Ahıska Esir Ahmediye Mahzun!
1944’ten önce de defalarca zulüm yaşayan Ahıska halkı, serhad vilayeti olmanın onuruyla beraber İmparatorluğun gerileme döneminde ağır faturaları da ödeyen insanlar oldular. Yahudi kökenli Gürcü diktatör Joseph Stalin’in emriyle anavatanlarından koparılan Ahıska Türklerinin tam sayısı net olarak bilinemiyor. Daha önceki sürgünlerle beraber dünyaya yayılmış Ahıska Türklerinin sayısının bir milyona yakın olduğu sanılıyor. 1944’de yaşanan bir başka dram ise 40 bin Ahıskalı Müslüman Türk’ün Komünist Rusya için askere alınıp II. Cihan Harbi’nde cephenin ön saflarına sürülmüş olmaları. Bu 40 bin kişiden geriye neredeyse hiç dönen olmamış. Ahıska’nın dramını anlamak için kısa bir tarih yolculuğuna çıkmak gerekiyor.
250 YILLIK TÜRK - İSLAM YURDU SAVAŞ TAZMİNATI OLARAK ELİMİZDEN ÇIKTI
Ruslar, devlet hâline geldikten sonra, bilhassa Altunordu Devleti'nin yıkılmasıyla daima genişleyen bir siyaset takip ettiler ve güneydeki Osmanlı topraklarına da aralıksız tacizlerde bulunmaya başladılar. Bu genişleme siyasetinin ana hedeflerinden biri de Kafkasya idi. Ahıska, Osmanlı için Kafkasya’da Kars’tan Ardahan’dan bile daha önemli, bölgenin yönetildiği bir eyalet merkeziydi. Bu topraklar, 1578’de Safevî nüfuzundan Osmanlı hâkimiyetine geçti. Buralar, Osmanlı-Rus savaşlarının en önemlisi olan 1828 harbiyle elimizden çıktı. Ruslar Erzurum’a kadar geldiler. Ahıska, 1829 tarihinde imzalanan Edirne Anlaşması ile savaş tazminatı olarak Ruslara bırakıldı. Böylece Ruslar Erzurum ve Kars’ı boşalttılar. Batum hariç bugünkü Gürcistan sınırımız işte 1829’da belirlenen o sınır.
KOLAY TESLİM OLMADILAR
Rus ordusunun komutanı General Paskeviç, Ahıska’yı kuşattıktan sonra halkın teslim olmasını istedi. Buradaki Osmanlı garnizonu çok güçlü değildi. Fakat Ahıska halkı yediden yetmişe Ruslara karşı koydu. Rus Ordusu, hem sayıca hem de mühimmat bakımından çok güçlüydü. Ahıskalıların savaşı kazanmaları için gerçekten bir mucizeye ihtiyaçları vardı. Ancak onlar kesinlikle teslim olmadılar. “Siz, gökteki hilali alabilirsiniz ama Ahmediye Camii'nin kubbesindeki hilali asla alamayacaksınız!” diyorlardı. Uzun yıllar süren çatışmalar ve direniş arasında Müslüman - Türk varlığı tamamen sökülüp atılamaz Ahıska’dan. Öyleki 3 Temmuz 1853’te Rumeli ve Kafkas cephelerinde cereyan eden Kırım Savaşı’nda bile Ahıska Eli’de yeni mücadelelere sahne olur. 1828 felaketini yaşamış mücahidler Osmanlı ordusunun yanında daha bir azimle saldırırlar düşmana.
ATEŞE YÜRÜYEN KADINLAR…
General Paskeviç, şehrin yakılmasını emretti. Bir gece vakti Ermeni mahallesinden giren Rus askerleri yağlı paçavraları tutuşturarak Müslüman mahallesini ateşe verdi. Şehir, 28 Ağustos 1828 sabahı küller içinde Rusların eline geçmişti. Bu yangın ve süngü savaşı arasında Moskof’un eline sağ geçmemek için alevlerin içine atılan Müslüman kadınların destanî kahramanlıkları, Rus askerî kaynaklarında bile inkâr edilmemektedir.
Çarlık Rusyası yıllarında Müslüman - Türk varlığı tamamen sökülüp atılamaz Ahıska’dan. Öyleki 3 Temmuz 1853’te Rumeli ve Kafkas cephelerinde cereyan eden Kırım Savaşı’nda bile Ahıska Eli de yeni mücadelelere sahne olur. 1828 felaketini yaşamış mücahidler, Osmanlı ordusunun yanında daha bir azimle saldırırlar düşmana. Bugün, Güneybatı Kafkasya’da, Gürcistan sınırları içinde yer alan Ahıska’nın tarihi mezalim ve acımasızlıklarla doludur. Yaklaşık iki yüzyıllık bir dönem içinde Ahıskalılar birçok kıyıma uğramış, vatanlarından çıkarılmış sürgün bir halk haline getirilmişlerdir.
‘MİLLETİ SADIKA’NIN HIYANETİ AHISKADAN BAŞLIYOR
Osmanlı tarih kayıtlarında ‘Millleti Sadıka’ olarak nitelenen Ermeniler, Ahıska’nın yaşadığı dramda da rol almışlar. Ahıska’da yaşayan Ermeniler Rus ordusunun yanında saf tutmuşlar. Ahıska’nın Ruslara bırakılması neticesi Erzurum hattından Rusların çekilmesi üzerine korkuya kapılan Kars ve Erzurum bölgesindeki Ermeniler de, Rus ordusunu takip ederek Ahıska taraflarına gelmişler. Buralarda da rahat durmamış ve Ahıska bölgesindeki yerli Müslüman ahalinin topraklarını işgal etmişlerdir. Ermeniler, Sovyet devrinde de yerli Türk ahaliye zulmetmiş, hatta sürgün edilmelerinde aktif rol almışlardır.
AHMEDİYE’NİN MİNARESİNİ BİLE TALAN ETTİLER
Bu işgal ve sürgün dönemlerinin en canlı şahidi ise, minaresi yıkılan, cemaati katledilen ve sürülen, kubbesinden hilali indirilen Ahmediye Camii. 1747 tarihinde Ahıska valisi Atabekli Haci Ahmet Paşa tarafından inşa edilen bu camii, 1828 de Rusların şehri işgalinin ardından minaresi dahi sökülerek talan edilmiştir. Caminin yanında bulunan medreselerin çok zengin kütüphanesi de Petersburg’a götürülmüştür. Rusların caminin minaresinde kullanılan ‘güzel beyaz’ taşları da taşıdıkları rivayet ediliyor. Minaresi yerine bir çan kulesi kondurulan cami, bir süre kilise olarak kullanılmış. Çarlığın yıkılıp Sovyetlerin ilanı ile birlikte ise camii ve külliye harabe halinde kaderine terk edilmiş. Sovyetlerin dağılmasının ardından Gürcü devletine geçen külliye, İspanya’dan alınan paralarla yakın zamanda sözde restore edilerek bu yapıların tarihî özelliği silindi. Şöyle ki, içinde bulunan üç yapı kiliseye çevrildi, cami de müzeye… Hatta hatta bir havra tabelası bile kondurulmuş Osmanlı beylerbeyinin mülkü olan yapılardan birinin kapısına.
OSMANLI VARLIĞI MEZARLIKLARA KADAR SİLİNMİŞ
Bir dönem Kars, Artvin, Ardahan’la bile mukayese edilmeyecek kadar hem turizm hem kültür merkezi olan Ahıska’da, Osmanlı Beylerbeyinin ikamet ettiği kalenin içindeki alana kilise ve havra monte edilirken, 250 sene Osmanlı Eyalet başkentliği yapmış, 1944 yılına kadar da Müslüman nüfusla meskûn olan bu topraklarda bir tane Müslüman mezarlığı ve şehitliğinin bırakılmaması Ahıska’daki asimilasyon ve kültür kıyıcılığının boyutlarını da ortaya koyuyor.
ÇALIŞKANLIKLARI VE DÜRÜSTLÜKLERİYLE TANINIYORLAR
Dünyanın dört bir tarafına savrulan Ahıska Türkleri bugün bir milyona yakın nüfusuyla Türkiye, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Azerbaycan, Rusya, Ukrayna, Amerika ve Kuzey Kafkas ülkelerinde darmadağınık bir hâlde hayat mücadelesi veriyorlar. Gittikleri ülkelerde çalışkanlıkları ve dürüstlükleriyle tebarüz eden bu çilekeş halk, çorak toprakları abad etmeleriyle tanınıyor. Sovyetler tarafından Orta Asya çöllerine yerleştirilen ve daha sonra bir kısmı Azerbaycan’ın Mugan Çölüne gelen Ahıska Türkleri, bu çölleri verimli vahalar haline getirmeyi başarmışlar. Bugün de yaşadıkları yerlerde bağ, bahçe ve ekin işlerini komşu halklardan daha başarılı yapmalarıyla tanınmaktadırlar. Bu halkın en bariz özelliği, yumuşak huylu, uyumlu ve alın teriyle geçinen bir topluluk olmasıdır.
FERGANA OLAYLARI KGB OPERASYONUYDU
İlk sürgün yerleri olan Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’dan, Stalin öldükten sonra 1958 yılında ‘belki anayurdumuza dönebiliriz’ umuduyla Azerbaycan’a geliyor bir kısım Ahıska Türk’ü. Ancak Stalin’in anavatanı olan Gürcistan yönetimi izin vermiyor Ahıskalılara. Ahıska yolunu bu sefer de açamayan Ahıskalılardan bir kısmı Sovyetler dağıldıktan sonra Ukrayna ve Rusya’ya göç ediyor. Türkiye’de de 50 -60 bin civarında Ahıska Türkü’nün yaşadığı sanılıyor. Bu arada bir kanlı olay da, sürgünde bulundukları Özbekistan’ın Kuvazay kasabasında başlarına geliyor Ahıskalıların. 1989 Nisan’ında bir pazar tartışması olarak başlayan kavga büyüyor ve Ahıska Türklerinin yeni bir felâketine sebep oluyor. Fergana Faciası olarak tarihe geçen Özbeklerle Ahıska Türkleri arasındaki kardeş kavgasının arkasında Sovyet gizli servisi KGB’nin provokasyonu olduğu belirtiliyor. Rusya, bu olayların üzerine bir de Ahıskalıların kurtarıcılığına soyunmayı ihmal etmemiş ve çalışkanlıkları ve zekâlarından faydalanmak üzere Ahıskalıları Rusya topraklarına taşımıştı. Fakat Krasnodar eyaletine yerleştirdiği bu insanlara temel insan haklarını da çok görmüştü. Halen pasaportu olmayan ve vatandaşlık haklarından yararlanamayan binlerce Ahıskalı var bu coğrafyada.
SÜRGÜN BELGESİ SAÇMALIĞI
Bu arada Ahıska Türklerinin Türkiye’de ikamet belgesi alabilmeleri için gurur kırıcı bir uygulamaya tabi tutuldukları ortaya çıktı. Gazetemize bilgi veren Ahıskalılar, Türkiye’de ikamet alabilmeleri için kendilerinden ‘sürgün belgesi’ adında bir belge istendiğini, böyle bir belgeyi hiçbir ülkenin vermediğini, Kazakistan’a, Kırgızistan’a, Özbekistan’a, Azerbaycan’a gidip rüşvet vererek ‘uyduruk’ birer belge almaya zorlandıklarını belirtiyorlar.
“AHISKALILAR TÜRKİYE’NİN DE ASLİ SAHİPLERİNDEN”
15 Kasım 1944 sabahı başlayan sürgün bir halkın vatansız yaşaması ile sonuçlandı. Dağıldıkları ülkelerde çaresiz ortada kalan Ahıskalılar için bir yol görünüyordu: Türkiye. Ancak Ahıskalılar Türkiye’de de birçok sorunla yüz yüze bulunuyorlar. Vatandaşlığa müracaat edebilmek için tam beş sene beklemeleri gerekiyor. Bu arada çalışmaları da yasak! Türkiye 1992 yılında Ahıska Türklerinin Türkiye’ye Kabul ve İskânına Dair Kanun’u çıkardı. Fakat bu kanun da tam olarak uygulanamadı; 150 aile Iğdır’a getirilmekle son buldu. Kafkaslardan, Balkanlardan, Ortadoğu’ya kadar herkese kucak açan Türkiye elbette Ahıskalıları da unutmamalı. Zira onlar bu devletin en eski vatandaşlarıydılar.
BUGÜNKİ AHISKA
Bugün Ahıska 50 bine yakın nüfusu olan bir şehir statüsünde Gürcistan’a bağlı olarak yönetiliyor. Nüfusun yaklaşık % 30’u Ermenilerden oluşuyor. 1944 sürgününden sonra devlet teşvikleriyle Gürcistan’ın diğer yörelerinden getirilen Gürcü nüfusu çoğunluğu teşkil etse de eski Türk köylerinin çoğu boş ve viran halde. Bazı köylerde çok az bir Ahıskalı ve Acaralı Müslüman bulunuyor.
GAZİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ YUNUS ZEYREK:
“SÜRGÜN YOLLARINI AHISKALILARA YAPTIRDILAR”
“Sovyet diktatörü Zalim Stalin, İkinci Dünya Savaşı başlayınca bu yiğit halkın evlâtlarını alıp cepheye götürdü. Geride kalan kadın ve çocuklara da kazma kürek vererek demiryolu yaptırdı. Herkes, cephelerde savaşan evlâtlarının bu trenlerle yurda döneceğini ümit ediyordu. Ama öyle olmadı. Bu demiryoluyla gelen kara trenler, hayvan vagonları, 15 Kasım 1944 gecesi halkı yurdundan yuvasından kopararak bilinmeyene götürdü. İnsanlığın yüz karası olan topyekûn sürgün ve soykırıma tabi tutuldular. 15-20 gün süren ölüm yolculuğunda açlık, soğuk ve hastalıktan niceleri şehit oldu. Ölenlerin cesetleri araziye atıldı, yaban ellerinde kurda kuşa yem oldu.”
BU HALKA HİÇBİR SUÇ İSNAT EDİLEMEMİŞTİ
“Yegâne günahları Türkiye sınırında Türk olarak yaşıyor olmalarıydı! Sürgün edildiler, yollara düştüler, vatan aradılar! 1990’da Sovyetler Birliği dağılınca herkes kendi bayrağını çekti. Ama onların ne yurdu ne de bayrağı vardı. Onları yeni göçler ve yeni sürgünler bekliyordu. Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Azerbaycan, Rusya ve Ukrayna gibi ülkelere dağıldılar. Rusya’da insan haklarından mahrum olarak yaşayan Ahıskalıların bir kısmı 2005 yılında ABD tarafından kabul edildi. Bu ülkeye giden 12,500 kişilik Ahıskalı grubu 24 eyalete serpiştirildi! Bu da yakın gelecekte yok olup gitmek anlamına geliyor.”
TÜRKİYE’NİN AHISKAYA BORCU VAR
“Komşumuz olan Gürcistan, Avrupa Konseyi’ne söz vermiş olmasına rağmen onları vatanlarına bırakmamak için her türlü siyasi entrikayı çeviriyor. Binlerce aile vatana dönmek için Gürcü makamlarına başvuruyor. Ancak Gürcistan bu başvurulara hâlâ bir cevap bile vermiş değil. Tıpkı Yunanistan’ın ‘Grek Müslümanlar’, Bulgaristan’ın ‘Bulgar Müslümanları’ politikası gibi Gürcistan’ın da Ahıskalıların Türklüğünü inkâr eden bir politikası var.”
ÖZ BE ÖZ OSMANLI VATANDAŞI OLAN AHISKALILARIN TÜRKİYE’DEKİ ŞARTLARI İYİLEŞTİRİLMELİ
“Bugün serbest göçmen olarak kendi imkânsızlıklarından imkân çıkarıp Türkiye’ye geliyorlar. Ne yazık ki burada da onları başka sıkıntılar bekliyor. Bugün Türkiye’ye gelmiş olan Ahıska Türklerinin çözüm bekleyen birçok problemi var: İkamet, vatandaşlık, çalışma izni, sigorta, eğitim vs.”
BBP GENEL BAŞKANI MUSTAFA DESTİCİ: “AHISKALILARA EL UZATMAK BOYNUMUZUN BORCUDUR”
“Ahıska sürgünü, boğazımızda lokmamızı düğümleyen, olaya tanıklık edenlerin anlatımlarını duydukça gözlerimizden yaşları eksik etmeyen, yüreğimizden acısı eksik olmayan bir özel isim. Rus komünist diktatör Stalin'in emriyle nereye sürgün edildiklerini dahi bilemediğimiz akrabalarımızın sürgün edilişlerinin üzerinden tam 68 yıl geçti. Sürgün edildikleri topraklara yani Ahıska'ya dönmek, dedelerinin sürdükleri tarlaları işlemek, harabeye dönen camilerini ibadete açmak, kaybolan mezarlıkları ortaya çıkarmak ve akrabalarının mezarları başında bir dua okumanın hayalini kuran binlerce Ahıskalı’dan sadece 35-40 aile bugün Ahıska’ya dönmenin sevincini yaşarken, kendi öz be öz vatanlarında azınlık olmanın üzüntüsünü unutturacak bir yardım eli bekliyorlar. Anavatanlarına dönen Ahıskalı vatandaşlarımıza yardım eli uzatmak, Türkiye’nin sırtına bir borçtur.”
Akit / Habervaktim.com
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.