Obama: Türkiye'nin Barışçı Çözümünü Alkışlıyorum

Obama: Türkiye'nin Barışçı Çözümünü Alkışlıyorum
ABD Başkanı Barack Obama, Suriye, büyükelçiliğe yapılan saldırı ve PKK ile yapılan görüşmeleri değerlendirdi.

ABD Başkanı Barack Obama, Milliyet'in Washington temsilcisi Pınar Ersoy'a röportaj verdi.

Ankara'daki ABD Büyükelçiliği'ne yapılan saldırıyı DHKP-C üstlendi. Saldırının gerekçeleri arasında Kürecik radar üssü, Patriot bataryaları, ABD'nin Suriye politikası ve Türk hükümetinin ABD ile iyi ilişkilerini saydılar. Bu saldırı hakkındaki düşünceleriniz nedir?

Ankara'daki büyükelçilik binamıza yapılan saldırı, hiçbir şekilde haklı görülemeyecek insafsız bir terör eylemiydi. Her iki ülke için de bir trajediydi. Kalbimiz Türkleri ve  Amerikalıları korumak için hayatını kaybeden Mustafa Akarsu'nun  ailesiyle... Türk yetkililerin hızlı müdahalesine minnettarız,  hükümetlerimiz arasındaki işbirliği de kusursuz oldu. Yakın şekilde  koordine olmaya ve failleri adalet karşısına getirmek için elimizden  geleni yapmaya devam edeceğiz.

AKARSU'NUN FEDAKÂRLIĞI DOSTLUĞUMUZUN KANITI

Bu korkunç saldırı için sorumluluğu üstlenen örgüt, Türkiye ve ABD arasındaki, sizin de belirttiğiniz gibi, iyi ilişkileri  koparmayı amaçlıyor. Ama şimdiden açıkça ortada ki başarısız oldular.  Aksine bu olay insanlarımızı birbirine daha da yakınlaştırdı. Mustafa  Akarsu'nun fedakarlığı, Türk ve Amerikalıların her gün ortak güvenlik ve  refahımızı artırmak için nasıl yan yana çalıştığının hatırlatıcısı. Ve  biz taziyelerini ileten, ittifakımıza desteklerini tekrar teyit eden tüm  Türk liderlere ve vatandaşlara müteşekkiriz.

Başkan olarak yaptığım ilk deniz aşırı seyahatte Türkiye'de de  söylediğim gibi, Türkiye kritik bir müttefik ve ABD'nin stratejik  partneri. NATO müttefikleri olarak 60 yıldan uzun süredir yan yana durduk ve bu  ülkelerimiz için daha fazla güvenlik ve refah anlamına geldi. Türk-Amerikan ilişkileri küresel ekonomi, Afganistan, Suriye ve İran da dahil çeşitli zor konular karşısında kritik önemde oldu. Birlikte durduğumuz için daha güçlü ve güvendeyiz.

Geçtiğimiz dört yıl içinde ortaklığımızı, ticareti artırarak,  girişimciliği destekleyerek ve halklarımız arasındaki bağları  güçlendirerek genişlettiğimiz için çok memnunum. Mesela, geçen yıl  Amerikan üniversitelerine gelen Türk öğrencilerin sayısı diğer Avrupa ülkelerinin herhangi birinden daha fazla oldu. Ayrıca Türkiye'de daha  önce hiç olmadığı kadar çok Amerikalı öğrenci yaşıyor. Türkiye'ye  yaptığım ziyaretin en unutulmaz anlarından biri ülkenizin geleceğini  şekillendirecek Türk öğrencilerle konuşma fırsatıydı. Onların yeteneğini  ve iyimserliğini gördükten sonra ikna oldum ki ülkelerimizin ileriki  yıllarda birlikte başarabileceği daha çok şeyler var.

PATRİOTLAR TÜRKİYE'Yİ KORUMAK İÇİN

Türkiye'de Patriot bataryaları ile ilgili ciddi bir tartışma var. Bazı kişiler bunların Türkiye yerine İncirlik Üssü'nü, Kürecik'i ya da İsrail'i korumak için yerleştirildiğini savunuyor. Patriot bataryaları kimi koruyor?

Bu konuda çok net olmak istiyorum:  NATO ve ABD'nin, Türkiye'yi balistik füzelerden korumaya yardımcı olmak  için Patriot füzelerini konuşlandırmasını Türkiye talep etti. Bir başka  deyişle, bu, Türk topraklarını ve Türk halkını korumak için tasarlanmış  bir NATO konuşlandırması. ABD, İttifak'ımızın (NATO) Türkiye'nin  güvenliğine olan bağlılığının bir kanıtı olan bu projeye Almanya ve Hollanda'yla birlikte katılmaktan gurur duyuyor.

Bu vesileyle Türk halkına, bu konuşlandırmanın bir parçası olan  personelimize gösterdikleri nazik ev sahipliği için bizzat teşekkür  etmek istiyorum. Evlerinden çok uzakta olan bu Amerikalılar, benim de  Ankara ve İstanbul'da  bizzat hissettiğim, Türkiye'nin meşhur sıcaklığını ve ev sahipliğini  yaşıyor. Bu son işbirliğinin, ülkelerimizi müttefik ve dost olarak bir  arada tutan dayanıklı bağların bir örneği olduğuna inanıyorum.

ERDOĞAN'LA DÜRÜSTÇE KONUŞABİLİYORUZ

Başbakan Erdoğan kasımda gazetecilere sizinle yaptığı bir telefon görüşmesi sırasında Washington'ı ziyaret etmek istediğini ilettiğini söylemişti. Planlanan toplantının önemli gündem maddeleri nedir?

Başbakan Erdoğan ile buluşma fırsatını her zaman takdir ediyorum. G-20 toplantıları, Nükleer Güvenlik Zirveleri gibi uluslararası ortamlarda birçok kez partner  olarak birlikte çalıştık, birçok ikili toplantı yaptık. Başbakan'ı iyi  bir dost ve küresel konularda harika bir partner olarak görüyorum, hem  kendisinin hem Cumhurbaşkanı Gül'ün sergilediği liderliği takdir  ediyorum. Bence, arkadaş olarak, birlikte karşılaştığımız zorluklarla  ilgili dürüstçe konuşabildiğimiz bir ilişki geliştirdik, bu konuşmalar  bazen zor olsa bile... Hiçbir iki ülke her konuda aynı görüşte değildir,  Türkiye ve ABD de istisna değil. Ancak bu zorlukların bile bizi bir  araya getiriyor olması ortak çıkarlarımız, ortak değerlerimiz ve  ülkelerimiz arasındaki güçlü bağın bir kanıtı. Yani dostum Başbakan  Erdoğan'ı tekrar görmeyi dört gözle bekliyorum. Ekibimin  buluşabileceğimiz bir zaman ayarlamak için yoğun çaba sarf ettiğini  biliyorum, eminim yakında bir fırsat bulacağız. (Buluştuğumuzda) küresel  liderler olarak ilgilenmemiz gereken ortak zorlukları çözmek adına  birlikte çalışmak için bir imkân daha doğmuş olacak.

Avrupa Konseyi'nin  yeni yayınladığı bir raporda Türk yargısındaki eksikliklerin insan  haklarından faydalanma imkânlarını olumsuz etkilediği ifade edildi.  Raporda, uzun süreli alıkoyma, gazeteci ve aktivistlerin tutuklanması ve  yargının yürütmeden bağımsızlığıyla ilgili belirsizliklerin devam  ettiği kaydedildi. Bazı analistler ABD'nin yakın müttefiki ve Arap Baharı'nın model ülkeleri arasında sayılan Türkiye'de ciddi bir demokrasi açığı olduğunu  savunuyor. Siz bu endişeleri Başbakan Erdoğan'la hiç paylaştınız mı?

BÖLGEDE BİRÇOK İNSAN TÜRKİYE'Yİ İZLİYOR

ABD, benim Başbakan Erdoğan ile yaptığım sohbetlerde de dahil olmak  üzere, bir konuda çok açık oldu: Modern Türkiye, hukuk devleti ilkeleri  ve iyi yönetimden yana taraf olarak, tüm vatandaşlarının temel haklarını  koruyarak standartları belirleme imkânına sahip.

Sultanahmet Camii ve Ayasofya'ya  yaptığım ziyaretlerde Türkiye'nin çok çeşitli ve farklı etnik  gruplardan oluşan toplumsal mirasına tanıklık ettim. Ve tarih gösteriyor  ki evrensel hakları ve özgürlükleri koruyan ülkeler sonuçta daha  başarılı, istikrarlı ve müreffeh oluyorlar. Özellikle şimdi, Arap Baharı  sırasında, bölgede birçok insan kendi kurumlarında reform ve  modernizasyon arayışı içerisindeyken Türkiye'yi izliyor.

BARIŞÇIL ÇÖZÜM ARAMA ÇABASINI ALKIŞLIYORUM

AK Parti çok uzun süredir reformu destekliyor ve biz de hükümetin evrensel özgürlükleri ilerletme çabasını destekliyoruz, buna ifade özgürlüğü de dahil. Mevcut liderler, muhalefet partileri ve vatandaşlar ilerleme  kaydetmek için sorumluluğu paylaşmalı. Türkiye halkının bu sürece  katkıda bulunmak için reformlara ilgilerini açıkça ortaya koymaya devam  etmelerini teşvik ediyorum. Türk liderleri insanların çıkarlarına hizmet  eden reformları ilerletmeye ve demokratik kurumları güçlendirmeye  teşvik ediyorum. Ve basını ülkenizin karşı karşıya kaldığı seçimlerle  ilgili sağlıklı bir kamusal diyalog sürdürmeye teşvik ediyorum. Türkiye  için demokrasiyi ve insan haklarına saygıyı güçlendirmek, reform  yapmanın dünya sahnesinde ilerlemeyi nasıl sağladığını göstermek için  bir fırsat.

ESAD REJİMİ ER YA DA GEÇ BİTECEK

Kimse yanılmasın Esad rejiminin sonu er ya da geç gelecek ve Suriye  halkı kendi kaderine karar verme imkanına sahip olacak. Biz de Türkiye  ve uluslararası camia ile birlikte bu gelecek uğruna çaba sarf etmeye  devam edeceğiz.

Türk şirketleri İran'la iş olanakla-rından vazgeçiyor. Türk halkı,  dünyadaki herkes gibi, daha yüksek enerji ücretleri ödüyor. Ancak açık  olan bir şey var ki nükleer silahı olan bir İran'ın bedeli çok daha ağır  olur.

2011 yılında Libya operasyonunu savunurken şöyle demiştiniz: "Bazı uluslar başka  ülkelerdeki mezalime sırtını dönebilir. ABD farklıdır. Ben başkan olarak  harekete geçmek için katliam fotoğraflarını ve toplu mezarları beklemeyi reddettim."

Daha önce yaptığınız bu açıklamanın ışığında, ABD, 60 bin kişinin  öldüğü, kimyasal silah dedikodularının başladığı Suriye'ye müdahale  edecek mi?

Suriye'de yaşananlar tam bir trajedi. Esad ve rejiminin Suriye halkına  uyguladığı korkunç şiddet yalnızca haklarını aradıkları için öldürülen  ya da işkence edilen masum erkekler,  kadın lar ve çocuklar; yerle bir edilen  mahalleler ve topluluklar, evlerinden edilen sayısız insan -  dehşet  verici. Bu yüzden Esad ve rejimi tüm meşruiyetini kaybetti, bu yüzden  Esad'ın gitmesi gerekiyor.

ABD, Suriye halkının yaşadığı acıları kesinlikle görmezlikten gelmiyor. Tam aksine ben Ağustos 2011'de Esad'ın görevi  bırakması ve Suriye halkının kendi geleceğini belirlemesi gerektiğini  söylediğimde çok net bir pozisyon aldım. Başbakan Erdoğan da aynı  dönemde aynı noktayı vurguladı.

TÜRKİYE'YE KATKILARI İÇİN TAKDİRLERİMİ SUNUYORUM

ABD o zamandan beri Türkiye ve diğer müttefikleriyle yakın çalışarak -  Esad rejiminin sonu ve barışçıl, kapsayıcı, demokratik bir Suriye'ye  geçiş için çalışan uluslararası gayrete liderlik ediyor. Esad rejimini  politik olarak izole etmek için uğraştık. Rejimi finansal olarak aç  bırakmak için yaptırımlar uyguladık. Suriye halkının meşru temsilcisi  olarak gördüğümüz Suriye Muhalefet Konseyi'ni desteklemek için  çabaladık. Zulüm yapanların hesap vermesi için çağrıda bulunduk.

Aynı zamanda Suriye halkına insani yardım sağlamak için Türkiye ve diğer ülkelerle birlikte çalıştık. Yakın zamanda Suriye'deki insanlar ve şiddetten kaçanlar için 155 milyon dolarlık Amerikan yardımı -ilaç,  battaniye, giysi ve gıda- açıkladım. Bağışlarımız Birleşmiş Milletler  yardım fonlarına, Suriye'deki sivil toplum kuruluşlarına ve Türkiye  dahil komşu ülkelerdeki Suriyelilere hizmet veren kuruluşlara gidiyor.  Bu, Amerika'nın  Suriye halkına verdiği toplam yardım miktarını 365 milyon dolara  çıkarıyor. Biz tüm ülkeleri BM'nin son insani yardım çağrısına katkıda  bulunmaya çağırıyoruz.

ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLER ZOR OLMAYA DEVAM EDECEK

Tüm bu adımları Türk hükümeti ile yakın koordinasyon içinde attık. Ben  Başbakan Erdoğan ve Türk hükümetine, Suriye'de şiddeti bitirme ve  politik geçiş sürecine başlama yönündeki çabalara liderlik ettikleri  için takdirlerimi sunmak istiyorum. Özellikle Türkiye halkını, şiddetten  kaçan ve Türkiye'de mülteci kamplarına sığınan 170 binden fazla Suriyeliye ev sahipliği yaparken gösterdikleri inanılmaz cömertlik için alkışlıyorum.

Bu çabalar, ıstıraplı komşusuna yardım etmek isteyen Türk halkının  büyük kalbini ve Türkiye ile Suriye halkının güçlü dostluğunu  gösteriyor. Ayrıca Türkiye'nin bölgede lider olarak rolüne de işaret  ediyor. Bunun Türkiye'ye çok ağır bir maliyet getirdiğinin farkındayım, bu yüzden mültecilerin bakımına yardımcı olmak için insani yardım sunuyoruz.

Önümüzdeki günlerin Suriye halkı ve bölge için çok zor olmaya devam  edeceğinin farkındayız. Ancak Esad rejiminin zayıflamaya ve toprak  kaybetmeye devam ettiğini de biliyoruz. Rejim taraf değiştiren askerler  nedeniyle hasar görmeye devam ederken muhalefet güçleniyor. Kimse  yanılmasın- Esad rejiminin sonu er ya da geç gelecek ve Suriye halkı  kendi kaderine karar verme imkânına sahip olacak. Biz de Türkiye ve  uluslararası camia ile birlikte bu gelecek uğruna çaba sarf etmeye devam  edeceğiz.

Suriye'de süren iç savaşta en az 60 bin kişi hayatını kaybetti, on binlerce çocuk evlerini terk etmek zorunda kaldı.

NÜKLEER SİLAHI OLAN BİR İRAN'IN BEDELİ AĞIR OLUR

Dünya gergin bir şekilde Tahran'la diplomatik çözüme ulaşılmasını bekliyor. Sizce Türkiye, Ortadoğu'da savaşı engellemek için ABD ve İran arasında bir rol oynayabilir mi?

İlk başkan olduğumda İran liderlerine bir seçenek sundum. Uluslararası  sorumluluklarını yerine getirerek İran'ı -ABD ile daha iyi ilişkiler de  dahil olacak şekilde- küresel camiaya tekrar entegre edebilir ya da  sorumluluklarını hiçe saymaya devam ederek daha fazla baskı, yaptırım ve  izolasyonla karşı karşıya kalmayı seçebilirlerdi. Tahran maalesef her  seferinde meydan okuma yolunu seçerek İran halkını daha da fazla zorluk  yaşamaya mecbur bıraktı.
İran'ın nükleer programı büyük bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor.  Nükleer silahı olan bir İran, Türkiye dahil tüm komşularına ve dünyaya kabul edilemez ve ciddi bir tehdit olur. Bu yüzden defalarca ABD'nin İran'ın nükleer silah sahibi olmasına izin vermeyeceğini açıkça ortaya koydum.

SORUNU DİPLOMASİYLE ÇÖZMEK İSTİYORUZ

P5+1 ortaklarımızla birlikte, bu meseleyi barışçıl bir şekilde, diplomasi yoluyla çözmek istiyoruz. İran'ın liderleri ne yapmaları gerektiğini  biliyor: Nükleer sorumlulukları yerine getirmeleri ve uluslararası  camiayı nükleer programlarının barışçıl yöntemler için olduğuna ikna  etmeleri gerekiyor. Eğer bunu yaparlarsa İran için küresel camiaya  tekrar katılma ve diğer ülkelerle daha fazla ticaret ve bağlantının  getirdiği avantajlar ve ilerlemeden faydalanma imkânı doğuyor. Eğer  yapmazlarsa İran üzerindeki benzeri görülmemiş baskı yalnızca daha da  artacak.
Bu zorlukla mücadele etmek, devam eden bir uluslararası dayanışma  gerektiriyor. İran'a yaptırımlar ve ekonomik baskının Türkiye dahil bazı  ülkelere maliyeti olduğunun farkındayım. Türk şirketleri İran'la iş  olanaklarından vazgeçiyor. Türk halkı, dünyadaki herkes gibi, daha  yüksek enerji ücretleri ödüyor. Ancak açık olan bir şey var ki, nükleer  silahı olan bir İran'ın bedeli çok daha ağır olur ve bu bedeller  özellikle İran'ın Türkiye gibi komşuları için çok daha tehlikeli bir  bölgede ölçülür.

OBAMA BU SORULARA YANIT VERMEDİ

Milliyet muhabiri Pınar Ersoy, Obama'nın 11 sorudan 4'ünü yanıtladığını belirttiği yazısında, yanıt vermediği soruların diğerleri kadar anlamlı olduğunun altını çizdi.

İŞTE O SORULAR

-  Ankara'nın Kuzey Irak yönetimi ile ekonomik ve politik bağları sağlamlaşırken Bağdat yönetimi ile ilişkileri gittikçe zayıflıyor. Bu yeni tablo ve Kürt  petrolünün dünyaya Türkiye üzerinden dağıtılması üzerine düşünceleriniz  neler?

-  Türkiye ve ABD'nin, İsrail'in kasım ayında Gazze'ye  düzenlediği Savunma Sütunu Operasyonu konusunda temel görüş ayrılıkları  vardı. Başbakan Erdoğan İsrail'i terör devleti olmakla suçlarken siz  operasyonu nefsi müdafaa olarak savundunuz. Bu fikir ayrılığı Türk-ABD  ilişkilerinde hasara neden oldu mu?

-  Başbakan Erdoğan bir TV röportajında, Türkiye'nin AB'ye alternatif  olarak Şanghay Beşlisi'ne katılmayı değerlendirdiğini söyledi. Bu  Türkiye için, özellikle ABD ile ilişkileri açısından bakıldığında  gerçekleştirilebilir bir seçenek mi?

-  1915 olaylarının 100'üncü yıldönümü yaklaşıyor. Ermeni Soykırımı'nı tanıyan bir kararı desteklemeyi ya da 2008 seçim kampanyanızda söz verdiğiniz gibi soykırımı tanımayı planlıyor musunuz?

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum