2011 yılı itibarı ile rakamlarımız 1 milyar 273 milyon dolara ulaştı. OECD üyeleri içinde yardım artışlarında birinci sıradayız. Pek çok ülkede, ekonomik krizler gerekçe gösterilerek tam tersine rakamlar küçülürken bizde muazzam bir büyüme gerçekleşmiştir. Krizlere rağmen Türkiye, Somali, Filistin, Afganistan ve Suriye gibi nerde bir sıkıntı varsa karınca kararınca halkımızın verdiği imkânlar çerçevesinde yardımcı olmaya çalışmaktadır. Ülkemiz yardım alan ülkeden yardım veren ülke konumuma geldi.

“TÜRKİYE, SOMALİ’DE BÜTÜN DÜNYAYA DERS VERDİ”

¥ Yardımlar yapılırken, bir taraftan da “İmkânlarımızı neden dışarıya veriyoruz?” şeklinde eleştiriler oluyor...


- Bu çok doğru bir yaklaşım değil. Siz dünyanın bir parçası iseniz, sorumluluklarınız var. Çok cüzi rakamlar ile o ülkelerdeki kritik yaşamları kazanabiliyorsunuz. Ahlaki ve etik duruş bunu gerektiriyor. Bizim geleneklerimizden, kültürümüzden gelen, inançlarımızdan gelen böyle bir yapı var. Bu noktadan baktığımızda Türkiye, Somali’de bütün dünyaya bir ders verdi. Sayın Başbakanımızın oraya ziyaretiyle ülkenin bütün çehresi değişti. Sokakta hayalet gibi dolaşan insanlar varken bugün açlıktan susuzluktan ölen insanlar yok orda. Ve bütün dünya akmaya başladı. Batılılardan bir tanesi bana “Biz milyarlarca dolar harcadık ama Türkiye’nin harcadığı bir kaç milyon doların yaptığı etkiyi yapamadık” dedi.

“YARDIMDA DÜRÜSTLÜK VE İNANÇ ÇOK ÖNEMLİ”

¥ Türkiye’nin bu kadar etkili olmasının nedeni ne?


- Tabii burada pek çok neden var. Yardımda bereket, samimiyet, dürüstlük ve inanç çok önemlidir. Başkasının milyarları sizin milyonunuzdan önemli olmayabilir. Ülkemizin bereketli bir eli var. Nereye girsek karınca kararınca küçük yardımlarda bile çok muazzam aşk, şevk ve muhabbet doğuyor. Halklar kaynaşıyor. Yardımları biz bir beklenti için yapmıyoruz. Ama bu yardımlar pek çok kazancı da beraberinde getiriyor. Bir kere düşman olmuyorsunuz, dostluk kazanıyorsunuz. Kültürel, siyasi, ekonomik ve ticari pek çok alanda ilişkiler gelişiyor.


“YARDIM, İNSANLARIN ONURLARINI KIRACAK ŞEKİLDE YAPILMAMALI”

¥ ABD, Japonya, Almanya ve Fransa gibi ülkelerinde TİKA benzeri yapılanmaları var. TİKA’nın onlardan farkı nedir?


- Büyük devletlerin TİKA benzeri uluslararası yardım ajansları var. Benzer çalışmalar yapıyoruz. Hatta aramızda yarış bile var. Herkes görünür olmaya çalışıyor. Herkes görünen yerlere levhasını çakmaya çalışıyor. Popüleritesini ve itibarını artırmaya çalıyor. Benzerliklerin dışında çok fazla farklılıklarımız da var. Bunu Birleşmiş Milletler’deki (BM) bir toplantıda etkin bir şekilde görme imkânımız oldu. “Nasıl oldu da Türkiye çok kısa sürede etkin bir konuma geldi?” diye sordular. Biz de “Samimi olacaksınız” dedik. Öncelikle karşınızdakine yardım yapıyormuş gibi gözüküp arkadan başka işler yapmadığınızı hissettirmeniz lazım. İkincisi saygılı olmalısınız. “Ben sana yardım ediyorum” diye insanlara tepeden bakmayacaksınız. Yardımı, insanların onurlarını kıracak şekilde yapamazsınız. Bu noktada Türkiye çok samimi bulunuyor. Bu yüzden bize dostça ve kardeşçe bakıyorlar.

¥ Japonya’da deprem ve tsunami oldu. Yardım eden ülke, yardıma muhtaç hale geldi...

- Yardım yapan hiçbir zaman yardıma muhtaç olmayacak diye bir garantimiz yok. Bu felsefeyi oturtmamız lazım. Dünyada nüfusun artması ve ekolojik dengelerin bozulması nedeniyle hangi ülkelerin başına neyin geleceği belli değil. Hiçbir ülkenin garantisi yok. Bir anda yardım ederken yardıma muhtaç duruma gelebilirsiniz.

“HESAP YAPMADAN YARDIM YAPIYORUZ”

¥ Yardımlar yapılırken “Biz şunu verirsek şunu alırız” gibi bir hesap veya şart var mı?


- Pek çok ülkeye baktığımız zaman dünyanın en zengin toprakları, yer altı kaynakları olanlar, en fakir ülkeler. Niye? Çünkü başka ülkeler kendi hesaplarına göre dizayn yapmış. Bir ülke bugün kriz noktasındaki bir ülkenin bütün uranyumlarını çekiyor. 600 kilometrelik yolunu kapatmış denize taşımak için. Ama o ülkenin insanları açlıktan ölür durumda. Bir başkası denizlerini kapatmış en zengin balıklarını götürüyor. Bir başkası verimli tarım topraklarını kapatmış, kahve üretiyor. Bu nedenle Türkiye’nin farkını, samimiyet, saygı, güven ve inanç olarak sıralayabiliriz. Oysa bazı ülkeler “Yardım yaparsam ne kazanacağım” diye hesap kitap yapıyor. Yani “Ben sana yolları, hastaneleri yapayım ama sen de ormanlarını, tarımsal arazilerini, yer altı kaynakların işletmesini bana ver” diyorlar. Bunun adı yardım değil, sömürüdür. Al gülüm ver gülüm. Al takke ver külah. Biz hesap kitap yapmadan o insanların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Allah’ın tahsis ettiği yerleri onların kullanımına açmaya çalıyoruz.

“İNSAN ODAKLI ÇALIŞIYORUZ”

Bir başka nokta da Türkiye olarak insan odaklı çalışıyoruz. 2011 yılında en az gelirleri olan 48 ülke için her yıl 200 milyon dolarlık proje bazlı destek vereceğiz diye taahhütte bulunduk. Geçtiğimiz sene itibarıyla bu rakam 280 milyon dolar oldu. Bunun içinde Afganistan, Pakistan ve Somali var. Temel noktamız insandır. Biz bulunduğumuz ülkelerde balık yemeyi değil, balık tutmayı öğretmeye çalışıyoruz. Bütün şehri beton yapmak yerine her sene 1000 tane müteşebbüs yetiştirirseniz daha iyidir. Dolayısıyla milyar dolarlara hantal yatırımlar yerine küçük yatırımlarla sürdürülebilir bir kalkınmayı desteklemek gerekiyor. İnsanlara sürekli pirinç, bulgur, giyecek verirseniz, tüketen ve bağımlı hale gelen bir kitle oluşturursunuz. İnsanları o pirinci bulguru alabilecek kapasiteye ulaşmaya çalışıyoruz.

“GÜÇLÜ TÜRKİYE, GÜÇLÜ TİKA”

¥ TİKA gücünü nerden alıyor?


- TİKA gücünü Türkiye’den, milletimizden ve devletimizden alıyor. Güçlü Türkiye, güçlü TİKA’dır. Çünkü TİKA, devletimizin verdiği imkanlar ölçüsünde işlerini yürütebilmektedir. Milletimizin gücünü temsil ediyoruz. Çok makul bütçelerle çok büyük işler yapabiliyoruz. Başka devletlerin 10-20 misli büyük bütçelerle yapamadığını biz çok makul bütçelerle yapma imkanı buluyoruz. Bereketli bir mekanizma var. Dolayısıyla maddi ve manevi yerin altındaki ve üstündeki güçler TİKA’nın önünden gidiyor, biz de peşinden gidiyoruz. Bir başka nokta da güçlü TİKA için milletin iradesini yansıtan bir siyasi gücün olması lazım. Yoksa bir süre sonra yüksek lisans, doktora yapmış personelin masa başında dizaynı ile uğraşan bir duruma dönersiniz. Bir çok ülke, lüks ofislerinden Somali, Etiyopya gibi ülkelerin sorunlarını çözmeye çalışıyor. Sorunları anlamak için sokağa inmek gerekiyor. Biz masa başı çalışma yapmıyoruz. Doğal bir sahadan gelen talep ve siyasi mekanizmanın desteği, onayı ve yönlendirmesiyle yürüyen bir mekanizma var. Bu bizim gücümüze güç katıyor.

“ECDADIN ESERLERİNE SAHİP ÇIKIYORUZ”

¥ Osmanlı eserlerini restore ediyorsunuz. Bugüne kadar kaç tane eser restore edildi?


- Elimizde istatistiki bir rakam şu anda yok. Bu konuda bir çalışma yapıyoruz. Osmanlı çok büyük eserler bırakmış. Sırf Balkanlar’da binlerce eser var. Çeşmeler, sebiller, camiler, mescitler, hanlar, hamamlar ve köprüler; çok fazla eser var. Tabii bunların bir kısmına müsaade veriliyor, bir kısmına verilmiyor. Biz bir çok zorluğa rağmen imkânlarımız çerçevesinde her yıl yenilerine imza atıyoruz. Coğrafya çok geniş. Afrika’nın neresine giderseniz gidin ecdat eserlerini bırakmış. Ecdadın eserlerine sahip çıkıyoruz, sahip çıkılması konusunda işler yapıyoruz.

Yeni Akit / Hasan Tosun

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.