Avukatlık Yasasını Saptırıyorlar

Avukatlık Yasasını Saptırıyorlar
O halde, “polis 49 avukata karşı zor kullandı” yaygarası psikolojik olarak doğru da, yasal olarak doğru mu? Polis de en azından avukat kadar kamu görevi yapan birisi değil mi?

Meslek dayanışması gereği, Çağlayan’daki İstanbul  Adliyesinde 49 avukata karşı polisin giriştiği zor kullanma seansı şüphesiz beni de etkilemiştir...

Devletin savcısı olduğum halde, 80 öncesi Ankara’da POL- Der zorbalarının benzer muamelesine maruz kalan birisi olarak duygularımı bir kenara itiyorum.

O günle bugün elbette ki farklı...

Ekranlara bakıyorum, kimi hukuk kökenli akademisyenler bile zuladan atıyor.

Maksat iktidarın hanesine yazılsın...

Madem hukuk adamıyız hak neyse ona bakmamız lazım.

Çarşıları ateşe veren gözü dönmüş militanlar gibi konuşursak hukuk adamlığımıza yazık olur.

Hem de ayıp olur...

1136 sayılı yasa gereği; ağır cezalık ve suçüstüler hariç, polis avukatın üstünü arayamaz.

Bu doğru...

Ayrıca, aynı yasanın 58-59. Maddesi gereğince, “avukatların avukatlık görevinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında, Adalet Bakanlığı’nın vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer cumhuriyet savcısı tarafından soruşturma yapılır.”

Yasa demek istiyor ki avukat görevini yaparken, veya görevi sırasında(duruşma salonunda, veya savunma yaptığı esnada, veya bürosunda )  suç işlemesi halinde soruşturması izne tabi.

Ama değil, Gezi olaylarına destek vermek üzere cüppesiyle eyleme girişmişse buna da avukatlık görevi diyemeyiz. Diyemeyiz, çünkü Yargıtay da demiyor...

O halde, “polis 49 avukata karşı zor kullandı”  yaygarası psikolojik olarak doğru da, yasal olarak doğru mu? Polis de en azından avukat kadar kamu görevi yapan birisi değil mi?

Avukatın görevi müvekkilini en iyi şekilde nasıl savunmaksa, polisin de görevi kamu düzenini en iyi şekilde korumaktır. İşin bu tarafını görmezsek tek gözle bakmış oluruz ki bu da en azından keyfilik olur, hak ve hukuk olmaz...

Gelelim bu 49 avukatın eylemine.

Ne oldu ne bitti?

Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nda saat 12,00’ye doğru bir kısımların toplanmaları elbette ki tesadüfi olamazdı. Maksatları Gezi Parkı olaylarını protesto etmek.

Ve ettiler...

Koskoca İstanbul’da yer bulamadıkları için de adliyeyi seçtiler!

O da yetmedi, adliye karakolunun önünde oturma eylemi ve sloganlar.

“Her yer Taksim, her yer direniş.”

Gördünüz mü? Bu beylere göre her yer Taksim’miş.

Hastane de olabilir, yeter ki bağırıp çağırıp huzurun dengesini bozsunlar.

Bu arada polis iki avukatı gözaltına alınca olanlar oldu.

Bu sefer eylemci avukat sayısı 100 çıktı.

Ve de bir saatten fazla oturma eylemi.

Ya sabır...

Dağılmayan kalabalığı dağıtmak üzere Çevik Kuvvet giriyor devreye.

Eylemci avukatlar, polisin dağılın ikazına direnç gösterince polis de zor kullandı.

Ya ne yapacaktı?

Kahve mi ikram edecekti?

Madem Avukatlık yasası diyorsanız, o zaman avukatlık mesleğine yaraşır şekilde tavır sergilemek gerekmez miydi? Adliyede eylem olmaz, hadi yaptınız dağılın...

Bu meslektaşlar öyle yapmadılar, “biz avukatız bize kimse karışamaz” mantığını işlettiler.

O zaman başkaları da cüppelerini giyerek bu avukatların kapılarında sloganlı eylem yapsalar doğru olur mu? Burası adliye, Taksim meydanı değil.

Ama beyler, Taksim Meydanı diyorsa Taksim Meydanı’dır!

Hem eylem deyince, sadece kendini değil çevreni de düşünmek zorundasın.

Başkalarının cam çerçevesini indirerek, kamu malına zarar vererek, halkın seyahat hürriyetini engelleyerek hak aranmaz. Demokratik hakmış.

İyi de, senin demokratik hakkın var da vatandaşın yok mu?

O adliyede ben de savcı olsam, polise “derhal bu gürültüyü kes, kendini bilmezleri de dışarı çıkar” talimatını verirdim. Söyleyin, hangi savcı vermezdi?..

Allah aşkına kim haklı, kim haksız?..

Emekli Hakim Nusret Çiçek / Habervaktim.com

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum