Türkiye neler olduğunu çözdü mü?
Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Akif Okur, Akit’e önemli açıklamalarda bulundu. Amerika’daki başkanlık seçimleri, Ortadoğu’daki gelişmeler ve Müslümanlara hakaret içen filmin perde arkasını değerlendiren Okur, Türkiye’nin, Suriye tarafından düşürüldüğü belirtilen uçağımızın aslında kimler tarafından düşürüldüğünü; bu saldırının arkasında hangi güçlerin olduğunu tespit ettiğini söyledi. Okur “Ancak bu bilginin açıklanması şu andaki mevcut konjonktür dikkate alınarak erteleniyor” dedi.
Okur’la yaptığımız röportaj şöyle:
- Birkaç ay evvel bir uçağımız uluslararası karasularında Suriye tarafından düşürüldü. Bu, Suriye’nin Türkiye’ye bir gözdağı mıydı, yoksa bir savaş ilanı mıydı?
- Burada hem gözdağı verme hem de Türkiye’yi provoke etme çabası var. Uçağı vurulan Türkiye iki şey yapabilirdi. Birincisi buna çok sert cevap vererek Suriye’ye müdahale edebilirdi. Eğer Türkiye bunu yapmış olsaydı, bu durum Türkiye’yi Suriye ile savaşan ülke konumuna getirecekti. Böyle bir durumda ne kadar haklı olursanız olun söz konusu ülke yeniden şekillenirken masada söz söyleyen ülke olamazsınız. Dolayısıyla Türkiye’yi bir aşırı adım atmaya zorlayarak bu denklemin dışına itmeye çalıştılar. İkinci olarak Türkiye böyle bir olay karşısında sessiz kalabilirdi. Eğer Türkiye, bunu yapmış olsaydı, bu defa Suriye kendi muhaliflerine bir mesaj vermiş olacaktı. Suriyeli muhaliflerin Türkiye’ye güvenmemeleri gerektiğini, Türkiye’nin daha kendisine yapılan bir saldırıya dahi cevap veremediğini ifade edeceklerdi.
“BENCE, TÜRKİYE SALDIRININ ARKASINDA HANGİ GÜÇLERİN OLDUĞUNU ORTAYA ÇIKARDI”
- Peki, Türkiye bu iki yoldan hangisini seçti?
- Biz ne Suriye’ye girdik ne de sessiz kaldık. Türkiye, atmış olduğu bir kısım adımlarla Suriyeli muhaliflere olan desteğini arttırdı. Bence Türkiye, söz konusu saldırının ardında hangi güçlerin olduğunu da ortaya çıkardı. Ancak, bu bilgiyi şu andaki mevcut konjonktürü dikkate alarak açıklamayı erteliyor. Yani o uçağın vurulması sırasında Rusların ne kadar payı vardı? Eğer Ruslar bu saldırıda pay sahibi ise bunu ilan etmek şu andaki diplomatik pozisyonda Türkiye’ye ne getirir ne götürür? Ben bu tür ince hesaplamaların da yapıldığını düşünüyorum.
- Türkiye, bu süreci doğru yönetti mi?
- Ben doğru yönetmediğimiz kanaatindeyim. Türkiye, kamuoyunu bilgilendirme açısından zafiyet yaşadı. Uçağın düşürülüşü ile ilgili açıklamaları art arda koyduğumuzda, Türk insanının zihninde ne olduğuna dair fotoğrafı netleştirmekten ziyade bulandırdığımızı görüyoruz. İlk günden itibaren bilgi savaşı yaşandı. Suriye bazı açıklamalar yaptı, Türkiye’deki devlet makamları da bazı açıklamalarda bulundu. Türk halkı, Türk makamlarına güvendi, onların açıklamalarına itibar etti. Ancak, farklı makamlardan birbirini tekzip eden açıklamalar geldi. Bunlar kafa karışıklığı yaşattı.
Böylece, toplumun devlete ve Türk makamlarına duyduğu güven zedelendi. Bu tür meselelerde devlete güvenin zedelenmesi çok önemlidir. Krizi yönetmek demek, bilgiyi, enformasyonu yönetmek demektir. Eğer siz toplumunuzun güvenini kaybederseniz karşı taraf propaganda yapmaya başlar. Nitekim Esed’in daha sonra Türk medyası üzerinden vermiş olduğu mesajların, toplum nezdinde daha çok karşılık bulduğunu düşünüyorum. Bu yüzden süreç, az açıklama ile güven duygusunu zedelemeden yürütülseydi Esed’in söyledikleri toplum nezdinde bu kadar itibar bulmazdı.
- Türkiye ya da dünya bu sürece nasıl geldi? Daha birkaç yıl evvel bu ülkelerle hiçbir sıkıntımız yokken ne oldu da bir anda her şey değişti?
- Aslında bir anda patlak vermedi. Bu bölgeyle ilgili verilere, bölgenin tarihine baktığımızda Ortadoğu’da birikmiş bir değişim enerjisinin var olduğunu görüyoruz. Çok genç bir nüfusu var. Bunun yanında, Ortadoğu ülkelerinde petrol zengini ülkelerin dışında bir fakirlik var. Petrol zengini ülkelerde ise gelir dağılımında ciddi bir adaletsizlik var. Zenginliğin olduğu yerlerde özgürlük problemi var. Bütün bunlar potansiyel bir değişim enerjisinin var olduğunu gösteriyor.
Bu enerjinin nasıl ve hangi kanallardan hayata geçeceği o ülkeyi yönetenler için de batılılar için de bir soru işaretiydi. Mesela Mısır’a bakıyorsunuz, burada insanların yarısı günlük 2 doların altında hayatını sürdürmeye çalışıyor. Diğer taraftan zenginliğin iktidardaki Baas Partisi’nin etrafında çekirdek bir kadroda biriktiğini görüyoruz. Buna uzun yıllara varan aşağılanma, dışlanma, uluslar arası alanda marjinalleşmeye kadar bütün bunları ekleyiniz. Bunların yanında iletişim devrimini ekleyiniz. Bütün bunların hepsi değişim potansiyeli demek. Eğer bu potansiyel, İran’da olduğu gibi bir devrim ile patlasaydı o zaman batılılar için büyük bir yer problem kaynağı olmuş olacaktı.
Ben batının bu sürece dahil olmasını, batı düşmanı olmayacak bir biçimde açığa çıkması şeklinde geliştiğini düşünüyorum. Yani değişim potansiyelini gördüler. Bu değişim muhakkak olacak. Biz değişimin liderliğini yapacak kadrolarla temasa geçersek, onlar da batıya karşı olan anti sempatilerini törpülerler şeklinde düşündüler. Dolayısıyla iktidarlar değişmiş olur ve iktidarın değişmesi toplumsal bazda anti-batı dalgasının oluşması anlamına gelmez. Böyle bir düşüncenin olduğu kanaatindeyim. Batılı STK’lar bu doğrultuda faaliyet gösterdiler.
“TÜRKİYE ORTADOĞU’DA İLKESEL DURUŞUNU KORUMALI”
- Ortadoğu’yu bundan sonra nasıl bir süreç bekliyor? Türkiye bu süreçte Ortadoğu’da ne kadar söz sahibi olur?
- Önce ideal durumdan bahsedelim. Bu değişim enerjisi bir medeniyet parlamasına sebep olabilir. Çünkü 100 milyonlar Osmanlının çöküşü ile başlayan sahipsizlik sürecinden kurtulmak istiyor. Yani 100 yıl boyunca bu coğrafya kendisinin öznesi olduğu bir tarihi yaşayamadı. Önce batılılar işgal ettiler. Sonra onların arkasında bıraktıkları kadrolarla yönetildiler.
Ancak böyle bir medeniyet parlamasının ortaya çıkabilmesi için değişim sürecinin bölgenin içinden çıkan aktörler tarafından başlatılması ve nezaret edilmesi lazım. Her değişim süreci risklere açıktır. Değişim dönemi, kırılgan toplumların en kırılgan dönemleridir. Bu dönemde dışarıdan provokasyonlar, tuzaklar, içerideki çatışmalar büyük bir kaos ve çatışma ortaya çıkartabilir.
İşte Ortadoğu’da bu kılavuzluğu yapabilecek ülkelere baktığımızda gözler önce Türkiye’ye dönüyor. Ancak bu konuda Türkiye, gerekli güce sahip değil. Bu, Suriye krizi ile daha fazla açığa çıktı. Askeri caydırıcılık bakımından, ekonomik kaynaklar bakımından henüz buna hazır değiliz. Bu yüzden herhangi bir problem olduğunda yüzümüzü Batı’ya dönüyoruz. Böyle olduğunda da Batı’nın bölgeyle ilgili yol haritalarına eklemlenmek durumunda oluyoruz.
Bütün bunlara baktığımızda bizi ne yazık ki yakın zamanda suların durulduğu bir Ortadoğu beklemiyor. Ancak Türkiye, Ortadoğu toplumlarının yanındaki ilkesel duruşunu korursa karşılığını bulur.
- Bu değişim dönüşüm süreci Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir adımı mı?
- ABD’nin Ortadoğu politikası denildiğinde bu bölgede yaptığı her şey anlaşılır. Bizde ise “BOP” denildiğinde, ABD’nin bu bölgede ortaya koyduğu bütün politikalar anlaşılıyor. BOP bir G-20 projesiydi. Bu projenin temel mantığı da Ortadoğu’nun rejim değişimleri ile dönüşmesini öngörüyordu. Yani, Arap Baharı ile ortaya çıkan dönüşümlere kılavuzluk etmesi öngörülüyordu. Ama mesela Irak’ın işgali bu projenin mantığı ile örtüşmez.
Çünkü, demokratik dönüşüm demek, sokaktaki insanın güç kazanması demektir. Sokaktaki insan güç kazanırken, Batı karşıtlığının törpülenmesi demektir. Irak’ta bu süreçte batıya anti sempati giderek arttı. O yüzden proje, ilan edildiği dönemde yani Bush döneminde işlemedi. Amerika, bu proje başarısızlığa uğramış olduğu için Irak’tan çekildi. Ancak, Ortadoğu’nun demokratik dönüşümünde bu noktada aşama kaydedildi.
Burada hassas bir nokta var. Batı’nın BOP projesini eleştirmek çok meşrudur. Ancak, bölgedeki diktatörlerin yanında saf tutmak da anlamsızdır. Bu ikisi arasındaki farkı anlamak lazım. Haklarını aramak için sokaklara çıkanları Batı’nın ajanı gibi gösteren değerlendirmeler doğru değerlendirmeler değil. Ortadoğu’da bir değişim enerjisi var. Ortadoğu halkının değişim talep etmesi tabiidir, meşrudur. Örgütlü güçler, organize güçler, batılı güçler bu değişimin hangi kanaldan akacağı ve sonuçta ortaya hangi fotoğrafın çıkacağını belirlemeye çalışıyorlar. O yüzden de muhalefet hareketleri ile temas kurmaya çalışıyorlar.
- Bu tür değişimlerde olması gereken bu mudur?
- Olması gereken, değişim enerjisi ve potansiyeli belli olduğu için mevcut rejimlerin kendilerini reforme ederek iç barışı sağlamalarıydı. Mesela, Suriye’de Esed gerçekten adil bir seçim yapmış olsaydı Batı’nın bölgeyle ilgili bütün planlarını bozmuş olurdu. Bu Hüsnü Mübarek için de Kaddafi için de geçerli. Yani bölge kendi içinden ürettiği bir akılla bu değişim potansiyelini hedefine ulaştırabilecek enerjiyi üretebilseydi, Batı’nın bütün planları alt üst olacaktı.
“İRAN’IN NÜKLEER SİLAH YAPMASI İSRAİL’İ KORKUTUYOR”
Netanyahu’nun, özellikle İran meselesinden dolayı ABD’de yaşayan Yahudileri harekete geçirmeye çalıştığını kaydeden Okur, “Obama’yı sıkıştırmaya çalışıyorlar. Amerikalı seçmenlere İran’ın nükleer silah yapmaya çalıştığını, bunun da İsrail için büyük bir tehlike oluşturduğunu, zamanın çok daraldığını, bir an önce İran’a yönelik bir askeri müdahalenin yapılması gerektiğini söylüyorlar” dedi.
NETANYAHU OBAMA’YI SIKIŞTIRIYOR-
Amerika’da seçimler yaklaşıyor. Anketlere göre, Obama seçimleri şimdilik önde götürüyor. Obama’nın seçimleri önde götürmesi ve halkın teveccühünü kazanması gerçekten başarılı olduğundan dolayı mıdır, yoksa arkasında onun başkanlığını destekleyen bir güç mü var?
- Amerikan toplumu ve siyaseti aslında büyük bir değişimden geçiyor. Obama’ya ve Cumhuriyetçilere oy verenlere baktığımızda seçmenlerin hem etnik hem de dini inanç bakımından birbirinden farklılaştığını görüyoruz. Mesela siyahîlerin yüzde 80’i geçen seçimde Obama’ya oy verdi. Ancak, Obama beyaz seçmenin yüzde 43’ünün de oyunu aldı. Böylece geçen seçimde başkan seçildi. Aşağı yukarı günümüzde de benzer bir denklemin ortaya çıkması bekleniyor. Amerikalılar Obama’nın dış politikada attığı bazı adımları destekliyor. Bunlardan en önemlisi Bush’un başlattığı savaşları bitirmiş olması. ABD, Irak’tan çekildi, 2014’te de Afganistan’dan çekilmeyi düşünüyor. Ayrıca, Cumhuriyetçilerin Mitt Romney’i aday göstermesi Barack Obama için önemli bir şans. Romney, çok parlak bir lider değil. Eğer Cumhuriyetçiler daha güçlü bir aday çıkarmış olsalardı, bu seçimi zora sokabilirlerdi. Önümüzdeki iki ay kritik. İç ve dış gelişmeler seçimi etkileyebilir.
AMERİKAN YAHUDİLERİ LOBİLER ÖRGÜTLÜYOR
- Amerika’daki Yahudiler şu an kimi destekliyor?
- Amerika Yahudiliği aslında çok çeşitlenmiş bir Yahudilik. Yani topyekun bir Yahudi seçmen kitlesinden bahsetmek çok mümkün değil. Daha çok demokratlara oy veriyorlar. Amerikan Yahudileri, organize lobiler üzerinden örgütleniyorlar. İsrail’in bütün politikalarını otomatik olarak destekleyen bir Amerikalı Yahudi kitlesi yok. Eğer İsrail, Ortadoğu’da çok hayati bir tehlike ile karşı karşıya gelirse o zaman bu seçmen kitlesi kitlesel bir duruş sergileyebiliyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, özellikle İran meselesi yüzünden bu hassasiyeti kullanmaya, Obama’yı sıkıştırmaya çalışıyor. Amerikan seçmenine doğrudan ulaşacak kanallar üzerinden mesajlarını iletiyor. Amerikalı seçmenlere İran’ın nükleer silah yapmaya çalıştığını, bunun da İsrail için büyük bir tehlike oluşturduğunu, zamanın çok daraldığını, bir an önce İran’a yönelik bir askeri müdahalenin yapılması gerektiğini söylüyor. Obama’nın ise bu noktada gevşek davranarak İsrail’in güvenliğini tehlikeye attığını ifade ediyor. Bu propagandanın belli bir tesir gücü var.
- Müslümanlara hakaret içeren bir film Amerikalı bir Yahudi tarafından çekildi. Bu filmin amacı nedir? Filmin Amerika’daki seçim sürecinde yayınlanmış olması tesadüf mü?
- Bu filmi çekenler ve yayınlayanlar bunun Ortadoğu’da bir protesto dalgası oluşturacağını bilerek yaptılar ve elbette bunun yanında söz konusu filmin Amerika’da da etki göstereceğini biliyorlardı. Bu filmin siyasi sonuçlarından doğrudan rant elde edilmek isteniyor. Burada Amerikan seçimleri de etkilenmek isteniyor. Çünkü Obama, Arap Baharı’nı ve rejim değişikliklerini destekledi. Şimdi ise bu filmin yayınlanmasıyla bu ülkelerde geniş Amerikan karşıtı gösteriler yapılıyor. İşte bu gösteriler Amerikalı seçmenlere gösterilerek “Obama’nın desteklediği değişim Ortadoğu’da bizim aleyhimize olan güçlerin önünü açtı” mesajı veriyorlar.
Şükrü Macun / Yeni Akit
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.