Çanakkale Ruhu Milli Ruhumuzdur

Çanakkale Ruhu Milli Ruhumuzdur
Çanakkale Savaşı'nda yazılmış mektupları ve şiirleri bir araya getiren Çakır, Çanakkale Ruhu'nu 1915'ten bakarak anlatmak gerektiğini söyledi.

Gençlerin Çanakkale'den beslenmesi gerektiğini vurgulayan Doç.Dr. Ömer Çakır, "O ruhun ölümü aziz ve necip milletimizin ölümü demektir" dedi

Çanakkale Zaferi'nin 2015'te 100. yılı kutlanacak. Her zora düştüğümüzde, başımız sıkıştığında başvurduğumuz yerdir Çanakkale. "Türk Şiirinde Çanakkale Muharebeleri" ve "Çanakkale Mektupları" adlı eserlerinde Çanakkale Zaferi'ne dair yazılanları araştıran ve bir araya getiren Çankırı Karatekin Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Ömer Çakır ile konuştuk.

Çanakkale ruhu nedir?

 Çanakkale ruhunu 2013’ten değil, 1915’ten bakarak anlatmak gerekiyor. En iyi cevabı askerlere komuta eden Mustafa Kemal Paşa veriyor. “...

Size Bomba Sırtı Vakası’nı anlatmadan geçemeyeceğim. Müteakip siperler arasında mesafeniz 8 metre. Yani, ölüm muhakkak... Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor. Hiç ufak bir fütur bile göstermiyor...

 Okuma bilenler, ellerinde Kur’an-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler, kelime-i şahadet çekerek yürüyorlar... Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebesi’ni kazandıran bu yüksek ruhtur” diyor.

* Çanakkale Zaferi 'nin, Milli Mücadele'ye etkisi nasıl yansımış kaynaklara?

 Çanakkale Zaferi'nin orduya verdiği psikoloji, Milli Mücadele için çok önemli bir temel dinamik. Aslında Çanakkale'de Milli Mücadele'nin ön sözü yazılmıştır.

SEVİNÇ MEKTUBU

 * Çanakkale Zaferi'nde İslam inancının etkisi nasıl değerlendiriliyor?

İslami inancın en önemli etkisi, askerlerimizdeki şehitlik arzusunda kendisini gösterir. Bir asker şehit olmayı isterken onun annesi de oğlunun şehit olmasından dolayı mutluluk içindedir. İzmir'in Bayındır Kazası'na bağlı, Hamidiye Köyü'nden şehit Ömer Onbaşı'nın annesi Habibe Hanım,  oğlunun şehadet haberini alınca Enver Paşa'ya "Kumandan Beyefendim" diye başlayan bir mektup yazıyor. Me ktupta, hürmetlerini ifade ettikten sonra, "Oğlum Ömer Onbaşı'nın şehit olduğuna dair mektubunuzu kemal-i ta'zim ile aldım, tekrar-be-tekrar okudum ve pek çok sevindim. Sevindim ki şehit validesi oldum" diyor. Cephede böyle düşünen, cephe gerisinde de böyle düşünen bir milleti dünyada hiçbir kuvvet yenemez.

ALLAH’IN YARDIMIYLA

 * Balkan Savaşı gibi yenilgi ile sonuçlanan savaşlarda bu inanç yok muydu?

 Türk milleti kazandığı zaferi veya zaferleri kendi nefsine mâl etmek istemiyor çünkü Allah dilemedikçe hiçbir şey gerçekleşmez. Ne büyük bir fedakârlıkla, kahramanlıkla Çanakkale Zaferi'ni kazandığını pekâlâ biliyor ama bunu kendi nefsine mâl etmekten ziyade, Allah'ın yardımına bağlıyor. Yenilgiyi ise kendisine mâl ediyor, sebebi kendinde arıyor, hatta alnına vurulmuş bir leke olarak görüyor.

* Aslında mektuplarda şehit askerin de onun annesinin de duygularını öğreniyoruz.

 Çanakkale ruhu, kuru tarih bilgisiyle değil, ancak ve ancak o günlerde yazılmış, edebi metinlerin üzerinden anlatılabilir. Bir yaralı askerin ne hissettiğini onların anlattıklarından öğrenebiliriz. Teğmen Mehmed Dursun isimli bir asker, savaşta ağır yaralanıyor, hastaneye kaldırılıyor, hastanede, kendine gelince, bir kolunu kaybettiğini fark ediyor. O an yaşadıklarını anlatıyor, "Gözümü açtığım vakit, kendimi yatakta kolsuz olarak buldum. Vatan için bu hale geldiğimi düşünerek teselli oldum" diyor. Askerin orada bir uzvunu kaybedip gazi olmasında en önemli teselli edici unsur, bunun vatan için olması, yani, vatanseverlik duygusu.

* Bir milletin ruh dünyası da aktarılıyor.

 Bir örnek daha vereyim. Arkadaşı Hüseyin Ragıp, genç bir öğretmenin annesine yazdığı mektuptan bir bölümü naklediyor, genç öğretmen annesine "Anneciğim şayet bu siper içinde ebediyen kalır, geri dönmezsem sana çok yalvarırım benim için ağlama" diyor. O günkü asker ve annenin anlayışı ile bugünkü asker ve annenin vatan ve şehitlik konusundaki anlayışı aynıdır. Çanakkale'den beslenmeli ve gençliğimizi beslemeliyiz. Çanakkale ruhu milli ruhumuzdur. O ruhun ölümü aziz ve necip milletimizin ölümü demektir.

TÜRKÜSÜ HER DİLDE SÖYLENİYOR

 * Bir de Çanakkale Türküsü var, bu da savaştan kalan bir miras mı?

Bu türkü, Çanakkale Deniz Savaşı henüz başlamadan önce askerler harbe hazırlanırken, vaktiyle Çanakkale yöresinde söylenen bir aşk türküsünün üzerine savaşla ilgili sözler ilave edilerek oluşturulmuş. Seyfullah isimli Çanakkale Sultanisi öğrencisinin, İstanbul'daki annesine yazdığı 29 Eylül 1914 tarihli bir mektubunda, "ÖBirkaç günden beri Çanakkale sokaklarından askerler geçiyor. 'Çanakkale içinde aynalı çarşı, anne ben gidiyorum düşmana karşı' şarkısını söylüyorlar" diye yazmış. Savaşın öncesinde bu türkü doğuyor, savaş sırasında askerler tarafından söyleniyor, savaş bittikten sonra da askerlerin geri döndüğü toprakların hepsine  bu türkü askerlerin ağzında gidiyor. Bugün Gagavuz Türkleri de,  Arnavut, Makedon da, Bosna-Hersekli, Kerküklü de bu türküyü söyler. Anadolu'nun her yöresinde, dönemin bütün Osmanlı coğrafyasında Çanakkale Türküsü söylenir. Herkes kendi dilinde aynı türküyü söylüyor. Çanakkale Türküsü, milli mutabakatın ötesinde coğrafyaların mutabakatıdır. Bütün coğrafyaların birlikte söylediği bir türküdür.

MİLLİ MUTABAKAT İÇİN EN ÖNEMLİ ADRESTİR

 * Bu savaşa katılanların hepsi aynı dili mi konuşuyordu?

 Çanakkale başta dil olmak üzere, etnik birtakım hususlarla ilgili tartışmalar için çok önemli bir çözüm adresidir. Ali Rıza Seyfi isimli şair, şiirinde Çanakkale'yi anlatırken,  "Arap, Çerkes, Laz ile Kürt tatlı canı vermez mola/Cennetlere girmez mola/" diyor. Köyünden çıkıp gelen bir Kürt acaba orada hangi dili konuşuyordu? Çanakkale üzerinden bu meselelerin okumasını yapacak olursak, cephede ve siperde yanımızdaki diller ve karşımızdaki diller vardı. Kürtçesi, Lazcası, Çerkescesi, Osmanlı Devleti'nde konuşulan bütün diller cephede, yan yanaydı. Orada, kafalarda bir ayrılık, gayrılık yok. Çanakkale denildiği zaman milletimizin her bir ferdi, "O zaferde benim dedemin, atalarımın da payı vardır" diyebilmekte. Milletimizin fertleri arasında hemen hemen hiçbir ihtilaf söz konusu değildir, milli mutabakatın adresidir.

BALKANLAR TEFRİKA İLE KAYBEDİLDİ

* Çanakkale Savaşları'nda askerlerin bu ruh hali nasıl açıklanıyor?

 Çanakkale Savaşları'nın bir öncesine bir de sonrasına bakmak gerekir. Öncesinde Balkan Savaşı var. Balkan Savaşı'nın başında Osmanlı Ordusu'nun kısa sürede büyük bir hezimete uğrayıp, "Rumeli'ye elveda" diyeceğini hiç kimse düşünmüyordu. Selanik'te 400 yıldan fazla kalan ordumuz, ne hazindir ki çok kısa bir süre içerisinde Selanik'i, savaşmadan terk etmek zorunda kaldı. Çanakkale'de ise Balkanlar'daki hatalar tekrar edilmedi. Kısaca, Balkanlar biraz da içimizdeki tefrika sebebiyle kaybedilirken, Çanakkale birlik ve beraberliğin zaferi oldu.

MEHMET AKİF'İN 9 YILLIK SIRRI

* Çanakkale Zaferi'nin unutulmaya yüz tutması Osmanlı Devleti'nin bir zaferi olarak görülmesinden dolayı olabilir mi?

 Öyle olduğunu düşünmüyorum. Çanakkale Zaferini kazanan kadro Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu. Milli Mücadele bir süre kendinden önceki mücadeleleri gölgede bıraktı. Zamanla Çanakkale'nin Milli Mücadele için bir mukaddime olduğunu idrak etmemiz ve özellikle Avusturalya'dan gelen ziyaretçiler bizim bir Çanakkale Zaferimiz olduğunu hatırlamamıza neden oldu. Mesela zamanın Harbiye Nezareti, Çanakkale'de olan biteni, verilen mücadeleyi, hem o günün insanına anlatmaya çalışmış hem de Çanakkale ruhunu gelecek nesillere bir miras olarak bırakmak istemiş. Vasıta olarak da edebiyatın imkânlarından istifade etmeye çalışmış. Bu bağlamda para almayı kabul eden bazı şairlere yüksek meblağda telif ücretleri vererek, şiirler dahi yazdırmış.

YUSUF ZİYA 450 ALTIN ALDI

* Böyle bir milli meseleyi yazmak için yazarlar, şairler telif ücreti mi almışlar?

 Milli bir borcu ifa eden, içinden gelen o coşkuyu dile getiren,  milletin duygularına tercüman olan şiirler yazanlar var ama kimisi de bu işten ciddi miktarda telif ücreti alıyor.

* Mesela kimler telif ücreti almış, kimler almamış?

Çanakkale'yi, milletin duygularını ve kendi duygularını içtenlikle birleştirirek, telif ücreti almadan mısralara döken Mehmet Akif, Yahya Kemal gibi şairler var, mesela Yusuf Ziya ise kendi hatıralarında "Akından Akına" isimli kitabı için toplam 450 altın aldığını ifade ediyor. Mehmet Akif'in meşhur "Çanakkale Şehitleri"ne isimli şiirini, 1915'te Çanakkale'de zafer kazanılması üzerine yazdığı malumdur fakat bu şiir ilk defa 9 yıl sonra, 10 Temmuz 1924 yılında Sebilürreşad mecmuasında yayınlanmış. Bu 9 yıllık gecikmenin sebebi muhtemelen Akif'in milli bir meselenin şiirinin para ile yazılması söz konusu olduğunda susması. Türkiye'de bugün 450 altın karşılığında yazılan "Akından Akın"a isimli kitabı belki sadece edebiyat bilimciler bilir ama Mehmet Akif'in "Çanakkale Şehitleri'ne" isimli şiirini neredeyse bilmeyen yoktur, Çanakkale Muharebeleri ile ilgili yazılmış şiirler içerisinde edebi kıymeti en yüksek olandır. Çanakkale için en önemli abideyi mısralarla Mehmet Akif dikmiştir.

AHMET HAŞİM'İN KIRGINLIĞI

 * Çanakkale cephesinde savaşan edebiyatçı var mı?

Var. Ahmet Haşim bunlar içerisinde en meşhur olanı. Bunun dışında hikâyeci kimliğiyle tanınan Fahri Celal Göktulga, daha sonra romanlarıyla karşımıza çıkacak olan Mahmut Yesarî gibi isimlerin Çanakkale Cephesi'nde görev yaptı. Fahri Celal, Mahmut Yesari gibi bir kısım yazarlar eserlerinde Çanakkale Cephesi'ni konu edinirken, Ahmet Haşim'in Çanakkale Cephesi'nden ve oralarda yaşananlardan eserlerinde hiç söz etmemesi, oldukça dikkat çekici.  Yakup Kadri ile bir sohbetinde konu açılınca, "Benden bir kahramanlık neşidesi mi bekliyorsunuz? Onu da her şey olup bittikten sonra, izzet ve ikram ile Çanakkale'ye davet edilen şairlerden dinlersiniz" diyor.

COĞRAFYALARA MODEL OLDU

 * Aslında Çanakkale Zaferi, yeni nesle pek anlatılmadı.

Osmanlı Devleti, cephedeki, birlik ve bütünlüğün görülmesini, buradan nasıl bir kuvvet doğduğunun, ordumuzun kahramanlığının bizzat müşahade edilmesini, cephe gerisinde de anlatılmasını istemiş. Bunun için zamanın hükümeti, mesela biri İstanbul'dan diğeri de Suriye'den, içlerinde gazetecilerin bulunduğu iki edebi heyeti, farklı zamanlarda Çanakkale'ye göndermiş.

BERABERLİK ŞUURU

 * Kimler vardı bu heyetlerin içinde?

İstanbul'dan giden heyetin içerisinde Ömer Seyfettin, Ali Canip, Hamdullah Suphi, Celal Sahir, İbrahim Alaaddin gibi dönemin önde gelen şair ve yazarları var, ressamlar, mûsikîşinaslar da var. Çanakkale'ye Temmuz 1915'te götürüldüler ve bir süre cephede kaldılar.

* Neden Suriye'den de bir heyet Çanakkale'ye gitmiş?

Cemal Paşa, Suriye'den sanatçıların, yazarların ve gazetecilerin olduğu bir heyet göndermiş. Bu heyetin, Çanakkale ziyareti, Kurban Bayramı'na denk getirilmiş ve heyet, cephede Kurban Bayramı namazını askerlerimizle birlikte kılmış. Devlet, Suriye- Filistin- Hicaz Bölgesi'nde İngilizlerin, Fransızların kışkırtmasıyla oluşan birtakım ayrılıkların önüne geçilmesini istiyordu. Çanakkale Savaşı'nın devam ettiği günlerde, oradaki birlik ve beraberlik şuurunun Osmanlı'nın sancılı bölgelerine taşınarak buralardaki huzursuzluğun önüne geçmeyi hedeflemişler. Çanakkale'deki birliktelik bir model niteliği taşıyordu.

 Ömer Seyfettin, Ali Canip, Hamdullah Suphi gibi dönemin önde gelen şair ve yazarlarının yer aldığı İstanbul Edebiyat heyeti, Çanakkale siperlerinde...

ALINDAKİ LEKE TEMİZLENDİ

* Balkan Savaşları'nda alınan yenilginin Çanakkale'de askerler üzerinde psikolojik etkisine dair yazılı kaynaklarda ifadeler var mı?

Askerlerimiz, Çanakkale'de bir bakıma Balkan yenilgisinin alna vurduğu lekeyi temizlemek için büyük bir mücadele vermişler. Hamdullah Suphi, Çanakkale Cephesi'ni savaş sırasında ziyaret edenlerden birisi. Hatıralarında anlattığına göre, yolda giderken, Kayserili Hüseyin Çavuş isimli bir askere rastlar, Hüseyin Çavuş'un iki ayağı da yara bere içerisindedir. Yürümekte çok zorlanarak savaş alanına doğru ilerlerken, Hamdullah Suphi'ye, "Efendi, Selanik'te Yunanlılar'a esir düştüm, bize ayaklarımızla kireç ezdirir, sonra suya sokarlardı. O zaman intikamımı almaya yemin ettim. Şimdi yürüyemesem bile, yolda düşsem, beni sedyeye koysunlar, muharebeye gideceğim. Orada gördüğüm hakaretin intikamını alacağım" diye cevap verir. Hüseyin Sabri isimli bir asker de cepheden İstanbul'a yazdığı mektubunda, "Balkan Muharebesi'nde pâk nâsiyemize haksız bir surette sürülen o lekeyi hamd olsun kanımızla sildik, temizledik" diyor. İbrahimoğlu Ömer isimli bir askerin şiirinde, "Allah'a çok şükür gördük bugünü/Mazinin kalmadı lekeli günü/Hep sildik, şan aldık, yaptık düğünü/Şeref ü şanımız tuttu cihanı" mısralarını görüyoruz.

LİSE 2'DEN ÜNİVERSİTEYE ÖĞRENCİ ALDILAR

 * Çanakkale'nin geçilmez olması duygusu nereden yükseliyor?

 Çanakkale savunması bir bakıma İstanbul'un savunulmasıdır çünkü düşmanın hedefi İstanbul'dur. Sadece Osmanlı coğrafyasının değişik yerlerinden değil İstanbul'un bütün gençleri, öğrenciler, cepheye koşmuşlar. Behzad Kerim Efendi isimli bir askerimiz,  28 Temmuz 1915 tarihli günlüğüne, İstanbul'a veda ederken duygularını, ruh halini, "Oh, artık emelime nail oldum. Ben de, dinim, yurdum, şen ve mesut hatırat-ı ber-hayat sevgili İstanbulum için canımı feda edeceğim. Çünkü, Çanakkale'ye, hayır, haşa, Çanakkale değil, demir ve kankaleye gidiyorum. Mesrurum... Selam sana ey kalbimin kabesi İstanbul, ölüme gidenler sana veda ediyorlar..." diye yazmış.

HİÇ MEZUN VERMEMİŞ

* İstanbul'dan çok sayıda öğrencinin katıldığı anlatılır Çanakkale Savaşı'na.

 Çanakkale'ye "gençlik müdafaası" da denir. O yıllarda Fatih Medresesi Müderrisi olan Hasan Fehmi Bey, "Çanakkale 25 bin talebemi yedi" diyor.  Yine, o zamanın en itibarlı okullarından Galatasaray Lisesi'nin kimi sınıfları hiç mezun vermemiş, çünkü bu savaşta şehit olmuşlar. Mustafa Nihat Özön'ün anlattığına göre, bir kısım liselerin de mezun edecek son sınıf öğrencisi olmadığı için lise ikinci sınıf öğrencileri üniversiteye kabul edilmek durumunda kalınır. Çanakkale'de mekteple cephe de birleşmiş.

HARP EDEBİYATIYLA HARP TARİHİ FARKI DİKKATE ALINMALI

* Çanakkale Savaşları'na dair bir çok kahramanlık öyküsü de anlatılır, gerçekten bu kahramanlık hikâyelerinin hepsi yaşanmış olabilir mi?

 Çanakkale Savaşı'nın anlatımında harp edebiyatı ile harp tarihinin farkı dikkate alınmalı. Harp edebiyatı, kahramanlık menkıbeleri, mektuplar, şiirler, hikayelerle, harp sırasında görülenlerin, hissedilen duyguların, düşünce ve hayallerin dile getirilmesidir. Harp tarihi ise resmi raporlara bağlı olarak ve diğer başka kaynaklarla yazılır. Osmanlı, Çanakkale Zaferi'nin anlatımında, harp edebiyatını öncelemiş. Bugün de Çanakkale Harp Sahası'nı gezenler, rehberlerden bu harbin ruh dünyasını, kahramanlık hikayelerini dinlemek istiyor. Problem, harp edebiyatının harp tarihi gibi anlatılmasında. Oysa, anlatan anlattığının harp edebiyatı olduğunun idrakiyle anlatır, dinleyen de bunun bir harp edebiyatı olduğunu göz ardı etmeden dinlerse, "Çanakkale'de hurafe anlatılıyor" gibi lüzumsuz tartışmalar önlenmiş olur.

Seda Şimşek - Bugün

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum