'Konuşsam faydası yok, sussam gönül razı değil'
Satılmayı bekleyen diğer büyük ve küçük kurbanlıkların arasından rahatlıkla seçilebiliyordu. Neşeliydi. Sabahtan akşama kadar kös kös oturup otlanmaktan sıkılan, fırsat bulunca kendini caddelere atıp koşacakmış hissi uyandıran tavırları vardı. Hatta bu yüzden yanına yaklaşmaya önce bir çekindik. Fakat sahibi bizi Börtücan’ın aslında çok sevecen, sıcakkanlı olduğunu söyleyerek ikna etti. Evet, Börtücan! Bu dananın adı, bildiğimiz Kocaburun, Sarıkız gibi isimlere benzemiyordu. Bu da epey dikkatimizi çekti. Gittik selam verdik. Uzun uzun sohbet ettik. Öğrendik ki, Bu Börtücan’ın sadece ismi değil, şu dört yıllık bütün ömrü macera ve heyecan doluymuş. Bir hayvanın dört yılına bunca ekşın, entrika, dram nasıl girer demeyin… Buyrun, geçtiğimiz yıl içinde ‘umutsuz bir hindi’ sayesinde ‘inayete’ eren ve bugünlerde bir an evvel satılıp kurban edilmeyi coşkulu bir sükunetle uman Börtücan’ın öyküsünü dinleyin.
****
İsminiz pek bir new generation… İzahı zor gibi sanki ama eminim vardır açıklaması. Nedir?
Mööö…
Pardon?
Afedersiniz. Sizin anlayacağınız dilden konuşmalıydım.
Sevinirim. Zira benim ‘sizin anladığınız dilden konuştuğumu’ sanacaklardı.
Sahibimin torununun ismi bu aslında. İkimiz de aynı gün doğmuşuz. Börtücan ismine, yakın çevrem de ilkin alışamadı, yadırgadı. Ama önemli olan ruhtur diyorum.
Diksiyonda da biraz tikilik var. İsimden mi kaynaklanıyor bu? Veya bünye zaten müsaitti de isim mi tetikledi?
Haklı olabilirsiniz. Sahibim, oldukça zengin bir büyük baş tüccarı. Benden başka alıp sattığı yüzlerce hayvancağıza öyle tek tek isim vermez. Dedim ya, torunuyla aynı gün doğdum. Bana bahşedilen bu güzel isim, ömrümün şen şakrak geçmesini de sağladı. O kadar hayvanın arasında herkes gelip beni seviyordu. Bebeğin ismi de Börtücan ya. İlginç şu insanoğlu. Hemen yanımdaki büyüğüme ‘öküz’ diyorlardı ve birbirlerine kızarken ‘Öküz!” diye hitap edince daha çok sinirleniyorlardı. Ama ben Börtücan’dım. Herkes benim gibi olmak istiyordu. Neyse, şımarttılar beni. Bütün gün “Komple, komple…” şarkısı dinlemekten de bu hale geldim sanırım.
“Komple” mi? Biz sizin Mozart dinlediğinizi sanıyorduk!?
O reklamdı. Kime ne faydası dokundu, çözemedik. Mozart dinleyince verim alacaklarmış bizden falan. Hepsi hikaye! Ömrüm çok hareketli geçti benim. Tamam, matadorların elinde oyuncak olup feci şekilde can veren İspanyol asıllı dostlarım kadar acıklı bir hayat da istemezdim ama, şımartılmak da bir yere kadar. Ben hep sakin bir hayat umdumdu.
Sakin?
Evet. Yaşlandığımda küçük bir kulübem olsun küçük bir göl kenarında ve orada yalnız yaşayayım istedim. Ve tabi ki demiryolu manzaralı. Belki o zaman klasik müzik dinler, kendimden geçerdim. Belki abartır; şiir yazmaya, yağlı boya resim yapmaya başlardım. Ki, bu tabiatıma aykırı olurdu, öyle değil mi? Hem bizim gibi danaların eni sonu gideceği yer mezbahanedir. O koca daha Ferhat bile kurtulamadığına göre.
Daha Ferhat’tan haberiniz var, öyle mi?
Olmaz mı! Kendisiyle tanışmadım fakat namını çok duydum. Anlattıklarına göre doğduğu günden beri gözü yükseklerdeymiş onun. Arabalara binmeler, poz vermeler falan…
Araba dediğin bir eski Murat 124’tü sanırım.
Ha, bir dananın Murat 124’e binmesi normal öyle mi. Mini Cooper’a binseydi şaşırmayacaktın?
Mini Cooper küçük zaten, sığamazdı.
Land Rover?
Hımm… Olabilir…
…?
Acilen konuyu değiştirmeliyiz sanırım.
Valla sevinirim insanoğlu.
Geçtiğimiz yıl kurban edilmekten son anda kaçtığınız söyleniyor?
Evet kaçtım. Bir yığın sebebim vardı. Bunlardan biri, ölüm korkusuydu. Gözümün önünde bir başka arkadaşımı kestiler boğazından. Tekbir getiriyorlardı falan ama gözleri dönmüş gibiydi insanların. Benim bildiğim, kurbanlık hayvanı sakinleştirirsin. Gözlerini kaparsın. Okşarsın. Ama yok, hem arkadaşlarımı kıtır kıtır, korku içinde kestiler hem de bunu benim de görebileceğim bir yerde yaptılar. Korktum tabi. Kurban edilmek fikri zihnimden uçup gitti, yerine ölüm korkusu yerleşti. Kaçtım ben de. Sebeplerden biri budur.
Nerelere kaçtınız?
Sokaklara, caddelere attım kendimi. . O zamanlar, 153 Alo Kurbanım Kaçtı hattı bu kadar popüler değildi herhalde. Yakalayamadılar. ‘Acar’ muhabirler peşime düşmüş. Kameralar çekmiş. Hatta bazı arkadaşlar beni televizyonda görmüş. Fonda da eğlenceli bir müzik varmış. Ülkenin gündemi yığınla meseleyle doluyken… Dakikalarca beni meşhur etmişler. Sadece beni değil tabi, kurban keserken yaralanan kasapları da… Siz insanlar, başına kötü şey gelenlere gülmekten gerçekten büyük zevk mi alıyorsunuz?
Alakası yok! Hiç yapmayız! Kaçmanızın diğer sebepleri neydi ki?
Börtücan’dı.
Kendiniz olan Börtücan mı?
Hayır, sahibimin torunu olan Börtücan. Anlatmıştım, el bebek gül bebek büyüdüğümü. Küçük Börtücan’la yanıma gelip, biberonla besliyorlardı beni. Bir ara, bebeğin kendi biberonunu ağzıma dayayacaklarını sanacak kadar telaşlandım. Tamam, sevilmek iyi, hoş… Ama bütün karizma yerle bir oluyordu da. Neyse, buna rağmen sevdim Börtücan’ı. Sahibim beni tüccara satmak üzereyken annesi gelip, “Ay babacım, satma şu hayvanı. Bizim oğlan oynuyordu onunla” falan dedi. Bu ses gitmedi kulaklarımdan. Şeytan dürtükledi bir de. Neyse işte. Kaçtım ve bayram bitene kadar sokaklarda saklandım. Fakat artık böyle düşünmüyorum. Bugünkü aklım olsaydı, geçen yıl kaçmazdım. Börtücan falan, bir yere kadar.
Ya nasıl düşünüyorsunuz?
Evet, çocuklarla kurbanlık hayvanlar arasında güzel bir bağ kuruluyor. Hatta bazı anne babalar bunu bildikleri için çocuklarını kurbanlıklardan uzak tutmaya başladı. Hele büyük şehirlerde, çocuklar kurbanlıkların yüzünü bile görmüyor. Oysa çocuk yüreği buna katlanabilir, anlayabilir onlar… Allah sevgisini çocuğuna nakşedebilen anne babaların zaten böyle kaygıları olmamalı da. Dün sarılıp okşadığı koyunun, ertesi gün öyle böyle bir niyetle değil, Allah’ın rızasını almak için feda edildiğini çözebilir.
Biz küçükken bir sürü kurbanlıkla hüzünlü veda sahneleri sergilemiştik. Psikolojimiz bozulmadı, hamd olsun.
Üstelik, üzülen, gözyaşlarını tutamayan sadece çocuklar değil ki. Büyükler de pekala Tekbir getirilirken kendilerini tutamayıp ağlıyor. Tabi bu bahsettiğim, o hayvanın etini hesaplayanlar değil.
Bunu biraz açabilir misiniz?
Tabi. Geçtiğimiz günlerde, Mahmut Toptaş hoca da anlatmış bunu aslında. Ama ben de özetlemeye çalışabilirim. Benim gördüğüm şu; kurbanlık satışlarında yapılan pazarlıklar bazen amacından uzaklaştırıyor insanları. Ne dersiniz? Mesela dün burada ilginç bir diyaloga şahit oldum.
Nasıl bir diyalog?
Dört adam gelmişti. Bir dana vardı burada. Onu sordular. Tarttılar, fiyat aldılar falan… Sonra satıcı uzaklaşınca hesap yapmaya başladılar. Meğer aslında eşleriyle birlikte 8 kişi ortakmış alacakları kurbanlığa. Bu sayı çok geldi bana. Bir de bazıları ‘uyanıklık’ yapıyor. Sakatatları paylaşırken falan kavga çıkardıklarını duydum. Allah’a karşı yapılması gereken bir vazife gibi değil de, kilo kilo tartılıp, poşet poşet dolaba saklanan ‘et bayramı’ gibi mi algılıyorsunuz ki? Hayret valla. Hayır, Cuma namazlarında falan imamlarınız da mı anlatmıyor size Kurban Bayramı’nın anlamını, kesilecek kurbanın özelliklerini, faziletlerini…
Anlatıyorlar aslında. Ama genelde namazın farzına anca yetişiyorlar, belki ondan kaçırmış oluyorlar vaazı. Ne bileyim.
Ama bu önemli bir vaciptir. Kulaktan dolma bilgilerle kurban mı kesilir? Bırakın kurban keserken bilinçli olmayı, niyetlenirken bile insanın kalbinde çiçekler açmalı. Bir kurbanlık kredi kartıyla veya senetle, taksitle alınır mı, alınmaz mı… Bunun gibi fazlasıyla ‘teknik’ bir cevabı bile netleştiremiyorsunuz, hayret ediyorum.
Nerden öğrendiniz bu kadar şeyi? Kitap okuduğunuzu sanmıyorum. Börtücan’ın anne babası mı anlatıyordu?
Kitap okumadım, evet. Okusaydım hemen, “İneklik etmişsin” deyip, gülecek miydin? Neyse, sahiplerimden de öğrenmedim. Onlar bu işlere biraz uzak insanlar. İşin maddi durumuna bakıyorlar. Ben bunları bir hindi kardeşimden öğrendim.
Hindi kardeş?
Geçen yıl annesi kıytırık bir yılbaşı eğlencesinde pişirilen bir hindi kardeşten. Buraya gelmeden önce de dertleşmiştik onunla. Sanırım bu yılbaşında onu da pişirip yiyecekler, sun’i çam ağaçları gölgesinde. Söz tam buraya gelmişken, ‘Kurbanlık hayvanların kesilmesine karşı çıkan hayvanseverler, hindiler boş yere kesilirken nerdeler?’ demek bile istemiyorum. Çok anlamsız ve baş ağrıtıcı. “Allah’ın emri” denildiğinde yüreğinde bir kıpırdanma olmayanlara oturup kurbanlık hayvanla, yılbaşılık hayvan arasındaki farkı mı anlatmalı? Veya ‘Bakın, onlar da yılbaşında hindi katlediyor’ deyip gammazlayarak mı savunmalı, yapılan bu ibadeti? Hiç değil. Kılımı kıpırdatmam. Bir ara bütün bunları anlatayım istedim. İnsanlar bir dananın sözlerine kulak verir mi, sanmıyorum ama birbirlerini dinlemedikleri kesin.
Nasıl anlatacaktınız ki?
Facebook’a kaydoldum ben. Tosun Börtücan olarak. Orada bir grup kuracaktım. “İddia ediyorum, kurban kesmenin faziletini bilmeyen 100 bin Müslüman bulabilirim diye.” Ama içim sızladı. Son zamanlarda bu Müslümanların birbirlerini arkalarından vurmalarını hazmedemiyorum, bir dana olarak. Ha, “Konuşsam faydası yok, sussam gönül razı değil.” Tam böyle bir ikilem içindeyim. Şunu bilsinler yeter belki; her hayvan kurbanlık değildir. Et kesmek, eti buzlukta saklamak veya kurban kestiğini bildiğiniz ailelere ‘Bir de bizimkinden tadın’ diye ikram etmek değil, Kurban Bayramı’nın amacı. Yoksulu gözetin, yoksula gidin… Boğazından yılda bir kez et geçecek olan aileleri fazla bekletmeyin. Bir de bağış yapıyor bazıları. Bağış yaparken pazarlık etmek de bana anlamsız geliyor.
Nasıl pazarlık?
Geçen yıl görmüştüm. Bir yardım kuruluşu, kurban bedeli olarak 200 YTL fiyat biçmişti. Bir başkası ona bakıp “10 YTL indirim!”le “Kurban bedeli 190 YTL” falan demişti. Bırakın insanların 10 liralarıyla “günü kurtarma” çabalarını bir yana. Evet, hakkaten de, evden çıkarken 200 lirayı gözden çıkaran fakat 10 liralık indirimle kafası karışanlar var. Bırakın insanların niyetleriyle oynamayı.
E, bayram bitti bitiyor. Gelen giden yok. Ne yapacaksınız?
İyi ahlaklı, temiz niyetli bir kul tarafından satın alınmayı bekliyorum, umutla. Dilerim Allah’tan ki, mezbahaneye gidip kıtır kıtır kesilmeden önce, kurban edilirim. Dua eder misin bana?
Tabi ki.. Siz de bana dua edin.
Senin için bir ‘dua olmamı’ istiyorsan beni satın alıp kurban etmelisin.
Sanırım bunu yapamayacağım.
Dua da yok o zaman.
Gider ayak iyi bir söz işitseydim…
Peki öyleyse. Allah, bayramınızı mübarek kılsın. Kurban mı keseceksiniz; Allah kurbanınızı kabul etsin. İçiniz temiz, kalbiniz mutmain olsun… Mahşerde sizi bekliyor olacağız. Bunun için gönderilmedik mi zaten?
(Ümmühan Atak - Gerçek Hayat)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.