Üstad Yalvarmaz ama Yalvartır
Aslantaş’ın yazısında “Ağ babalarınız da çok uğraşmıştı ısırmak için, O ‘mermerden abideyi’, fakat dişlerinin kırılması yanlarına kâr kalmıştı. Çomarları mı zarar verecek, O tunçtan kavî Şahsiyete?” dedi.
ÜSTAD “YALVARMAZ” AMA “YALVARTIR”
Üstad “ucuna sinek kondu diye, otuzbeşlik top ateşlenmez” der. Ama biz Üstad değiliz; topu ateşlemesek de, “sineğe” tokat atmaktan kendimizi alamayacağız.
Mazoşist misiniz nesiniz? Daha önce Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’na karşı da bir halt yemiştiniz de, boyunuzun ölçüsünü mecliste almıştınız. Haddinizi bildirenlerden bir Milletvekili, kendisine bir başka milletvekilinin “Hocam, size yakışmaz. Siz aydın birisiniz” sözünden bahsedince, “Tam da aydınlığın icabını yerine getiriyorum deseydiniz ya Hocam” sözüme karşılık “Vallahi, aklıma gelseydi söylerdim” demişti.
Öyle değil mi ama? İyi aydın demek, “kişiye anladığı dilden konuşan” demektir. Anladığınız dilden konuşulduğunda da, siz yine anlamıyorsunuz. Amma kalın kafalıymışsınız. Omuz üstünde taşıdığınız, baş yerine taş mıdır nedir?
Ne sırıtıyorsun? Sana söylüyorum sana.
Angut gibi, ne bakınıyorsun ona buna.
Her hâlinden belli yumuşak olduğun, lâkin
Fikir beton çivisi olsa, girmez kafana.
Ağ babalarınız da çok uğraşmıştı ısırmak için, O “mermerden abideyi”, fakat dişlerinin kırılması yanlarına kâr kalmıştı. Çomarları mı zarar verecek, O tunçtan kavî Şahsiyete?
Sen parmak kadar çocukların önünde yalvar yakar inlerken, O, “üç idam” kararı veren Yassıada mahkemesi karşısında “yalçın kayalar” gibi dimdik duruyordu.
Onun bunun önünde, doksan derece “beli bükük” duranlar, nereden bilebilirler ki “dimdik” durmanın ne demek olduğunu?
Boynuzlu
Teke, tek
Başına
At göbek.
Eksiğin,
“Tek etek.”
Giyinsen,
Tam köçek
Olursun.
Pis böcek!
Mektuplar yayınlamışsın, “Necip Fazıl’ın Menderes’e yalvaran mektupları” manşetiyle. Mektupların tamamı bu kadar mı? On yılda, dört mektup! Orijinalleri nerede? Niçin birinci mektup’u özetlediniz? İkinciyi kırpma sebebiniz ne? Üçüncü ve dördüncü mektuplar, niçin birer paragraflık alıntıdan ibaret? Tamamı yayınlanırsa, “yalvaran” ifadesini kullanan dilinizin, gideceği yerin endişesi mi sizi buna sevk etti?
“Şer üzerindeki insan, hiç kimseye hayır gözüyle bakmaz. Zira onun görüşleri kendi içinin dışarıya aksetmiş suretlerinden ibarettir” diyor Hz. Ali (ra). Şimdi anlayabiliyor musunuz, “eşya ve hadiselere” bakışınızdaki çarpukluğun kaynağını? Görebiliyor musunuz, kullandığınız ifadenin “ruh hâlinizi” yansıttığını?
Onun hayatı, nefsi için hiç bir şeye asla tenezzül etmediğinin ve Dâvası uğruna, Dâva hudutları çerçevesinde, herşeyi yapabileceğinin misalleriyle dopdolu. “Madde esaretine” son verecek ve “maddeyi teshir ve zapt edecek” fikrin bânisi mi madde için “yalvaracak”? Gülünçlüğün fevkinde, aptallığın da ötesinde bir saçmalık.
Siz bilmezlikten gelseniz de, âlem bilir ki: Üstad “yalvarmaz” ama “YALVARTIR”.
“Mal bulmuş mağribi gibi” sarılmışlar üç beş mektuba, “kendi sıfatlarını” manşet yaparak haberleştirmişler. Mâlumun ilanı ne kadar haberse, bunların da haber kıymeti o kadar.
“Solcular Necip Fazıl’ı niçin okumuyor?” sorusuna Can Yücel: “Solda adam mı var, Necip Fazıl’ı anlayacak. Hepsi dangalak...” diyor. Okuyabilseydiniz ve okuduklarınızı anlayabilseydiniz, Üstad’ın bu meseleyi birkaç kitabında bahsettiğini öğrenirdiniz. Böylece hem “dangalak” durumuna düşmemiş, hem de “âyan olanı beyân” etmenin bir haber değeri taşımayacağını anlamış olurdunuz…
Geleli hem “malûm” hem de “âyan” olan meseleye.
“Örtülü ödenek vaziyetine ne dersiniz?” sualine karşılık, ne diyor Üstad Yassıada duruşmalarında, “Evet aldım. Alırken de bir rejim ve hükumet meddahlığı vazifesini üzerime almadım.”
Ceberût mahkeme karşısındaki bu heybetli duruş, “minareyi çukur zanneden”, 28 Şubat’ın “kiralık kalemlerinin” güdük havsalalarına sığmaz, cüce akıllarını da kaçırtır.
Niçin kabul etmiş?
Dâvasının hakkı olarak.
Nerede harcamış?
Aldıklarına, “evindeki eski koltuk ve halıların parasını” da ilave ederek, hepsini birden Dâvası uğrunda…
Mektup yazmasındaki sebep?
Demokrat Parti iktidarının menfi kutbu tarafından engellenen, Menderes’in “Bir kere başla da sonu gelir” diye vaad ettiğini talep etmek.
Yalvarmak yok, “vaad edileni” talep var! “Yalvarmak”, sizin halt yemeniz.
Kim kimi kullanmış?
Adnan Menderes, örtülü ödeneğiyle Üstad’ı kullanmış değil, asıl Üstad onu ideali uğrunda kullanmaya teşebbüs etmiş.
“Kullanılmaktan” zevk alanlar, “ideal uğruna” kullanmanın ne demek olduğunu anlayabilirler mi? “Deve hendek atlar belki, bunlara laf anlatmak muhal”.
Yassıada duruşmalarında sizin gibileri de ihmal etmemiş. “Büyük gazeteler de aleyhinizde… Ne dersiniz?” sualine karşılık: “Büyük Gazeteden murad nedir? Tiraj sağlamak için işi fuhuş albümcülüğüne döken baldırbacak gazeteleri mi? Büyük gazetenin ne demek olduğunu arz edeyim mi?”
Hayır, diye mukabele ediyor hâkim.
“Arz edebilme” imkânından mahrum edilmesinden dolayı müthiş mutluluk duyuyorsunuzdur, değil mi? Eğer “arz edebilseydi”, “büyük gazete” denilen şeyin, ne menem şey olduğunu, sizi de ihata edecek şekilde çepeçevre izah edecek, ne mal olduklarını ve olduğunuzu bir bir ortaya koyacak, Türk’ün “RUH KÖKÜ”ne olan düşmanlığınızı teşhir edecekti.
Ve etti de!
İkiye bölelim, insanı. Yok yok, bilinen “ruh” ve “ceset” halinde değil de, “belden aşağı” ve “belden yukarı” olmak üzere ikiye bölelim. Belden üst tarafta, “kalp” ve “beyin”, alt tarafında da “mîde” ve “tenasül uzvu” bulunmakta. İşte bu bütünlüğün dengesini bozup, “belden üst” yanının hakkını gasp ederek, “belden aşağısı”nı gâye edinen ve onun için faaliyet gösteren “belhum adal”lar, Üstad’ı ve Dâvasını anlayabilirler mi? Ne mümkün!.. Üstad’ın muhatap aldıkları da onlar değil zaten, “eşref-i mahlûk” olma muradındaki istidatlılardır. “Fikir, sanat ve aksiyonuyla” hep bu istidatlılara hitap etmiştir.
Üstad “yalvarmaz” ama “YALVARTIR”.
Bir misal: Faturası ödenemediğinden evindeki elektriğin dahi kesik olduğu bir mağduriyet içerisindeyken, CHP’liler bir çanta dolusu parayla geliyorlar. Üstad’ın kendi lehlerine ASLA yazmayacağını bildikleri için, “Bu parayı al, tek bizim aleyhimizde yazma.” diyorlar. Üstad içinde bulunduğu o fakr-ü zarurette dahi CHP’lilerin teklifini reddedip, geldikleri gibi geri gönderiyor.
Bir başka misal: “Beni Stalin yarattı! Asıl vatanım Moskova’dır.” ifadesiyle cibiliyetini ifşa eden, tapındığınız şairimtrak’ın Moskova’sının yarısını, Türkiye’deki Rus Temsilci, komünist olması şartıyla Üstad’a verebileceklerini teklif ediyor. Ve devamla diyor ki, “Ama zırnık vermeyiz çünkü komünist olmazsınız”.
Ya size, bırak Moskova’nın yarısını bir villa teklif edilseydi, ne yapardınız? Sahi, sizinkiler kaç paraya satmışlardı kalemlerini ve vicdanlarını? Bu memleket ve millete ihanetlerinin bedeli karşılığında, ne kadar almışlardı?
Fazla söze ne hacet; “anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna bile az” demiş ecdadımız.
Kedi ve köpekler gibi, çöplük karıştıranlar, Üstad’a karşı müttefik olanlar, Üstad üzerinden bu milletin “milli ve manevi” değerlerine savaş açanlar:
Kabul edelim ki, her biriniz birer “top”sunuz. “Top”luğunuzun bütün mârifetini kullansanız dahi, “O KAF DAĞININ” bir çakılına bile zarar vermeye gücünüz yetmez.”
Erciyes Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Veysel Aslantaş / Necip Fazıl Fikir ve Sanat Kulübü
Habervaktim.com
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.