İşte Gâvurluk Bu
Kendisine yeni sömürge kapıları açmak için Fransa’nın Mali’yi bombalama operasyonu hız kesmeden sürerken, bu bombalama Afrika ve Asya milletlerinin yüzlerce yıl önceki sömürgeleştirilmesini hatırlatıyor. Bugün Afrika Gücü’nü bölgede konuşlandırmayı planlayan Fransızlar gibi batılı devletler bölgeden ancak 2. Dünya Savaşı ile çıkmışlardı. Yedikıta dergisinin Ocak sayısında yayınlanan fotoğraflar, 17. Yüzyıldan itibaren bölge üzerinde sömürgecilik faaliyetlerine başlayan Avrupalı devletlerin, bölgedeki zulümlerini ve sindirme operasyonlarını anlatıyor. Fotoğraflarda Afrika topraklarını kendine üs edinen Batılı devletlerin, siyah adamı nasıl kullandıkları gözler önüne seriliyor. Fotoğraflarda, Afrikalı çocuklar silah zoruyla zaptediliyor; Beyaz Adam’ın binekleri, Afrikalı çocuklara taşıttırılıyor.
AFRİKA’YA KENDİ KÜLTÜRLERİNİ GÖTÜRDÜLER
Aylık tarih ve kültür dergisi Yedikıta’ya konuşan Sömürgecilik tarihi uzmanı Prof. Dr. Azmi Özcan, misyonerliğin halen sürdüğünü belirterek “Modern misyonerlik, sömürge alanlarını genişletmek için kullanılan bir araç. Dönemin yerli halklarının güvenini kazanmak için bir yol. Bu yüzdendir ki misyonerlik faaliyetleri, genellikle insanî yardımlarla; eğitim, sağlık, ziraî, teknolojiler ve buna benzer faaliyetlerle yerli halka yardımcı olmak şeklinde dünyaya yayılmış. Misyonerlerin faaliyetlerini kesinlikle şirketler finanse etmektedir. Bugün de geçmişte de sömürgeciliğin başladığı dönemlerde de misyonerleri götürenler, Doğu’yla ticaret yapan firmalardır ve firmaların varlık nedeni para kazanmaktır. O zaman da öyledir; misyonerler Batı’daki hayat tarzlarını Batı’da yaşadıkları şekilde kalabalık aileler, topluluklar şeklinde Avrupa’dan kalkıp Doğu’nun çeşitli yerlerine giderek görünürde eğitim, sağlık, tarım ve doğanın ıslahı gibi meselelerde halka yardımcı olmak ama gerçekte kendi hayat tarzlarını Doğulu toplumlara örneklemek ve tanıtmak ve akabinde de kendi hayat tarzlarının ürünlerine talep oluşturarak bu talebi artırmak için faaliyet gösteriyorlardı” dedi.
“KÜRESELLEŞME DE MİSYONERLİKTİR”
“Misyonerlerin sadece ‘masum Türk vatandaşlarını Hristiyan yapmak’ gibi bir kaygıları yok. Misyonerlerin öncelikli olarak yapmak istediği şey kitlelerin kültürünü ve kimliğini değiştirmek, yalnızca adlarını değiştirmek değildir” diyen Prof. Dr. Azmi Özcan, “Tabii şimdilerde bu modelin adına küreselleşme deniyor. Küreselleşmenin gerçekleşebilmesi için gerekli olan olmazsa olmaz gelişmeler tabii ki bir çırpıda hazırlanmadı. Dünya ölçeğinde bir hukuki zemin oluşturuldu önce. Bu zemin, bazen Birleşmiş Milletler’le oluyor, bazen benzeri başka uluslararası kuruluşlarla oluyor. Farkındaysanız bu hukuki zemin aynı zamanda süreci yöneten devletlere dilediği yere müdahale yetkisini de veriyor. Müdahale yetkisini meşru kılabilmek için de hiç kimsenin itiraz edemeyeceği birtakım değerlere ihtiyacınız var. Şimdi mesela, Birleşmiş Milletler’in son 10 yıl içerisinde Afganistan, Irak ve Libya’ya müdahale yetkisi veren kararlarına bakınız; insan hakları, can ve mal emniyeti gibi hiç kimsenin itiraz edemeyeceği değerler” diye konuştu.
KÖLELİĞİ KALDIRANLAR, ONDAN NASİPLENENLER!
Prof. Dr. Özcan, şunları kaydetti: “16’ncı asırdan itibaren Avrupalılar yeni dünyalar keşfedip, uçsuz bucaksız arazilerde ihtiyaç duydukları üretimi gerçekleştirebilmek için insanları vatanlarından kopartıp, köle olarak kullanmışlardı. Daha sonra Sanayi Devrimi gerçekleşip bu kölelere ihtiyaçları kalmayınca alladılar, pulladılar ve 19’uncu asrın başında insan haklarını gerekçe göstererek köleliği yasakladılar. ”
Fahrettin Dede \ Yeni Akit
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.