Kavakçı: "28 Şubat adı konulmamış darbedir"
TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu bünyesinde kurulan 28 Şubat Alt Komisyonu, Fazilet Partisi’nden milletvekili seçilen, ancak başörtüsü sebebiyle yemin edemeyen Merve Kavakçı’yı dinledi.
13 YIL SONRA MECLİS’E GİRDİ
13 yıl sonra ilk kez TBMM’ye gelen Kavakçı, komisyona eşi ve avukatı ile birlikte geldi. Basının yoğun ilgi gösterdiği toplantıyı Komisyon Başkanı Nimet Baş yönetti. Baş, Kavakçı’yı “Milletin iradesiyle seçildiğiniz, ancak fiilen ve zorla gönderildiğiniz Meclis’e hoş geldiniz” diyerek toplantıyı başlattı. Kavakçı, komisyona yaklaşık 2 saat bilgi verdi.
“HUKUKÎ VE AHLAKÎ AYIP”
Kendisini tanıtarak konuşmasına başlayan Kavakçı, ilk değerlendirmesinde, “Normal bir vatandaş muamelesi görmekten dolayı memnun olduğumu belirtmek istiyorum” dedi. 28 Şubat sürecinde kendisine yapılan muamelenin hukukî ve ahlakî sorun olduğunu belirten Kavakçı, “Hukukî ayıp olarak seçilmiş bir milletvekilinin yemin ederek görev yapması engellenmesi ile alakalıdır. Ahlakî ayıp ise kürsünün işgal edilmesi ve bana görülen fiili durumdur” dedi.
“ADI KONMAMIŞ DARBEDİR”
Kavakçı’nın açıklamaları özetle şöyle: “2 Mayıs 1999 tarihinde TBMM’de yaşanan olaylar sonucunda sadece benim görev yapmam engellenmedi. Aynı zamanda bana oy veren seçmenin temsil hakkı da gasp edildi. O gün Genel Kurul’da yaşananlar adı konmamış bir darbedir. Silahlı kuvvetler gölgesinde DSP’nin Meclis çatısı altında uygulamasını üstlendiği bir darbedir.”
“MECLİS BU AYIBI ORTADAN KALDIRMALIDIR”
“2 Mayıs 1999 günü millî irade kısmen yok sayılmıştır. Seçme ve seçilme hakkı yok sayılmıştır. Din ve ifade hürriyeti engellenmiştir. Kadınların üçte ikisinin başlarının örtülü olduğu bir ülkede temsil merkezinde kadın ayrımcılığı yapılmıştır. Meclis’in itibarı zedelenmiştir. Bu ayıp Meclis’in üzerinde kalmıştır. Meclis bu ayıbı ortadan kaldırmalıdır.”
“BENİM 28 ŞUBATIM HÂLÂ DEVAM EDİYOR”
“O gün darbecilerin güdümündeki devlet; beni, ailemi ve yanımda durma cesaretini gösterenleri hedef gösterdi. Bana haddimi bildirmeye yeltendiler. Şahsiyetimi, milletimizin nezdindeki itibarımı zedelemek için uğraş verdiler. Başörtülü kadınlar olarak bizim 28 Şubatımız hâlâ devam ediyor. Dönemin iktidarı yok oldu. Benimle o dönem aynı sıraları paylaşan bazı arkadaşlar iktidar oldu, bizim için 28 Şubat devam ediyor. Benim için ise kökleşerek devam ediyor. Başörtüsünün sorun olmaktan çıkarılacağı bir çözüm üretilmelidir.”
“MERVE KAVAKÇI KOMİSYONU KURULSUN”
“TBMM’nin gasp edilen haklarımın iadesi ile ilgili olarak Meclis kararı çıkartmasını talep ediyorum. TBMM’de Kavakçı olayı çerçevesinde yapılan usulsüzlüklerin, belge tahrifatlarının güçler ayrımı ihlalinin ortaya çıkartılmasını, bu tür olayların bir daha tekrarlanmaması için Susurluk Komisyonu benzeri bir komisyon kurulmasını talep ediyorum. Konuyla ilgili olarak dönemin devlet kurumlarındaki yazışma ve sözlü görüşmelerin, MGK kayıtlarının, istihbarat kayıtlarının, YSK kayıtlarının incelenmesi talep ediyorum.”
“YEMİN ETSEYDİM DSP’Lİ KADIN VEKİLLER BAŞÖRTÜMÜ PARÇALAYACAKTI”
“Milletvekili adayı oldum. YSK başörtülü fotoğrafımla milletvekilliği adaylığımı kabul etti. Seçildikten sonra yemin etmek için geldiğim Meclis’te yemin etmem engellenmek istendi. Askeriyeden bazı kişilerce Demirel aracılığıyla ‘Merve Kavakçı yemin ederse darbe yapacağız’ diye mesaj verildi. Ben Genel Kurul’a girdiğimde DSP’liler sıralara vurmaya başladılar. Ecevit ve Hüsamettin Özkan, Meclis Başkanı ile konuştu. ‘Dışarı dışarı’ diye tempo tuttular. Vekiller, etrafını sardı. Eğer yemin etmeye yönelseydim DSP’li kadın vekiller başörtümü çekip parçalayacaklarını söylediler.”
“MEDYA KARAKTER CİNAYETİ İŞLEDİ”
“Milletvekili olduktan hemen sonra kartel medyası tarafından saldırılar başladı. Medya aracılığıyla son derece kaba ve nezaket dışı bir şekilde sistematik olarak kişiliğim üzerinde bir karakter cinayeti başlatıldı. Medya, beni seçmen karşısında küçük düşürmeye ve itibarsızlaştırmaya çalıştı. Had bildirme kampanyasını medya üslendi. Beni ajan provokatör olarak tanıttılar. Beni Hamas ve Hizbullah ile ilişkilendirmeye çalıştılar.”
“HER TÜRLÜ AHLAKSIZLIĞI YAPTILAR”
“Bir taraftan ABD vatandaşlığı ile suçlanırken, bir yandan da ABD’de çaptan düşmüş İslâm düşmanı Steve Emerson’u aleyhime konuşturdular. Hakkımda bilgi toplanması için ABD’ye bile muhabir gönderiler. Milliyet’ten Yasemin Çongar, Dallas’a giderek hakkımda haber yaptı. Fatih Altaylı, ‘ABD vatandaşlığından da çıkartılsa iyi olur’ diye yazdı. Emin Çölaşan ‘Go home Merve’ diye yazdı. Uğur Dündar ve ekibi, makineli tüfeklerle dayım Orhan Güngen’in ofisini bastılar. Arena programında dayım üzerinden yayın yaptılar.”
“KIZLARIMIN BAŞÖRTÜLÜ OLUP OLMADIĞINI ARAŞTIRDILAR”
“Bana yapılan lincin bir benzeri yakınlarım ve kızlarıma yapıldı. Muhabirler kapımızda nöbet tuttular. Sürekli zili basarak taciz ediyorlardı. Kızlarımın okullarına giderek öğretmenlerini bile rahatsız ettiler. Kızlarımın başörtülü olup olmadığını araştırdılar. Kızlarımın okuldaki panoda bulanan resimlerini bile çaldılar. Baskı öyle bir hal aldı ki; kızlarım öğretmenlerinin yanından ayrılamıyordu. Tenefüse bile çıkmaktan korkuyorlardı. Diğer çocukların saldırılarına uğramaktan korkuyorlardı. Bazı komşularımız da bu kampanyaya dahil oldu. Bazı komşularımız muhabirleri evlerinde sakladılar. Akşam eve geldiğimde çıkıp fotoğraf çekiyorlardı, kamerayla görüntü çekerek ve kapıma ayaklarını koyacak kadar cüretkâr tavırla hareke ediyorlardı.”
“ÇOCUKLARIMDAN AYRILMAK ZORUNDA KALDIM”
“Telefonlarımın dinlendiği bilgisini edindim. Baskılar yüzünden çocuklarımdan ayrılmak zorunda kaldım. Çünkü onlara zarar verilmesinden korkuyordum. İstanbul’da kuzenimin evinde saklandım. Ailemle uzun süre görüşemedim, telefonlar dinlendiği için. Polis, koruma bahanesiyle evimize gelmiş, ailemden hayatımın tehlikede olduğunu söyleyip yerimi öğrenmeye çalışmışlar. Hakkımda çok sayıda davalar açıldı yıldırmak için. Teröre yardım ve yataklık yaptığım iddia edildi.”
“HAD BİLDİRME İŞİ YURTDIŞINA UZANDI”
“Had bildirme işi Türkiye ile sınırlı kalmadı, yurtdışında da sürdü. ABD vatandaşlığından da atılmam için ABD nezdinde girişimlerde bulundular. Gittim her yerde hakaretlere maruz kaldım. Suna Vidinli diye bir gazeteci soru sormak bahanesiyle söz aldı, bana hakaret etti. En sonunda ‘Soru sorulmaya bile değmezsin’ dedi. 2007 yılında İstanbul’a konferans vermeye geldim. Otele yerleştikten sonra polisler beni almaya gelmişler. Gitmedim, teslim olmadım. Sonradan öğrendim ki; beraat ettiğim bir davadan dolayı soruşturmanın güncellenmesi yapılmadığı için gelmişler.”
“BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI ARTIK SONA ERSİN”
“Başörtüsü yasağının artık sona ermesi gerekiyor. Benim yaşadıklarım sadece bir örnektir. O dönem benden daha fazla mağdur olan başörtülüler var. Benim derdim sadece özlük haklarımın iade edilmesi değildir... Başörtülü kadınların her türlü vatandaşlık haklarından faydalanması ve başörtüsünün artık bir sorun olmaktan çıkartılmasıdır.”
“NUH METE’NİN EVİME BASKINI ORGANİZEYDİ”
“Nuh Mete Yüksel, 312. Madde’yle beni yargılamak sürecini başlatmak için terörle mücadele ekipleriyle gece evime baskın düzenledi. Bu iş organizeydi. Çünkü önceden medyaya haber verilmiş. Önce canlı yayın araçları evimin önüne geldi. Sonra Yüksel, kapıyı yumruklayarak ‘Aç kapıyı, içeride olduğunu biliyorum’ diye bağırmaya başladı. Baskın sırasında annem, kızlarım, kız kardeşim ve yeğenlerim çok korktular. O gün yaşananları aklıma geldikçe çok üzülüyorum. O anı hatırladığım zaman üzülüyorum.”
Hasan Tosun - Erol Metin / Yeni Akit
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.