‘Batı İslam korkağı’

‘Batı İslam korkağı’
“Batı, tarih boyunca Müslümanları hep ötekileştirip kimliğini İslam korkusu üzerinden inşa etti. Kendi dinamiklerini, artılarını kullanmak yerine İslam dünyası üzerinden tanımlıyor kendisini...” diyen Dr. Şadi Aydın, “İslamofobların azın

Türkiye’deki ilk-orta ve lise eğitiminden sonra Lisans ve Lisansüstü eğitimini Almanya’da devam ettiren Dr. Şadi Aydın’la Almanya özelinde İslamofobi’yi konuştuk. Augsburg Üniversitesi’nde tarih ve sosyoloji üzerinde ihtisas yapan Şadi Aydın 2011’in Ocak ayında 469 sayfalık “Almanya’daki Müslümanların ve Müslüman Grupların Güven Oluşturucu Adımları- Barış Coğrafyasına Bir Katkı” adlı teziyle doktorasını yaptı. Tez konusunun 4’te birini ‘İslamofobi’ye ayıran Dr. Şadi Aydın, şimdilerde Türkiye’ye temelli dönüş yapmış durumda.

¥ Almanya toplumunda İslam korkusunun geçmişini ve geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Alman ve Batı toplumunda İslam korkusu elbette ki yeni değil. Bu korku, Endülüs’ün Müslümanlar tarafından fethi ile başlamış, Haçlı seferleri ile zirveye ulaşmış ve en radikal biçimi olan İslam düşmanlığına yani İslamofobi’ye dönüşmüştür. Haçlı seferleri sonrasında nispeten azaldıysa da Osmanlı’nın Balkanlar’da ilerleyişi ile birlikte tekrar artış göstermiştir. Yani İslam korkusu tarihi seyri içinde hep aynı şiddette olmamış; arttığı ve azaldığı dönemler olmuştur. Ama tarihin hiçbir devrinde batı toplumunda bu korkunun olmadığı bir dönem bulamazsınız. Batı, tarih boyunca Müslümanları hep ötekileştirip kimliğini İslam korkusu üzerinden inşa etti. Kendi dinamiklerini, artılarını kullanmak yerine İslam dünyası üzerinden tanımlıyor kendisini... Samuel Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması”nı bilirsiniz... Zaten o tez de bunun en açık göstergesidir.
Alman toplumunda 10 kişiden 7’sinde ‘İslÂm korkusu’ var

¥ Bu korkunun mahiyeti hakkında neler söylersiniz?

- Ben araştırmamı 602 kişi ile 56 sorudan oluşan bir anketle yaptım. Araştırmamda Alman toplumunda her 10 kişiden en az 7’sinde ‘İslam korkusu’ tespit ettim. Bu şu demek; toplumda İslam korkusu çok yaygın... Bazılarında korku çok az, bazılarında düşmanlık derecesinde... Düşmanlık duygusu besleyenler, yani İslamofoblar toplumda azınlıktalar. Araştırmamda bunların toplumun geneline oranı yüzde 6-8 arası bir oran çıktı. İslamofobların azınlık olmasından dolayı Batı’yı ve özelde Almanya’yı İslam düşmanı olarak diye tarif edemem ama korkunun genel manada yaygın olmasından dolayı ‘İslam korkağı’ diye tarif edebilirim.

¥ İslam düşmanı olarak gördüğünüz İslamofobların özellikleri neler?

- Alman toplumunu İslam ve Müslümanlara bakış ve yaklaşım bağlamında 5 gruba ayırıyorum. En kötü noktada İslamofoblar var ve bunlar Müslümanlara düşmanlık ve nefret duyguları besliyor. İslamofoblar, Müslümanların Avrupa’yı terk etmesini, camilerin kapanmasını, Müslümanların kötü duruma düşmelerini istiyorlar. Araştımayı yaptığım yıllarda bunların oranı yüzde 6-8 civarındaydı, şimdilerde arttığı tahminindeyim. İslamofobları da kendi aralarında aktif ve pasif olmak üzere iki gruba ayırıyorum. Aktif İslamofoblar düşmanca duygu ve düşüncelere sahip olmakla kalmayıp bunları başkalarına da yaymak için çaba gösteriyorlar, propaganda yapıyorlar. Cami eylemlerinden tutun da diğer toplantılara kadar onları her yerde görebilirsiniz. Aktif İslamofoblar’ın çok sayıda kişinin ziyaret ettikleri internet siteleri var. Buralarda İslam’a ve Müslümanlara kin ve nefret kusuyorlar. Ayrıca Aktif İslamofoblar son yıllarda Alman İstihbaratı ve birçok kuruma kendi elemanlarını sokmayı başardılar. Bir de Pasif İslamofoblar var ve bunlar İslamofobların çoğunluğunu oluşturuyorlar. Bunların düşmanlığı düşünce boyutunda...

MEDYA İSLÂM KORKUSUNU KIŞKIRTIYOR

¥ Alman toplumunun İslam’a yaklaşımını 5’e ayırıyorsunuz... İslamofoblar haricindeki toplumsal sınıflar hangileri?..

- İslamofoblar gibi düşmanca duygular beslemeyen ama onlara yakın derecede büyük korkuları ve önyargıları olan ve Türkçe tabirle İslam Kuşkucuları (İslamargwöhnische) diye tanımladığım bir grup var. Bunların oranı yüzde 22-25. Müslümanlardan nefret etmiyorlar ama soğuk davranıyorlar, belli bir mesafe koyuyorlar. İslam Kuşkucuları da İslam’ın terörü teşvik eden bir din olduğunu düşünüyor, ama onlar gibi bütün Müslümanları potansiyel terörist olarak görmüyorlar. Müslümanlara karşı davranış ve düşünce bakımından toplumun en büyük kesimini yüzde 42 - 45 civarında bir orana sahip olan İslam Endişelileri diye tabir ettiğim grup oluşturuyor. En heterojen grup. Bu gruptakilerin İslam korkusu az ama önyargıları nispeten fazla. Müslümanlarla az çok bir tanışıklık içindeler... Alman toplumunda Müslümanlara en olumlu bakan İslam Dostları diye tanımladığım grup. Toplumun en az kısmını bunlar oluşturuyor, yüzde 5 civarındalar. Korkuları hiç yok, ama bu grubun çok az kısmında biraz ön yargılara da rastlamak mümkün. Büyük çoğunluğu İslam ülkelerine seyahatlarde bulunmuşlar. Son olarak İslam Tarafsızları diye tabir ettiğim bir gruptan bahsedeyim. Yüzde 20 civarında bir orana sahip olan bu grup İslam Endişeliler ve İslam Dostları arasında bir grup. Bunlarda İslam Korkusu yok ama mensuplarının bir kısmında biraz ön yargılar mevcut. Onlarda hakim olan anlayış “Müslümanlar kanunlara uyduğu müddetçe banane” diyorlar.

¥ Peki İslam korkusu ve önyargılar nasıl oluşuyor, oluşmasında ne tür faktörler rol oynuyor?

- Tezde 10 civarında faktörden bahsediyorum. Değişkenlik olduğunun da altını çizelim. Mesela okul ders kitapları artık eskisi kadar etkili değil. İslam ve Müslümanlar hakkındaki bilgi eksikliği ve Müslümanlarla iletişim eksikliği en etkili faktör. Ondan sonra görsel ve yazılı medya yayınları en etkili faktör; kullanılan üslup, atılan başlıklar, seçilen resimler çoğu zaman korku ve ön yargıların çoğalmasına hizmet ediyor. Üçüncü etkili faktör İslam Dünyası’ndaki çeşitli ihmalkarlıklar ve eksiklikler, olumsuz gelişmeler, bazı Müslümanların radikal tutumları. Elbette imanımızın gereği olarak biz Müslümanların karikatürlere, en son çekilen provokatör filme tepki göstermemiz doğal birşey ama adamın gider elçisini, diplomatlarını öldürürsen kaş yapayım derken göz çıkarmış olursun.
¥ Medya konusundaki izlenimleriniz nasıl?
- Almanya’da göçmen nüfus toplumun yüzde 15 civarını oluşturmasına karşın göçmen kökenli gazetecilerin Alman medyasındaki oranı yüzde 1 civarında. Halbuki göçmen kökenlilerin ve bunların içinde Müslüman gazetecilerin oranı yeterli derecede olsa İslam ve Müslümanlar hakkında daha olumlu haberler yayınlanır.

MÜNİH’TE MERYEM ANA HİLAL’E BASIYOR

¥ Tarihten gelen korkuların bu faktörler arasındaki yeri nerede?

- Tarihte İslam Korkusu düşmanlık derecesinde müzikte, şiirde, roman ve hikayelerde, tiyatro eserlerinde, heykel ve mimaride ve daha birçok alanda çok derin izler bırakmış... Yaramazlık yapan çocuklar Türklerle korkutulmuştur. Çocuklar, Türkleri barbar ve vahşi olarak tasvir eden masallarla büyütülüyor. Münih’te şehrin en önemli meydanlarından Meryem Meydanı’nın ortasında Meryem Ana Anıtı var ve kucağında Hz. İsa’yı tutarak tasvir edilen Hz. Meryem bir hilalin üzerine basıyor. Bu heykel 1630 yılında Bavyera Kralı I. Maximilian tarafından yaptırılıyor. Güya Hıristiyanlığın sembolleri, İslam’ın sembollerini ayakları altına alıyor. Tabii bunları tepki çekmesin diye okul kitaplarına yazmıyorlar. İslam korkusunu çocukların bilinçaltına pompalıyorlar. Heykelin etrafında “4 kahraman hindi” var. O dönemde Katolik Bavyera’daki bu 4 sembol düşmanları sembolize ediyor. Maria heykelinin köşesindeki aslan Türkler’i, yılan Protestanları, ejderha açlığı, fare de vebayı temsil ediyor.

VATİKAN İSLÂMOFOBİ’Yİ DESTEKLİYOR

¥ Peki İslam korkusu oluşturmada kilisenin günümüzde rolü nedir, katkısı ne kadardır?

- Kilisenin de tabii ki bir rolü var, ama siyasilerden çok daha az. Geçmişe göre de çok daha az! Almanya’da konuştuğumuz bir din adamı Papa’nın İslam’a karşı ön yargılı 2005’teki Regensburg konuşmasını eleştirmekle kalmamış Papa’nın bir İslam düşmanı olduğunu söylemişti bana. O Katolik din adamına göre Vatikan’ın İslamofobi’yi hortlatmakla ilgili gizli bir ajandası olduğunu söyledi. Bana belge sunmasa da o Katolik din adamının anlatımı beni çok etkiledi ve Vatikan’ın İslamofobi’yi gizlice desteklediği kanaatine sahip oldum.

¥ Somut örnekler vermek gerekirse Almanya’da Müslümanlar nasıl sorunlar yaşıyor?

- Müslümanlar, özellikle de dindar olanlar kiralık ev aramadan iş aramaya kadar hayatın birçok alanında dışlanıyorlar. 2006 yılında yürürlüğe giren ‘Dışlanmışlığı Önleme Yasası’ da Müslümanların dışlanmasını önlemede biraz fayda getirdiyse de genel itibariyle dışlanmışlığın önüne geçemedi. Çünkü dışlanmışlığı ispat etmek her zaman öyle kolay değil. İş ve ev arama ilanını okudunuz ve telefonu aradınız, herhangi bir şekilde Müslüman olduğunuzu belli ettiyseniz ‘kusura bakmayın sizden daha önce arayan birisine evi kiraladım’ veya ‘işi verdim’ gibi cümlelerle size yalan söylenebiliyor. Mesela son yıllarda İslamofoblar geceleri kesik domuz başlarını cami bahçelerine, avlularına bırakıyorlar, ayrıca domuzun kanıyla caminin dış duvarlarını kirlettikleri de oluyor. Eğer cami yapım aşamasındaysa domuzun başı temele atılıyor, kanı da oraya akıtılıyor. Bu şekilde Müslümanları o camiyi inşa etmekten vazgeçirmek istiyorlar.

Yahudi’ye farklı, Müslümana farklı!
¥ Peki Batı’da İslam korkusu kökten yok edilebilir mi?

- Kökü yüzlerce yıl öncesine dayanan korkular, ön yargılar çok çaba gösterilmesi ve gerekli adımlar atılması sonucunda uzun vadede ancak azaltılabilir ama hiçbir zaman sıfırlanmaz. Batı ilk önce Antisemitizm gibi İslamofobi’yi de nefret suçu kabul etmeli ve gerekli kanunları çıkarmalı ki İslam düşmanlığı yapanlara karşı hukuki yaptırımlar, cezai müeyyideler olsun. Malesef batıda çifte standart var; Yahudilere hakaret söz konusu olduğunda düşünce hürriyetinin sınırı hatırlanıyor ve müdahale ediliyor ama Müslümanların dinlerine, kutsal değerlerine hakaret edildiğinde fikir hürriyeti var, herkes istediğini söyler, yazar, çizer deniyor. İslamofobi de nefret suçu sayılmadıkça ve bu yönde gerekli hukuki adımlar atılmadıkça batının samimiyetine asla inanmam.

¥ İslamiyet’in halen resmi din olmaması önemli bir sorun mu?

Batı’nın atması gereken önemli bir adım da İslam’ı resmi bir din olarak kabul etmesi. Mesela Avusturya gibi bazı ülkelerde İslam resmen kabul edilen bir din. Avusturya’da İslam 1912’den beri resmen kabul görürken ve hukuki olarak Hıristiyanlıkla eşit statüdeyken komşu ülke Almanya’da ve birçok batılı ülkede henüz resmi din olarak kabul edilmiyor.
¥ Peki İslam korkusu ve ön yargılarla mücadelede Müslümanların

atması gereken adımlar da var mı?

Tabii, biz Müslümanlara da çok büyük görevler düşüyor. İlk önce dinimizi çok doğru ve iyi derecede öğrenmeli ve tatbik etmeliyiz. İslam’ın güzelliklerini ve korkulacak bir din olmadığını hem söylemlerimizle hem de yaşantımızla göstermeliyiz. Hal dili kal dilinden daha tesirlidir; Mevlana misali gönül insanı Müslüman nesiller yetiştirmeliyiz.
“Kilisede Erdoğan’a beddua okuyorum”

¥ Siz ne tür İslamofoblarla karşılaştınız?

Türkiye’deki 2011 genel seçimleri sonrasında tramvaya bindim ve eve gidiyordum. Elimde Türkçe bir gazeteyi açmış okuyordum. Karşı koltukta oturan 65 -70 yaşlarında bir Alman, gazetenin dış yüzündeki Erdoğan’ın resmine gözü ilişti. Manşette Erdoğan’ın resmi ile birlikte AK Parti’nin seçim zaferinden bahsediyordu. Bu arada karşımda oturan Alman da birşeyler mırıldanıyodu. Gazeteyi kapattım, benimle konuşmaya başladı. Haberlerden AK Parti’nin seçimi yeniden kazandığını ve Erdoğan’ın daha güçlenerek başbakan seçildiğini duyduğunu ve buna çok üzüldüğünü söyledi. Ben de ona nedenini sorunca verdiği cevap kin ve nefret doluydu: “Erdoğan Osmanlı padişahları içinde en fazla nefret ettiğim ve İstanbul’u fetheden Fatih’i hatırlatıyor bana.

Erdoğan da Fatih gibi önce İstanbul’u fethetti, sonra Anadolu’yu... Erdoğan, Türkiye’yi gizliden gizliye modern batılı değerlerden uzaklaştırıp İslamlaştırıyor. O benim nazarımda bir İslamist, bir fundamentalisttir. O yüzden son yıllarda kilisedeki dualarıma Erdoğan’ın bir an önce gebermesini ve cehenneme gitmesini de kattım.” Ben bunları duyunca şok oldum ve onun yanlış düşündüğünü belirterek fikirlerimi açıklamaya başladım, ama adam cümlelerimi bitirmeme fırsat vermeden bana ‘sen de onu seviyorsun, modern giyinimli olduğundan ben de seni çağdaş bir Müslüman zannettim. Bir an önce sen de geber ve onunla birlikte cehenneme git’ diyerek beddua etti. Yanımda bir bayan oturuyordu ve o cahil adamın sözlerine kulak misafiri olduğunu ve bu durumda benim haklı olduğumu, niçin karşılık vermediğimi sordu. Ben de ona “Korkmadım, fakat beni Kuran’da bir ayet kavga yapmaktan, kötü sözle karşılık vermekten alıkoydu’ dedim. Kadına Furkan Süresi 63. Ayetten bahsettim ve o ayetin maçoluğu yasakladığını, aklıselim içinde hareket etmeyi teşvik ettiğini söyledim. Anlattıklarım kadının ilgisini çekti, bir kağıda o ayet numarasını yazıp ona vermemi rica etti ve evde internetten Almancasını bulup okuyacağını söyledi.

Yeni Akit

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum