Görmez'den Uyarı
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, mezhebi ve meşrebi ne olursa olsun kimseyi ötekileştirmemenin, “İslam kardeşliği” adına en önemli çabaları olduğunu belirterek, “Din, tek tip vatandaş oluşturmanın aracı değildir. Modernleşme sürecinin başlangıcında Diyanet’in mezheplerden uzak duruşu, doğal olarak çoğunluğun yapısı gereği Sünni-Hanefi anlayışın yorum ve pratikleri Diyanet’in gayri resmi olarak mezhebini Hanefilik olduğu izlenimini ortaya çıkarmıştır ki, bu algı kırılmalıdır” dedi.
İl Müftüleri Semineri, Afyon-Sandıklı’da gerçekleştirildi. 81 İl müftüsünün bir araya geldiği ve 4 gün sürecek olan seminerin açılışında konuşan Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Diyanet’in, “bürokratik bir devlet kurumundan öte bir millet kurumu” olduğunu söyledi. Dinin, mezheple eşitlenerek ifade edilmeyişinin, İslam’ın tek resmi mezhebe indirgenmemesine, dini düşüncenin ve dini hayatın özgür bir alan olarak çeşitlenmesine neden olduğunu belirten Görmez, “Asla Diyanet’i tek bir mezhebin temsilcisi konumuna getiremeyiz. Milletin her rengini ve herkesi kucaklamalıyız. İnsanları tasnif edemeyiz. Hiçbir kimseyi kapsama alanımızın dışında tutamayız. İki günün eşit tutulmamasını öğütleyen bir Peygamberin ümmeti olarak asla statükonun temsilcisi olamayız” dedi.
“HEP BİRLİKTE KARDEŞLİK HUKUKUNU YENİDEN İNŞA ETMELİYİZ”
Görmez, herkesin, aynı toprağın nimetlerinden adil pay almasının ahlakını oluşturmak için yapılacak her çabanın, hem dini, hem de insani görevlerden olduğuna dikkat çekerek, giderek hem İslam dünyasında hem de Türkiye’de mezhebe ve etnisiteye dayalı çatışmaların kıvılcımlarının söndürmesi ve kardeşlik hukukunun inşa edilmesi gerektiğini kaydetti. Dinin, tek tip vatandaş oluşturmanın aracı olmadığını vurgulayan Görmez, şöyle konuştu:
“Diyanet’in mezhepler üstü tanımlanması asla mezhepleri ve farklı dini anlayışları yok kabul ederek çok sesli dini anlayışları ortadan kaldırıp tek tipleştirme misyonuyla ilgili olmamalıdır. Aksine mezheplerin otantikliğini kabul ederek ama asla mezhepçilik yapmamaktır. Mezhebi ve meşrebi ne olursa olsun kimseyi ötekileştirmemek, İslam kardeşliği adına en önemli çabamızdır. Modernleşme sürecinin başlangıcında Diyanet’in mezheplerden uzak duruşu, doğal olarak çoğunluğun yapısı gereği Sünni-Hanefi anlayışın yorum ve pratikleri Diyanet’in gayri resmi olarak mezhebini Hanefilik olduğu izlenimini ortaya çıkarmıştır ki, bu algı kırılmalıdır.
Yasaların neyi, nasıl tanımladığının sosyal bir gerçekliği olmayabilir. Kanunen bize din hizmetleriyle ilgili görevler tevdi edilmiş olabilir. Bizim bu görevlerimiz öncelikle kanundan değil, dinin kendisinden gelmektedir. Ayrıca halkın kendisinin de bunu içtenlikle kabul etmesi gerekir. Çünkü din doğası gereği vicdani kabulle başlar ve belli bir ruhla ve anlayışla toplumsallaşır. Bu anlamda insanın doğası gereği, en sivil olarak kabul edilmesi gereken alan, dini hizmetlerle ilgili alandır.”
“DEVLETİN DİNİ KONULARA MÜDAHALE ETMESİ SORUNLARI DAHA DA DERİNLEŞTİRİR”
Devletin dini konulara müdahale etmesinin, sorunları daha da derinleştireceğini söyleyen Görmez, şunları ifade etti:
“Belki her türlü insani faaliyeti devlet eliyle yapabilirsiniz ve belli başarı da elde edebilirsiniz. Ama devletin dini konulara müdahale etmesi veya kendisine göre dini uygulama alanları oluşturması, bunları da otoriter devletçi bir mantıkla yapması hiçbir zaman karşılığı tam alınarak sonuçlanamaz. Günlük politik ve siyasi mesajların verildiği ve salt yurttaşlık bilgisi kitaplarında yer eden konular vaaz ve hutbe konusu olmamalıdır. Bu anlamda özellikle ara dönemlerde tepeden emir ve talimatla hutbe konusu yapılan başlıkları yeniden gözden geçirmeliyiz. Devletçi bu uygulamalara karşı vatandaşın önyargılı oluşunu ve tepki göstermesini anlamalı ve varsa bu uygulamaları kaldırmamız gerekmektedir.”
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.