Başbağlar DDKdan Umutlu
Yakın tarihimizin faili meçhul cinayetlere ve provokasyonlarına el atan Devlet Denetleme Kurulu’nun araştırmaya başladığı Sivas olaylarıyla birlikte Başbağlar katliamını araştırma kapsamına alması, katliamda yakınlarını kaybeden aileleri umutlandırdı. Akit’in yaptığı yayınların ardından Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nun Başbağlar katliamına el atması dikkat çekerken; tozlu raflar arasından indirerek ışık tuttuğumuz hukuk skandalları, siyasi baskılar, ihlaller, sürgünler ve haksız şekilde verilen beraat kararlarının DDK’nın incelemesine yol gösterici olması bekleniyor.
Başbağlar davası avukatı Cüneyt Toraman bu önemli gelişmeyi Akit’e değerlendirdi. Göstermelik bir davanın avukatları olarak DDK’nın Başbağlar katliamını araştırmaya karar vermesinden büyük bir mutluluk duyduğunu belirten Avukat Toraman, “Başbağlar konusunun, Sivas katliamıyla birlikte yürütüleceğini dile getirmesi kurulun, vukufiyetini, fotoğrafın bütünü hakkında önemli bir bilgiye ve kanaate sahip olduğunu gösteriyor” dedi.
BAŞBAĞLAR DA SİVAS DA AYNI GÜCÜN TESİRİ ALTINDA KALMIŞTIR
Başbağlar ve Sivas olaylarının birlikte değerlendirilmesinin önemine işaret eden Toraman, Sivas davasının Ankara’ya nakledilmesiyle Başbağlar’ın İzmir’e nakledilmesinde aynı kuvvetin etkili olduğunu belirtti. Toraman “Esasen aynı coğrafyada, üç gün arayla meydana gelen iki büyük katliamın birbirinden bağımsız olması düşünülemez. Başbağlar katliamı, aynen Sivas katliamında olduğu gibi, başından sonuna kadar devletin müdahalesine maruz kalmıştır. Her iki olayda da, deliller toplanmamış gerçek failler, elini kolunu sallayarak olay yerinden uzaklaşmıştır. Sivas davasına sanık bulunarak olayın gerçek faillerinin bulunması engellenmeye çalışılmış, Başbağlar katliamının yakalanan tetikçileri de serbest bıraktırılmak suretiyle tetikçilerin arkasındaki gücün ortaya çıkması önlenmiştir. Sivas davası, olayla ilgisi olmayan sıradan Sivas halkının mahkûm edilmesi için devletin göbeğine, Ankara’ya nakledilirken, Başbağlar davası, takip edilememesi için en uzak yere İzmir’e nakledilmiştir. Her iki mahkemeye de, birinci mahkemeye bu sanıkları mahkûm ettirmesi, ikinci mahkemeye ise olayı örtbas etmesi için baskı yapılmıştır” şeklinde konuştu.
PKK VE SOL ÖRGÜTLERTAŞERON OLARAK KULLANILMIŞTIR
Başbağlar olayının başından sonuna kadar devlet kurumlarının müdahale etmesi, bu işin içinde, devlet içindeki çetelerin olduğunu da düşündürdüğünü anlatan Av. Cüneyt Toraman, şunları kaydetti: “Başbağlar katliamını PKK kendi adına yapsaydı, olaya katılan ve olaydan kısa süre sonra yakalanan sanıkları serbest bıraktıramaz, delilleri iş makinesiyle süpürtemez, davayı İzmir’e sürdüremez, pişmanlık yasasından yararlanarak olayları bütün ayrıntılarıyla anlatan itirafçıların dava dosyasıyla birleştirilmesine engel olamazdı.” Toraman 1993 yılında yoğunlaşan cinayetlere ve provokasyonlara bakıldığında, darbeye zemin hazırlamak için kaos üretilmeye çalışıldığı ve PKK ile sol örgütlerin taşeron olarak kullanıldığının açıkça anlaşıldığını vurguladı.
“DDK’YA GÜVENİYORUM”
Yaşananlara bakıldığında “Sivas katliamında ölenlerin PKK ile ne ilişkisi olabilir ki, PKK Sivas’ta ölenlerin intikamı için Başbağlar’da katliam yapmış olsun?!” sorusunun gündeme geldiğini ifade eden Toraman şu çarpıcı değerlendirmede bulundu ve umutlarını dile getirdi:
“PKK, komşu Alevi köyleriyle hiçbir problemi olmayan Başbağlar köylülerinden neyin intikamını alabilir ki?! Özellikle Sivas katliamı, belli bir grubu töhmet altında bırakmak için kullanılmıştır. Bu olayın mağdurları da, maalesef, önlerine fail diye atılan kurbanların fail olmadıklarını bildikleri gördükleri halde, olayın failleri olduğunu kabullendiler. Ama Başbağlar katliamının mağdurları, gerçekten çok asil bir duruş sergilediler. 20 yıldır ısrarla, ‘hiçbir şey, yakınlarımızı geri getirmeyecek. Ama biz bu olayın hem tetikçilerinin ve hem de tetikçilerin arkasındaki gücün, yapının, kişilerin ortaya çıkarılmasını istiyoruz’ dediler ve hâlâ da demeye devam ediyorlar.” Sivas olaylarının da Başbağlar katliamının da gerçek faillerinin ortaya çıkarılmasının toplumsal barışa önemli bir katkı yapacağına inandığını söyleyen Toraman, devletin içindeki hukuk dışı çeteleri, ancak devletin en yetkili kurumlarının çözebileceğini vurguladı. Toraman, “Bu konuda DDK’ya güveniyorum, umutluyum” dedi.
DDK ELİNİ ÇABUK TUTMALI ZAMANAŞIMI TEHLİKESİ VAR
Başbağlar katliamını gerek oluş şekli gerekse amacı ve tesirleri ile birlikte bir bütünlük içerisinde araştırmayı amaçlayan DDK’nın, ilk olarak katliamdan yaralı kurtulan ve mağdur olan köylüleri dinleyeceği ifade ediliyor. Yeni dosya açmayacak olan kurul, 5 Temmuz 1995 tarihinde yapılan Başbağlar katliamını 2 Temmuz 1993’te yaşanan Sivas olayları dosyasının içinde inceleyecek. Dönemin tanıklarının bilgisine başvuracak olan kurul, bu kapsamda Başbağlar ve Sivas olayları arasında herhangi bir irtibat olup olmadığı irdeleyecek. Sivas olaylarından üç gün sonra Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyü teröristler tarafından basılmış, 33 vatandaşın 29’u kurşuna dizilerek, 4’ü de yakılarak öldürülmüştü. 5 Temmuz 1993 tarihinde PKK tarafından düzenlendiği iddia edilen saldırının üzerinden 19,5 yıl geçti. Zamanaşımı için yaklaşık 6 ay gibi bir süresi olan dava sonuçlanmadan raporunu hazırlaması için DDK’nın elini çabuk tutması gerekiyor.
Erzincan’dan İzmir’e alınan duruşmaya, maddi imkânsızlıkları sebebiyle terlikle giden bir mağdur yakını Mahkeme Başkanı tarafından aşağılanarak salondan çıkarılmıştı.
Murat Alan \ Yeni Akit
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.