İdeal Siyaset İdeal Devlet İçin...
Bir hafta önce Akçağ Yayınları'ndan çıkan İdeal Siyaset İdeal Devlet kitabının yazarı Hasan Can "devlet, siyaset ve bürokrasi" konularında çarpıcı açıklamalarda bulundu. Kendisi de halen bir bakanlıkta çalışmakta olan Can, toplum ve idarelerin ilerleyerek aşama kaydetmesinin dünya denen leşte gözü olmayan, buna mukabil memleket, millet ve ebedi gayeler için büyük eser oluşturmanın peşinde olan nitelikli, hasbi kadrolar sayesinde başarılabileceğini kaydetti.
Hasan Can'ın yerlihaber.com'a verdiği röportaj şöyle:
-Öncelikle yeni kitabınız hayırlı olsun.
Teşekkür ederim.
-Neden bu konuya eğilme ihtyacı duydunuz? Kitabı yazma amacınız günümüz siyaset algısıyla ideal olan arasındaki farkı ortaya koymak mı?
Bu hususta çeşitli sebepler sayılabilir. Yönetim alanında öğrenim görmenin, kamuda idareci olarak çalışmanın ve ayrıca ülkemizde zaman zaman anlaşılması güç birtakım siyasî ve idarî uygulamalar bunda etkili olmuş olabilir.
-Başka sebep var mı?
Tabii ki var. Bir kere hepimiz idarî hoşnutsuzlukların sıklıkla dillendirildiği bir toplumdan geliyoruz. Ülkemizin hemen her köşesinde siyasî iktidarlar, milletvekilleri, bakanlar, valiler, belediye başkanları ve diğer yerel yöneticilerin icraatlarından sözedilmekte. Biz böyle bir sosyoplitik toplumsal zemine sahibiz. Ne yazık ki yıllar yılı bu sahada olumsuz örneklerin fazla bir yekun tutmuş olması ister istemez halkta siyaset ve bürokrasiye karşı güven problemi oluşturmuştur. Bütün bunlar bir araya getirildiğinde devlet, siyaset ve bürokrasi üzerine birşeyler yazmaya niçin ihtiyaç duyulduğu pek tabii anlaşılabilecektir.
-Ülkemizdeki siyaset algısı için ne dersiniz? Günümüz siyaset algısıyla ideal olan arasındaki fark sizce çok belirgin mi?
Bu fark fazlasıyla belirgin. İdeal siyaset ile sahada olup bitenler arasında uçurumlar var. Bu yüzden halk çoğu zaman siyaseten aldatıldığını düşünmektedir. Bütün toplumlarda insanın kendini farklı yüz veya maskelerle en kolay yoldan pazarladığı ortamlar kuşku yoktur ki politik ortamlar olmuştur. Merhum Necip Fazıl’ın; “Olanlar ortadayken, hep bugünü yarına erteleyici ve gelmeyecek bir istikbale ısmarlayıcı ‘cek, cak’ edatlarının iğrençliğinden söz etmesi” yerine getirilmeyen söz ve vaatlerdenyakınmanın bir ifadesidir.Oysa halkın siyaset müessesesi ve politikacılardan beklentisi “az söz söyleyip çok iş yapmaları” yönündedir. Fakat bazı istisnalar dışında bu talep yeterince karşılanmamıştır.
-“İdeal Siyaset İdeal Devlet” kitabı katı bürokratik cümlelerden çok fikri derinlikle yazılmış ve halktan insanların da anlayabileceği sadelikte. Örnekler toplumun tanıdığı önemli ilim, fikir ve devlet adamlarından verilmiş. Bunu özellikle mi seçtiniz?
Evet özellikle seçtim. Bir kere, yazılı bir eser her şeyden evvel hayatın gerçeklerini objektif olarak yansıtmalı ve okuyucu kitle gözönünde bulundurularak yazılmalıdır. Yazılı eserlerde dilin arı, duru olması bu yüzden çok önemlidir. Kitaptaki örneklerin toplumun bildiği simalardan seçilmiş olmasına gelince; evet bu da özel olarak dikkat ettiğim bir hassasiyet noktası oldu. Gazali, Nizamülmülk, Nasrettin Hoca, Selahattin Eyyubi, Niyazi Mısrî ve kitapta adları zikredilen bir çok sembol isim itina ile seçildi. Bunlar, toplumun her nerede duysa kulak kabartabileceği, saygıda kusur etmediği simalar. Kendi toplumumuzu baz alırsak; siyasi ve sosyal bir konuda yazılmış bir eser Mesnevi’den Nehcül Belâğa’dan, Mevlânâ, Sadi ve Muhyiddin-i Arabî’den habersiz ise dolayısıyla bilgi zemini itibariyle kendi referans kaynaklarımızdan beslenmiyorsa eksik ve kusurlu olması kaçınılmaz olacaktır.
-Kitabınızda hizmet kavramı üzerinde fazlasıyla duruyorsunuz. Sizce devletin sunmakla yükümlü olduğu hizmetler nelerdir? Devlet hangi hizmetler ışığında daha ideal olabilir?
Hizmet kavramına ayrı bir önem atfettiğim doğru. Bu yüzden eserin hem önsözünde hem de kapak yazısında“Hizmet eden izzet bulur” sözü önplana çıkarılmaktadır. Ne de olsa insan her türlü hizmetin en iyisine layıktır. Hz. Mevlânâ, “Sana hizmet etmek bütün varlık aemine farzdır” derken, insana hizmet etmenin ne derece mühim bir konu olduğunu belirtir. Kaldı ki, devlet ve idarelerin var oluş sebebi de zaten insan ve cemiyete hizmet etmektir. Siyasetin asıl varoluş misyonu insana karşılıksız hizmet esprisine dayanır. Bu yüzden yeryüzündeki toplumlar tarihler boyu dirilten, yaşatan ve hizmet eden yönetsel bir idarî düzenin geliştirilerek uygulanmasını arzulamışlardır. Bu iştiyak bugün de devam etmektedir.
-Hizmet bu kadar önemli yani.
Elbette önemli. Ancak bu, sanıldığı kadar kolay olmuyor. Tıpkı Feridüddin Attar’ın Mantıku’t Tayr’ındaki“Simurg” hikâyesinde de ifade edildiği gibi hizmet yolu rahatına düşkünlerin değil, o yola baş koyan âşıkların, canlarıyla oynayan serdengeçtilerin yoludur. Böylesine zor ve çetin bir yolculukta menzil almak hikmet ve hizmet âşığı olmakla mümkün olabilmektedir. Değer ölçüleri maddeleşmiş fertler bunu başaramazlar.
-Bu durumda şartlar ne olursa olsun nitelikten ödün verilmemesi gerekiyor.
Gayet tabii. Cemiyet ve medeniyetlerin ilerlemesi yalnız ve yalnız nitelikli insan ile mümkün olmuştur. Peygamberlerin metoduna baktığımızda mal, mülk, servete değil insana yatırım yaptıklarını görürüz. Zira insanlık, çok eski çağlardan bugüne her ne kazandıysa dünya denen leşte gözü olmayan, her çabasında memleket, millet ve ebedî gayeler için hizmet etmenin, dolayısıyla büyük eser oluşturmanın peşinde olan kaliteli, hasbî kadrolar sayesinde başarmıştır. Kötü malzemeden iyi eser yapılamayacağı gibi bayağı kadrolarla da bir yere varılamaz.
-Bir yazınızda “siyaset adamı atacağı her adımı geniş bir vizyon, felsefi derinlik ve ilmî tezlere dayanarak atmak mecburiyetindedir” diyorsunuz. Sizce ülkemizdeki siyaset adamlarının ne kadarı bu yeterliliğe sahip? Ya da ileride bu yeterliliğe sahip siyasetçilerin yetişmesine dair ümit görüyor musunuz?
Siyaset adamı mesuliyet adamı olduğu için yetkin olmak zorundadır. Kızılderililere ait olduğu söylenen, “Eğer bir ülkede gölgelerin boyu insanın boyunu geçmişse o ülkede güneş batıyor demektir” tarzındaki o meşhur darb-ı meselde de ifade edildiği gibi eski çağlardan bugüne nitelikli fertleri atlayarak meddah ve çalgıcılara yönelen bütün toplum ve idareler temel meselelerinin üstesinden gelmek bir yana, sorun üstüne sorun üretmişlerdir. Güç ve menfaat tapınağının etrafında saf tutmaya alışkın kaypak iradeli kadrolar ile ilimde, sanatta, ekonomide, politika ve yönetimde merhale katetmiş bir cemiyet bulunmamaktadır.
-Gelecek için ümitvar mısınız?
Ümitsiz olmak düşünce örgümüze, inanç ve akidemize aykırı bir durum. Her şeye rağmen ümitvar olmak lazım. Ama günümüzde eblehleşmenin ivme kazandığı, toplumsal çapta nesneleşme ve çürümenin yaşanmakta olduğu da bir gerçek. Bunu kimse inkar edemez. Eskinin saygın, kaliteli insanları artık aramızda yetişmiyor.
Günümüzde siyasetçi dendiği zaman kendine güvenle kibrin birbirine karıştığını görüyoruz.
-Bir siyasetçinin mütevazi olması güven eksikliği olarak algılanıyor. Sizce siyasetçinin büyüklenmesi kendine olan güveninden mi geliyor?
Bunun çokça sebebi var kuşkusuz. Ancak fazla güven de insanı saptırabiliyor. Bu kapsamda dile getirilebilecek bütün sebepler seküler zihniyetin (dünyevileşmenin) insana galebe gelmesinden ileri gelmektedir. Böbürlenme olarak da ifade edilen büyüklenme illeti, birçok insanın yakasını kurtaramadığı sapkın bir hastalıktır. Kendine tapınma hastalığı da denebilecek bu saptırıcı eğilimin siyasî ve bürokratik ortamlarda daha fazla zemin bulduğu da bir vakıa olarak ortadadır.
-“Siyaset pis iştir” düşüncesinin temiz insanların önüne set koyduğunu düşünüyor musunuz?
Bu kanı zaten kitapta dile getiriliyor. Uzun yıllar boyunca ülkemiz siyaseti vasat bir seviyede götürülmüş. Vasat siyasetçi vasataltı kadrolar arasında rahat edeceğinden siyasette hatta bürokraside yapı ağırlıklı bu seviyede oluşturulmuş. Hâliyle bu durum ehil insanların saf dışı bırakılmalarına yol açmıştır denilebilir.
-Halk ne ölçüde ideal devlete katkıda bulunabilir? Halkın devlete karşı tutum ve desteği nasıl olmalıdır?
İdeal toplumun oluşmasında olduğu kadar ideal bir devlet nizamının teşekkülünde de halk mesuldur. Rusların ünlü edebiyatçısı Tolstoy, eserlerinin birinde; “Kötüler, kendilerine tahammül edildikçe daha çok azarlar” der. Bunun önüne geçilmesi için aydınlar, akademisyenler, politikacılar ve sivil toplumsal müesseseler kadar halkın da mesuliyeti bulunmaktadır. Bu itibarla, Türkiye toplumu siyasete değer katacak unsurları çoğaltmak namına her zamankinden daha çok çabalamak ve siyaset müessesesine doğrudan müdahil olmak zorundadır. Bayağılığıa ve basitliğe prim tanınması hâlinde cemiyet bünyesinde yozlaşma kaçınılmaz olur.
-Ropörtaj için teşekkür ederiz.
Ben de başta şahsınız olmak üzere okuyucu kitlenize ve Yerlihaber çalışanlarına teşekkür ederim.
KAYNAK: yerlihaber.com.tr
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.