Sol yönetimler baroyu Darbeci Baro yaptı
Balyoz ve Ergenekon davalarını sabote etmeye çalışan, bu uğurda adı “Darbeci Baro”ya çıkan İstanbul Barosu(nun durumu “Nasıl Bir Baro?” temalı panelde masaya yatırıldı.
Panelde konulaşan Bursa Barosu Başkanı Zekeriya Birkan, İstanbul Barosu ile ilgili “Resmi idolojinin, statükonun temslciliği yapılmaktadır” dedi.
Hukukun Üstünlüğü Platformu İstanbul Barosu Başkan Adayı Rıza Saka, demokratik yaşama tecavüz niteliğindeki darbe girişimlerinin mevcut yönetim tarafından meşrulaştırılmaya çalışıldığını vuguladı. Saka, “Üyelerinin büyük bir çoğu ‘Hukukun üstünlüğünü’ şiar edinmesine rağmen mevcut yönetim yüzünden baromuz ‘Darbeci Baro!’ ifadesi ile yaftalanmıştır. İş başı yaptığımızda ilk işimiz bu yaftayı kaldırmak, baronun daha şeffaf, mesleki sorunlarla ilgilenen, yeni bir anayasaya katkı sağlayan bir baro olması için çalışmak olacaktır” dedi.
“NASIL BİR BARO?” SORUSUNA CEVAP ARANDI
Boğaziçi Avukatlar Derneği yaklaşan İstanbul Barosu seçimleri öncesi “Nasıl bir baro?” sorularına cevap bulabilmek için geniş katılımlı panel düzenledi. Altunizade Kültür Merkezi’nde düzenlenen panelde Bursa Barosu Başkanı Zekeriya Birkan, Trabzon Barosu Başkanı Mehmet Şentürk ve Hukukun Üstünlüğü Platformu İstanbul Baro Başkan adayı Rıza Saka konuştu. Mesleki ve güncel sorunların tartışıldığı panelde, başta İstanbul Barosu olmak üzere bazı baroların Balyoz ve Ergenekon gibi davalardaki tutumu eleştirildi.
“DARBECİ BARO” YAFTASIYLA ANILIR HALE GELDİ
Hukukun Üstünlüğü Platformu İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Rıza Saka ise İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal’ın avukatların devasa sorunları karşısında çözüm üretmek yerine kanal kanal dolaşarak, darbe iddiasıyla yargılanan sanıkların avukatlığına soyunduğunu vurguladı. Saka, İstanbul Barosu yönetiminin uygulamaları ile ilgili şöyle konuştu:
“Demokratik yaşama tecavüz niteliğindeki darbe girişimlerini meşrulaştırmaya çalışıyor. Üyelerinin büyük bir çoğunluğu ‘hukukun üstünlüğünü’ şiar edindiği halde, İstanbul barosu, ‘Darbeci Baro’ yaftasıyla anılır hale geliyor. Türkiye halkı, 1982 Anayasası’nın darbeci ve vesayetçi sisteminden, prangalarından kurtulmaya çalışırken, İstanbul Barosu yönetimi, referandumda, ‘hayır’ cephesinde ve darbe anayasasının yanında yer almaktan çekinmiyor.
Binlerce kişi ve kuruluş, anayasa taslaklarını kamuoyuna sunarken, halkın yanında ve özgürlüklerin teminatı olması gereken İstanbul Barosu’nun, ‘anayasa önerisi’ bulunmuyor. Bırakın anayasa önerisi, avukatlık yasası hakkında dahi bir öneri getirmiyor. Miadını çoktan dolduran darbe anayasasına karşı, hukuk devletinin omurgası sayılabilecek bir temel yasa (anayasa) önerisi bulunmayan İstanbul Barosu yönetimi, yargı konusunda da, yargı mensuplarının vesayet kurumu niteliğindeki eski HSYK yapısını savunuyor” dedi. Yargılamanın üç unsurundan biri olan “savunmayı” temsil eden İstanbul Barosu’nun darbe anayasasının çerçevesini çizdiği yargı sisteminin yanında yer aldığını ifade eden Saka “Bu sistemde ‘savunma’ sembolik bir niteliğe sahip olduğu için, avukatlar, aşağılanıyor, horlanıyor, İstanbul Barosu yönetimi sadece seyrediyor. Bazen seyretmiyor, avukatlık staj eğitim merkezinde, tek parti diktatörlüğü döneminin hukuk ve insanlık dışı yasaklarıyla, cadı avına çıkıyor” dedi.
HEDEF: BARO’YU İDEOLOJİDEN ARINDIRMAK
İstanbul Barosu’nda, 2012 yılı itibariyle, (yaklaşık) 28 binin üzerinde kayıtlı avukatın olduğunu vurgulayan Saka, yönetime talip olduklarını, seçilmeleri halinde ideolojilerden uzak, mesleki sorunlara çözüm arayan bir baro haline geleceklerini belirtti. Saka, “‘Darbeci Baro’ yaftasını yapıştıranlar ve buna vesile olanlar baroyu temsil edemez! Birinci hedefimiz, İstanbul Barosu’nun üstünden, ‘Darbeci Baro’ yaftasını kaldırmak olacaktır” diye konuştu. Trabzon Barosu Başkanı Mehmet Şentürk de gelinen noktanın baroların durumunu ortaya koyduğunu belirtti. Baro hukuk yerine hukuksuzluğu savunuyor! Bursa Barosu Başkanı Zekeriya Birkan, Balyoz davasını ve diğer davaları yakinen takip ettiklerini belirtti. “Balyoz davasında ‘avukatlar gelmedi diye yargılama yapılamaz’, ‘dava tıkandı, yargılama olmaz’ diye bir şey söz konusu olamaz. Savunma hakkı kötüye kullanılabilen bir hak değildir. Mahkeme açısından önemli olan sanıklara savunma hakkı verilip verilmediğidir. Savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığı önemlidir” diye konuşan Birkan, Balyoz davasında yargılamanın usûlüne uygun yapıldığını kaydetti.
“İSTANBUL BAROSU’NUN TUTUMU KABUL EDİLEMEZ”
İstanbul Barosu’nun Balyoz ve Ergenekon davalarındaki tutumunu da eleştiren Birkan “İstanbul Barosu’nun bu davadaki tavrı hakikaten aşırıdır. Bir hukuksuzluk varsa ortada bunu savunmak hepimizin görevidir ancak bazı şeylerde sus pus olup Balyoz ve Ergenekon’da şahin kesilmek, baronun bütün gücünü bu davalar üzerinde kullanmak kabul edilemez. İstanbul Barosu yönetiminin duruşmalara girerek hakimlerle tartışması hiçbir ceza sisteminde kabul edilemez. Ceza yargılamasında yargılama süjeleri bellidir. Bu süjelerin dışında dışarından bir gücünün buna müdahale etmesi kabul edilemez. Dışarıdan kimse kalkıp da duruşma salonunda gazete okuyamaz. Böyle bir şeyin yolu açılırsa yarın sanıkların kardeşi, amcası, dayısı veya milletvekili de gelir duruşmaya müdehale etmeye çalışır” dedi.
Murat Alan / Yeni Akit
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.