Tayyar: Derin Devlet Uyuyan Yılan!
Gazeteci-yazar Şamil Tayyar, AK Parti'den milletvekili seçildikten sonra kitap
çalışmalarına ara vermedi. Bugün Timaş Yayınları'ndan çıkan son kitabı ‘Beşinci
Darbe’ okurla buluşacak.
Kitapta derin devletin 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat'ın ardından
hasretini çektiği beşinci darbe için nasıl bir strateji belirlendiği ele
alınıyor. Zaman, Şamil Tayyar'la meclis bahçesinde yeni kitabını, kritik
seçimlerin yapılacağı 2014 yılında yaşanması muhtemel olayları ve AK Parti ile
derin-devlet ilişkilerini konuştu.
İşte röportajdan, dikkat çeken bazı bölümler:
Derin devletin Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasî yasağını kaldırarak AK Parti'yi
bölmek istediğini söylüyorsunuz?
Doğru. Önce AK Parti'nin kuruluşunu engellemeye çalıştılar ama mümkün olmadı. Bu
kez Recep Tayyip Erdoğan'ın siyaseten önünü kesmeye çalıştılar ve bunu kısmen
başardılar. 2002'de Abdullah Gül başbakan oldu. Bu süreçte Gül ile Erdoğan
arasında doğabilecek bir siyasi çatışmanın AK Parti'yi böleceğini
varsayıyorlardı ama bu mümkün olmadı. Derin devlet istemeseydi Tayyip Bey'in
siyaset yasağını asla kaldırmazlardı. Ve CHP Parlamento’da destek vermezdi, ki
CHP destek vermese geçmiyordu. Ona rağmen Meclis'ten geçse de Anayasa
Mahkemesi'nde iptal edilirdi. Buradan anlıyoruz ki derin devlet konsept
değişikliğine gitti. Fakat bu hesap da tutmadı.
Derin odaklarla girilen mücadelede 50 kadar derin hücrenin tespit edildiğinden
bahsediyorsunuz?
Şu anda yargı önüne çıkarılan sanıkların derin yapının yüzde biri bile olduğunu
düşünmüyorum. Ergenekon, derin devletin günümüzdeki adıdır. Silivri'de yargı
önüne çıkarılan sanıklar burada tarif etmeye çalıştığımız derin devlet
bağlamında bir davanın gerçek görüntüsü değildir. Bunlar ağırlıklı olarak derin
devletin sivil ayağıdır. İçinde üç-beş askerin olması kimseyi yanıltmasın.
Peki 50 hücre ne oldu?
Önemli kısmının tespit edilemediğini, yargı önüne çıkarılamadığını düşünüyorum.
Derin devletin hâlâ yargı ayağı, ekonomi ayağı duruyor mesela. Bu hücrelerin
önemli kısmı operasyonlar sayesinde pasifize olmuş, manevra kabiliyetini
yitirmiştir ama yok olmamıştır. Bunların bir kısmı uyuyan yılan şeklinde
beklemektedir.
AK Parti'nin karşı karşıya olduğu bir riskten söz ediyorsunuz. Nedir o risk?
Bir süredir AK Parti'de kendi arkadaşlarımız da derin devlete karşı yürütülen mücadelenin sonuçlandığını, artık devletin gerçek manada milletin eline geçtiğini sanmaya başladı. Bu bir yanılsamadır. Biz böyle düşünür ve devlete ait tüm kurumların yanlışını üstlenirsek siyaseten ağır bir yükün altına girmiş oluruz.
Kapatma davası sürecini tersine çeviren bir olaydan bahsediyorsunuz kitabınızda.
İddia ederek söylüyorum; AK Parti üzerindeki Ergenekon baskısı, 1 Temmuz 2008'de Şener Eruygur ve Hurşit Tolon'un da gözaltına alındığı operasyonla kalkmıştır. Eğer Ergenekon operasyonları, Tolon ve Eruygur'u da içine alacak şekilde genişletilmeseydi bugün AK Parti kapatılmış olurdu.
Uludere'nin üzerine neden gidilemedi?
2010'dan itibaren AK Parti'yi kendine kalkan yaparak, şemsiyesi altına sığınarak kendi varlığını koruma ve uygun bir zamanda sahneye çıkma stratejisine döndü. Şu an bu strateji uygulanıyor. Bizim açımızdan ise durum farklı. Bazı arkadaşlarımız 2010'dan itibaren mücadelenin sonlandığını, devletin gerçek anlamda milletin eline geçtiğini, yeni dönemde bir yerde helalleşerek yola devam etmenin geçerli olduğunu savundu.
Bu helalleşme, sözünü ettiğiniz 50 hücreyi de kapsıyor mu?
Bunun hücrelerle ilgisi yok. Artık biz bürokrasinin önemli yerlerine atamalar
yaptık. Fikri olarak bize yakın olduğunu düşündüğümüz bu atamalarla aslında
devletin sahibi olarak da kendimizi görmeye başladık. Bu tarihi bir yanılgıdır.
Artık devletin sahibi olarak kendimizi görüyoruz ve kurumlara ait yanlışı da
üstleniyoruz.
‘Benim Genelkurmay Başkanım’, ‘Benim Yargıtay Başkanım’, ‘Benim Emniyet Genel Müdürüm’ demeye başladık. ‘Benim’ yok.
Makas değişikliği denebilir mi buna?
Biz 2010'dan bu yana sivil siyaseti boşaltmaya başladık. Bu bizi daha devletçi
bir çizgiye savuruyor. Bu çok tehlikeli bir yolculuk. Bunu bilerek ve görerek
bizim ciddi bir özeleştiriye ihtiyacımız var. CHP özü itibarıyla AK Parti'nin
sivil siyaset alanını boşaltmaya başladığını gördü. Burayı doldurmak istiyor.
Fakat CHP'nin bagajı dolu, sabıkalı, eli kanlı bir siyasi parti ve topluma güven
veremiyor. O nedenle AK Parti'nin boşaltmaya başladığı bu alana yerleşme
ihtimali yok.
AK Parti güçlü muhalefet olmadığı için özeleştiri ihtiyacı duymuyor mu
diyorsunuz?
Güçlü bir CHP, güçlü bir muhalefet bizim kendimizi sorgulamamızı da sağlardı. Bu bizi ve dolayısıyla Türk demokrasisini daha çok güçlendirirdi. Muhalefet güçlenirse iktidara istikamet vermesi açısından önemlidir diye düşünüyorum. Bugün biz, rakibimizin zayıf olması ve düşmanımızı da kaybetmemiz nedeniyle olayları iyi analiz etmekte, kurgulamakta zorlanıyoruz diye düşünüyorum. Biz bu özeleştiriyi yapmazsak siyasi bedeli ağır olur.
MİT içindeki derin odaklar tasfiye edilebildi mi?
MİT içerisinde Hakan Fidan'ın altını oyan veya yukarıya yanlış bilgiler aktararak siyasi iradeyi etkilemeye çalışan ekipler var. Bunların tasfiye edilmesi lazım. MİT içinde böyle bir sıkıntı var. Bizim hiçbir komplekse kapılmadan yetkisini yanlış kullanan MİT olsun, emniyet olsun ya da bir başka kurum olsun her yerde gerekli operasyonu yapmamız lazım. Bu arada Ergenekon sürecinde, Balyoz davasında gerçekten ciddi katkı sunmuş, gece gündüz uyumamış, her şeyinden fedakarlık yapmış çalışan kadroları da korumak gerekir. Hak edeni sahipleneceksin; yanlış yapanı tasfiye edeceksin. Kim yaparsa yapsın.
2014 müesses nizam açısından bir varoluş-yok oluş mücadelesi
‘Beşinci Darbe’ nedir?
Kritik bir evrede olduğumuzu söylüyoruz. 2010 referandumu ile sivil irade kısmi
bir mevzi kazandı ama bu tamamlanmış bir süreç değil. Şimdi yeni bir döneme
giriyoruz. Bir tarafta 2023 hedeflerini açıklamış bir sivil irade var. Öte
tarafta 2010'dan itibaren nadasa yatmış derin devletin dirilme projesi var. Bu
yeni ve büyük hesaplaşmanın önümüzdeki bir yılda yaşanacağını düşünüyoruz.
2014'te ilk defa halk cumhurbaşkanını seçecek. Bu çok önemli bir adım. Müesses nizam cumhurbaşkanı seçimlerine etki etme gücünü yitirmiş olacak. Tek söz sahibi halk olacak. Onun için derin yapı var gücüyle mücadele edecek.
Neleri beraberinde getirecek bu kritik yıl?
Birçok uluslararası güç odağının ve derin devletin menfaatinin örtüştüğü bir
döneme giriyoruz. Tıpkı Reyhanlı benzeri kitlesel ölümlerin yaşanabileceği
eylemler olabilir. Başbakan'a, Genelkurmay Başkanı'na, muhalefet liderlerine,
önemli bazı kanaat önderlerine yönelik suikast planları tertiplenebilir. Bu
kaotik planlar gerçekleşirse Türkiye 50 yıl daha geriye gider.
Devlet içinde hâlâ derin odaklar varlık gösterebiliyor mu?
Tabii ki. O kadrolara bizim arzu ettiğimiz isimlerin getirilmesi kimseyi
yanıltmasın. Bu güç öyle bir şey ki Abdüllatif Şener örneğinde olduğu gibi,
beraber yola çıktığınız arkadaşlarınız bile korku ikliminde başka yöne
evrilebilir. Nitekim kendi dönemimizde atanmış birçok bürokratın derin devlete
hizmet ettiğini ve ikili oynayanların olduğunu düşünüyorum. Onun için herkesin
dikkatli olması gereken bir dönemde olduğumuz kanaatindeyim.
Yerel seçimlerden sonra daha gergin günler mi göreceğiz?
Süreç şu an başladı. 2014 yerel seçimlerinden sonra ivme kazandırılabilir. Allah
korusun AK Parti'nin oylarında yüzde onluk bir azalma olsa; bunu iktidarın
zayıflaması gibi gösterip cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasını aleyhe
çevirebilirler. Onun için en ateşli yangın dönemi olarak martla ağustos arasını
görüyorum.
2014 yolunda gördüğünüz riskleri bertaraf etmek için iktidar olarak neler
yapıyorsunuz?
Bürokrasinin artan etkinliği siyasi mekanizmanın reflekslerini köreltiyor. Bu da
tuzaklar kurulduğunda doğru konumlanmamızı zorlaştırıyor.
Zaman
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.