Beni Harcadılar Ama Ben Beni Harcamadım
Yayınlanma:
Güncelleme:
Yazar Emine Şenlikoğlu, röportajımızın 2. bölümünde çarpıcı açıklamalarını sürdürüyor.
Medya desteksiz en çok okunan yazarlardan biri oluşuyla ilgili “kaliteli Müslümanlar var ve bu kardeşlerimizin sayısı sandığımızdan fazla” diyen Şenlikoğlu’nun, yazar-çizerler nezdinde ve medyada aydı değeri görememesi konusundaki yorumu da hayli dikkat çekici oldu: “Beni harcadılar ama ben beni harcamadım.”
Fatih AKKAYA / Habervaktim.com
Yazar Şenlikoğlu ile gerçekleştirdiğimiz söyleşinin 2. bölümü şöyle:
MEDYA DESTEKSİZ EN ÇOK OKUNAN YAZAR
-En çok okunan yazarlardan birisiniz. Örneğin 2012’de Bağcılar Kültür Merkezi Kütüphanesi'nde en çok okunan yazar sizsiniz. Reklamsız, medya desteği olmaksızın en çok okunan yazar olmanızın sizce anlamı nedir?
- Güzel bir tespitte bulundunuz: "Medya desteksiz" dediniz, bu tespitiniz çok doğru..Anlamına gelince: Bu durum bana umut veriyor. Bu durum bana sevindirici haber olarak yansıyor. Çünkü, bunca saldırılara, hakaret ve yalanlara rağmen, okuyucumun etkilenmemiş olması davam açısından nurlu bir ışık gibi yansıyor. Demek ki, Kur’an’ın “Her habere inanmayın” mesajına önem veren, erkekler ve kadınlar var, gençler ve yaşlılar var, açık kapalı her kesimden Müslümanlar var. Daha açıkçası, kaliteli Müslümanlar var ve bu kardeşlerimizin sayısı sandığımızdan fazla.
Bir de şu var, kimi yerlerde en çok okunan yazar listesinde ilk sıralarda yer alırken, kimi yerlerde en sonlarda olabiliyorum. Bu değişebiliyor tabi.
BENİ HARCADILAR AMA BEN BENİ HARCAMADIM
-Mütevazilik bir yana, en çok okunan yazarlar listesinde olmanıza rağmen, size bu oranda “değer” verilmediğini düşündüğünüz oluyor mu?
- Ayıp olacak ama haram olan yalanı söylemektense yadırganacak doğruyu söylemek evladır. Evet düşündüm ve düşünüyorum. Üstelik ben, şimdi değil, yıllardan beri defalarca en çok okunan yazardım, fakat beni destekleyen medya olmadığı için(çok azı hariç) bu durum kamuoyuna yansımadı, haksızlığa uğradığımın tabi ki farkındayım ama nasılsa "Rabb'im biliyor" diye kendimi teselli ettim hep.
Birde özelimden bahsedeyim, bu aşırı ilgisizliğin sebebi adeta şu: “Madem ki bizim şartlarımızın moduna girmiyorsun, yalnız kal ve cezanı çek. Bak, sosyalist yazarlara, biraz taviz verenlere nasıl sahip çıkıyoruz. Kitabında kayda değer faydalı birşey olmamasına rağmen, onu göklere çıkarıyoruz, sen kıyafetinle, fikirlerinle aşırı olma halinle kal” dediler.
BAZILARI BANA SELAM VERMEYE BİLE TEREDDÜT ETTİ
Beni harcadılar ama ben beni harcamadım. Bu da dik duruş için önemli bir karakterdir. Evet bana yanlı bir tutum sergilendi ve en verimli dönemlerimde kapasitem kadar verimli olamadım ve gençliğim veda etti. Toplumun kriterlerine aykırıyım diye bazıları bana selam vermeye bile tereddüt etti. Onlardan biri geçenlerde ”Emine Hanım, tehlike geçti, benimle bir program yapar mısın” dedi. Hiç sevmem yüreksizleri. Teklifi kabul etmedim.
-Özelinize dair bir olayı paylaşacaktınız?
Evet,, şöyle: Yıllar önce hapse girdiğimde beni arayıp sormalarını, anne babama teselliye gelmelerini, çocuklarımla ilgilenmelerini istediğim, tanımasam da bir İslam alemi vardı. Yazdıklarımda destek görmek istedim, ben kardeşim için canımı verirdim, onlar da bana öyledir zannedip, umut doluydum, bu ilgisizlikten sonra, ne kadar umut sayfalarım varsa hepsini yaktım. Şükürler olsun, başardım da…Ben bazı konularda ne kadar güçlüysem, bazı konularda da o nispette zayıfım. O yüzden onay arayıcı bir yapıdaydım. Çok şükür, artık onay arayıcı değilim. “Rabb'im senden başka kimsem yok" dedim.
Ben İslami kesimin bir bölümü tarafından dışlandığımı geç anladım. Özellikle, telefonlarıma cevap vermeyen iki yazardan, aleyhimde ki yazıyı yayınlayan bir dergi editöründen, konu ve kitap isimleri verip “Bu isimde kitap yazar mısın, senin adınla basalım” dediğim halde, o yazarların, benim siparişimle yazdıkları kitabı, benden bir özür bile dilemeden, kitapları başka yayın evlerine verdikleri zaman başladı ilk uyanışım. Sonra bir gazetenin Tuncay Güney’i tanıyor olmamı sanki derin işlerle ilgim varmış gibi yazı başlıkları koymasından, beni lekeleyici yazılardan kaçınmamasından sonra emin oldum.
BU BEN DEĞİL DE HÜLYA AVŞAR OLSA…
Bakın daha yeni olan bir durumu anlatayım size. Bir televizyon sorumlusuna telefon açtım. “Siteme ayda bir ders koymak istiyorum, bunu sizin televizyonla yapabilir miyim” dedim, aldığım cevap şu oldu: ”Emine Hanım, kurula söylerim, onaylarlarsa cevap veririz”. Bende “onaylamazlarsa, olmuyor, diye haber vermeyecek misiniz?” dedim. Cevap şu: ”Maalesef”. Bir Müslüman’a değer vermediklerini bu kadar belli etmeleri çok düşündürücü değil mi? Üstelik ben bu kanal için açılsın diye aylarca çalışmış insanım. Alev alev davanın ateşi içinde barındıran sorum, telefon kabloları arasında, kaybolup gitti.
Ben Kanal D, ATV, FOX, SHOW gibi televizyonlara bu teklifimi götürseydim, birinden biri eminim kabul ederdi. (Çok şükür, Nureddin Şirin kardeşime söyledim, 4.2.2013 Pazartesi, şimdilik, internetten izlenen Kudüs TV’de saat 21.30 Şenlikoğlu’yla soru cevap programına başlıyorum inşallah) Bana bunu yapanlara, (eminim ve caiz olsa yemin ederim ki) Hülya Avşar telefon açıp böyle bir ricada bulunsa, on defa ona telefon edilirdi. Olacaksa da olmayacaksa da binbir özürle özür beyan edilir veya anlatılırdı. “Yanılıyorsun” masalını bana kimse okumasın.
KARŞI MAHALLENİN DEĞER VERMEDİĞİ MÜSLÜMAN YAZARA BİZİMKİLER DE DEĞER VERMİYOR
Sema Maraşlı çok önemli bir şey söyledi: “Karşı medyanın değer vermediği Müslüman yazara, bizimkiler de değer vermiyor.” dedi. Ne müthiş bir tespit. Ağzına sağlık Semacığım. Yani bu gibi olaylardan sonra anlattıklarımı anlamak artık bana şart olmuştu. Müslüman’ın Müslüman’a ilgisizliği dünyanın sonu değil, fakat bu durumun acı veren bir yönü var, insanın kardeşlerine güvenini alıp götürüyor. Kimselerin görmediği içten kanayan yarayla kişi başbaşa kalıyor. Bu durum, kardeşleri hakkında “Meğer yoklarmış” diyene kadar devam ediyor, sonra herşeyin bittiği gibi o umutta bitiyor. Yeter ki “Meğer yoklarmış” demeye görsün insan, derse herşey dümdüz olur onun gözünde. Yani, yanlış anlaşılmak veya anlaşılamamaktan dolayı, insan koca alemde yalnız yaşıyor ama yinede yaşıyor. Allah için yürümek var ya, bu tür dertlere derman sadece o inançta yatıyor.
-İri medya organları, bir takım sivil toplum örgütleri ve “aydın”ların İslam’a, halkın değerlerine, tarihine mesafeli hatta tepeden bakan “yazarlar”ı göklere çıkarıp, insanlara “rol model” gibi sunmasının altında yatan şey ne olabilir size göre?
- Bu konuya girmek istemesem, bana kırılır mısınız?
-Peki, rol model olabilecek yazar, aydın, içinden çıktığı insanlara tepeden mi bakmalıdır? Böyle bir şey dayatılıyor sanki, bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
- Ahireti idrak etmeyen aydınından Allah'a sığınıyorum. "Aydınlık" sloganıyla ortaya çıkıp, insanlığı karanlığın mahsenine çekiyorlar. En azından çoğunluğu böyle. Onun için, bahsettiğim aydınlarla ilgili söyleyecek bir sözüm yok, çünkü nerde durduklarını göremiyorum. Bir duruşu olmayan insanlara duruşu belli cümleler söylenemiyor.
DAVASIZ OLAN AYDINDAN PARLAK IŞIK YANSIMAZ
-Türkiye’nin en büyük sorunlarından birinin de “aydın sorunu” olduğunu düşünüyor musunuz? Öyle ise, neden böyle?
- Aydınlarımız, genellikle davasız insanlar, davasız olan aydından parlak ışık yansımaz. Dolayısıyla, davası olmadığından, dava adamını gözü görmüyor. Böylece yalnız devam ediyor yoluna ve destekleyici bir ışık alamıyor. Almadan vermek sadece Allah’a mahsustur, almayanlar daima kendini tekrarlar. Kimseye tenezzül etmeyen, herşeyi kendi bildiğine inanan aydın, haliyle, aydınlığa çıkamıyor. Kendisi muhtaç dede, gayriye nasıl himmet ede!
ÖLENE KADAR CİHATTAN SORUMLU DEĞİL MİYİM?
-Yine iri medya organları ve bir takım çevrelerin, bazı yazarları göklere çıkarırken, örneğin sizin son derece önemli ve hassas olan eserlerinizi, değerlendirmelerinizi magazinsel başlıklarla, spotlarla aktarmaya çalışmalarındaki amaç ne olabilir?
-Tam olarak bilmiyorum. Ama, önce sevenlerimin çok olduğunu söylemeliyim. Beni dışlayıcı tavır takınanları, eşimin bakış açısıyla aktarayım. Kimi sivri gördüğü konuşmalarım başlarına iş açar diye beni görmezden geldi. Kimi sevmedi... Kimi, kendisi ilk kitabımı okumuş, o seviyeyi aşmış, kendisi aşmış ama beni aynı yerde duruyor sanıyor. Kimi iyi niyetle yaklaşmıyor: “Sen nereye koşuyorsun, yaşlandın, neden köşene çekilmiyorsun?” diyor. Ben ölene kadar cihattan sorumlu değil miyim?(Hastalandığım zamanlar zaten hiç birşey yapamıyorum.) Eskiden kabul etmiyordum ama bazı olaylar yaşadıktan sonra anladım ki, bazıları da çok okunuyor olmamı ve okuyucumun beni çok sevmelerini galiba biraz kıskandılar (Şükürler olsun ki kıskananlar çok az.). Bir kısmı üslubumu beğenmiyor. Beğenmemek kızdırabilir bunu anlarım ama nefret ettirmemeli. Ne ki kişi duygularının üzerine eğitmek için düşmediyse, kişi duygularını yönlendiremiyor, bazen bende yönlendiremiyorum. İşte kızgın bakanlar haddi aşıyor bazen. Buda, bana soğuk bakılmasına sebep oluyor.
Ben, medyanın bizden olan kısmının, bir bölümünden bahsediyorum. Genel medya dersek, genel medyada bana ilgi sanılanın çoook üstünde ama gönül umduğundan bekliyor, bekleme modunda olduğu sürece.
- “Şöhreti seven, televizyona çıkma meraklısı” diyenler de çıkabilir?
Evet. Kimi beni şöhreti seven, televizyona çıkma meraklısı sanıyor. Oysa şöhreti hiç bir zaman sevmedim, şöhret amaçlı hayatım boyu en ufak birşey yapmadım, Allah’ın izniyle yapmamda. İki günlük dünyada o duruma düşmekten, o kadar küçülmekten Allah’a sığınırım. Ama o ne bilsin benim öğle biri olduğumu? Ona susmak düşerdi, fakat duygularına yeniliyor. Bilmiyor ki, ben istesem hergün medyanın birinde olurum ama benim istediğim medyada olmak değildi, kendi kardeşime öz kardeş olduğumu, onun hissetmesiydi…Olmadı, artık ahirete kaldı.
İSLAM KARDEŞLİĞİNİ YANLIŞ KİŞİLERDE ARAMIŞIM
Söylediğim gibi, İslam kardeşliğini ben yanlış kişilerde aramışım. Beklentilerim bu alemde olmayacağını anladığım günden beri hiç beklentim kalmadı, “Kötü günüm geçti gel” desem yeridir ve gördüm ki, umudu kesme psikolojisi insanı bir açıdan rahatlatıyor da, sanıyorum bunlar son serzenişlerim olacak. Kardeş sevgisi ihtiyacımı okuyucularım öğlesine gideriyor ki, onlara yetişemiyorum bile.
FARK ETTİKLERİNİ FARK ETTİRMİYORLAR
-Yaptıklarınız fark edildi mi?
-Tabi ki fark edildi…Yirmibeş yıldır devam eden Mektup Dergisi, seksen beş kitap, binlerce konferans vb. neler… Eloğlu, taa Amerikalardan fark edip, benimle söyleşiye geliyor da, buradaki kişiler mi fark etmeyecek? Fark ediyor fakat, fark ettiklerini fark ettirmiyorlar. İlk verdikleri notları bir ömür kullanıyorlar. Söylediğim gibi, artık üzülmüyorum ama üzülmeyecek hale geldiğim için bazen hüzünleniyorum.
Yarın: KARDEŞ TV’DE ATEİZMİ İŞLEYEN YAZAR GÖKLERE ÇIKARILIYOR
NOT: Yazar Emine Şenlikoğlu, röportajın ardından gelen yorumlarla ilgili genel bir değerlendirme yapacak, bu kapsamda yöneltilen soruları da cevaplayacaktır.
Güncel
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.